Muhammed bin İsmail el-Buhârî
Peygamber aleyhisselamın hicretinden 194 yıl sonra Buhara’da Muhammed isimli bir çocuk doğdu. 13 Şevval 194 (20 Temmuz 810). Bu çocuğun babası İsmail; İmam Malik bin Enes ve Abdullah bin Mübarek’in talebesi idi. Kendisi henüz küçükken, babası ona iyi bir servet bırakarak öldü. Annesi de duası makbul, saliha bir kadındı.
Büyük dedesi Mecusi olan bu çocuk Arap değildi. Arap ve Acem’in efendisi oldu. Âlimlere sultan oldu. İlmin mihengi haline geldi.
On yaşına gelmeden hadis ilminde basamakları çıkmaya koyuldu. Buhara’dan Bağdat’a hadis tahsili için geldiğinde on altı yaşında bir gençti.
Ahmed bin Hanbel’in önüne diz çöktü. Zamanının en büyük âlimlerini bir bir gezdi. Kimde ne varsa ilim olarak onu aldı. Sanki doğmadan okumaya başlamış bir hali vardı.
Kendisinin verdiği bilgiye göre, bin seksen hocadan ders okudu. Onların bildiği hadisleri ezberledi. Bir ay önce önünde ders okuduğu bir hocası bir ay sonra ondan bir şeyler öğrenir hale geliyordu.
İmam Buhârî, çocuk denecek yaşta çıktığı ilim yolculuğunda on binlerce km. yol kat etti. Bugün, Buhara ile Bağdat arası kuş bakışı 2000, Mısır 3200, Mekke 3300 km. dir. Sadece Bağdat’a sekiz defa gitti. Gittiği yerlerde, mescidlerde konakladı. Dinlenmeye fırsat bulamadan ikinci bir şehre gitti. 62 yaşında vefat etti. 16 yaşında ilk ilim yolculuğu başladı. 46 yıl bineği üzerinde, kitapları, defter ve yazı malzemesiyle gezdi. Bağdat’ta duyduğu bir hadisi başka bir muhaddis Mekke’de okutuyor diye yola koyuldu. Oradan Semerkand’a, Semerkand’dan Merv’e, oradan başka bir yere; sürekli hareket halinde bir hayat yaşadı. Bir yandan öğrendi bir yandan öğretti. Allah, o büyük himmeti sayesinde adını ebedileştirdi. Geçip giden asırlar adını eskitmediği gibi, her geçen gün onu biraz daha büyüttü. Kendisinden sonra gelenler yaptığının bir benzerini yapmaktan aciz kaldılar. Yazdığı kitapları baş tacı edildi. SAHİH-İ BUHARİ elden ele dolaştı. Genç beyinler onu ezberlemeye çalıştı.