11 Cemaziye'l-Evvel 1429
16 Mayıs 2008, Cuma
11 Cemaziye'l-Evvel 1429
16 Mayıs 2008, Cuma
Ayet
Ey iman edenler!Cuma gunu namaz icin cagrildiginizda her turlu dunyevi alisverisi birakip Allah'i anmaya yani hutbeyi dinleyip namazi kilmaya kosun.Eger bilirseniz bu sizin icin daha hayirlidir.
Cuma-9
hadis
Cuma gününde öyle bir an vardır ki, günah veya akrabalarla ilişkiyi kesme konularında olmamak şartıyla kul Allahü teâlâdan bir şey isterse Allahü teâlâ mutlaka onu verir.
Buhari

GİrİŞ Yap

Kullanıcı ismi:
Şifreniz:



...........................................
Şifrenizi mi unuttunuz
yoksa hâlâ üye değil misiniz? Hemen Üye Olun

Arama


Gelişmiş arama yap
Hak-dilaram Sözlük

Yürek Yangınları

Anket

hangi mevsimi seviyorsunuz????
ilkbahar: 48,21%
yaz: 16,07%
sonbahar: 25,00%
kış: 10,71%
Katılımcı sayısı: 112. Sizin bu Ankette oy kullanma yetkiniz bulunmuyor

Online Üye

Şuan Forumda: 46 (3 Kayıtlı ve 43 Misafir) bulunmaktadır.

Online  mutasyon, sevimli22, sonsuzluğa özlem


Admin :: S.Mod :: Mod :: Yazarlar :: İmtiyazlı Üye

Üye Albümlerinden

Üye albümlerinden en son eklenen resimler:

güzel güne güzel resimlerle
kabiliyet isimli üyenin, güzel güne güzel resimlerle Albümünden

güzel güne güzel resimlerle
kabiliyet isimli üyenin, güzel güne güzel resimlerle Albümünden

güzel güne güzel resimlerle
kabiliyet isimli üyenin, güzel güne güzel resimlerle Albümünden

güzel güne güzel resimlerle
kabiliyet isimli üyenin, güzel güne güzel resimlerle Albümünden

güzel güne güzel resimlerle
kabiliyet isimli üyenin, güzel güne güzel resimlerle Albümünden

güzel güne güzel resimlerle
kabiliyet isimli üyenin, güzel güne güzel resimlerle Albümünden

güzel güne güzel resimlerle
kabiliyet isimli üyenin, güzel güne güzel resimlerle Albümünden

güzel güne güzel resimlerle
kabiliyet isimli üyenin, güzel güne güzel resimlerle Albümünden

İncİler Maİl Grubu


Tekil Mesaj gösterimi
İmran
Üyeliği kapalı
(Konuyu Başlatan)
 
Üyelik tarihi: 23.07.2007
Mesajlar: 237


 
Teşekkür etti: 282
Teşekkür aldı: 179 konuda 518 kere
Oralarda bu iş şöyle oluyor. Bir hoca öncelikle tefsir üzerine yazılan kitaplar, rivâyet tefsirleri, dirâyet tefsirleri ve Ulûmu'l-Kurân üzerine ders veriyor ve bu dersi kütüphanede yapıyorlar. Yani hocalardan biri haftada iki, üç saat Ulûmu'l-Kurân dersi veriyor. Başka bir hoca et-Tefsîru'l-Mevdû‘î dersine giriyor. Başka bir hoca Tefsîru âyâti'l-ahkâm dersi veriyor. Bir diğeri Kasasu'l-Kurân dersine giriyor. Yani beş altı hoca sadece tefsir derslerine giriyorlar. Talebe böylece menhecî olarak tefsîr ilmini almış oluyor. Bunları alırken hocanın bir tanesi de tefsirlerdeki mevdûât, isrâiliyât nelerdir? vb. konular üzerinde duruyor.
Talebeleri o konulara çalıştırıyor. Talebelere ödevler veriyor. Maalesef bu tarz çalışmalar Türkiye'de yok. Türkiye'de meselâ Nesefî tefsirini alıyorlar ve bitiriyorlar. Doğrusu bu, tefsir ilmi değildir. Nesefî (rh. a) büyük bir müfessirdir bu ayrı bir husus. Tefsir dersinin nasıllığından bahsediyoruz biz burada. Bu ders menhecî olacak ki talebe bilsin tefsirin ne olduğunu. Ancak maalesef Türkiye'de bu seviyede bir tefsir dersi yapılmıyor.

Talha Hakan Alp: Hocam tam bu hususla ilgili olarak söylemek gerekirse, tefsir dersi verirken tarz olarak Şah Veliyullah Dihlevî öneriliyor. Malum, Dihlevî merhum kendi ülkesi Hindistan'daki tefsir eğitimini beğenmiyor. Diyor ki: "Talebeye önce Kurân-ı Kerim'in anlamını vermek lazım. Baştan sona sayfa sayfa, hoca gelip tefsirlerden hazırlanacak, ayet ayet Kurân'ı anlatacak ondan sonra tefsirlere geçilecek" siz bu hususta ne düşünüyorsunuz?

Nureddin Hoca: Bu da güzel bir yöntem. Muhammed Zâhid el-Kevserî (rh. a) diyor ki "Kütüb-i Sitte", Muvatta ile birlikte Tahâvî'nin Şerhu Ma‘âni'l-Âsâr'ı ile birlikte okutulsun. Böylece talebe metni öğrensin diyor. Başlangıçta biraz sathi olabilir ama kısa sürede bir hadis kültürü edinilir. Sadece kelimelerin manaları genel anlamıyla ancak tafsilata girmeden okutulsun.

Yani mezheplerden görüş alınmadan bitirsin talebe bunu. Talebe genel bir Kur’ân ve hadis kültürü alsın. Bu kültür bazı İslâm ülkelerinde, mesela Mısır ve Suudi Arabistan'da veriliyor. Mesela Bulûğu'l-Merâm şerhi Sübülü's-Selâm 4 senede bitiriliyor. Aynı hadisler fıkıh dersinde de geliyor. Aynı hadisler hem fıkıh hem de hadis derslerinde görülünce talebenin kafasında iyice yer ediyor.

Türkiye'de eksik olan bu hadis kültürünü sağlamak için İslâm âleminde bulunan değerli âlimlerden istifade edilebilir.

Talha Hakan Alp: Hafızlığını bitirmiş yaş ortalaması 16 olan gençlerin "kıvama geldi" denilebilecek bir seviyeye ulaşabilmesi için, yani Arapça olarak sıfırdan başlayacak bir talebenin ilerde hadis tahrici yapabilecek ve fıkıhta fetva verebilecek, bir meseleyi/ bir bahsi araştıracak, makale yazabilecek ve mevzuları sonuca bağlayabilecek bir seviyeye gelebilmesi için kaç sene eğitim alması gerekir? Bu hususta bir tahmin yürütecek olursak sene olarak bunun süresi ne olmalıdır?

Nureddin Hoca: Öncelikle iki ya da üç senede şu âlet ilimlerinin halledilmesi gerekir.

İrfan Bey: Kanaatimce burada hocanın ve talebenin durumu önemli oranda belirleyici olmaktadır. Bir hoca talebesine, âlet ilimlerini üç yılda da verebilir, iyi bir hoca bir yılda da verebilir. Tabi burada alıcının zekâ durumu da çok önemli. Bir talebe çok kısa bir zamanda önemli mesafeler katedebilirken başka biri aynı seviyeyi daha uzun bir sürede tutturabilir. Ortalama olarak söylemek gerekirse, iyi bir hocayla yola çıkıldığında sarf, nahiv ve belâgat ilimleri iki yılda öğrenilebilir. Talebe mantık ve akâid gibi temel ilimleri de bir yıl içinde alarak asıl olan Fıkıh, Tefsir ve Hadis gibi ilimleri öğrenmeye başlayabilir.


Nureddin Hoca: Ancak bununla birlikte kanaatimce edebiyata önem verilmesi gerekir. Bu dersler alınırken mutlaka bir edebiyat dersinin öğretilmesi gerekir. Yani Arap edebiyatının okunması gerekir. Arap edebiyatının bir şiir metninin tahlil edilmesi lazım. Mesela edebiyatı "el-Beyân ve't-Tebyîn"den okuması gerekir. Veya "eş-Şi‘ru ve'ş-Şu‘arâ’"dan ya da "el-Mu‘allakâtu's-Seb‘a"nın bir bölümü mutlaka okunmalıdır. Yani bu Arapça dil bir zevk işidir. Edebiyattır. Onu öğrenmesi gerekir talebenin.

Eğer talebe edebiyat bilmezse bilgileri zayıf olur, sathî olur. Bu yüzden ben bu hususu çok önemli buluyorum. Edebiyat bilmesi lazım talebenin. Bu ara, yardımcı ders olarak öğrenci, bir hoca efendiden bu dersi alması lazım. Mesela İstanbul'da çok iyi hocalar var. O hocalardan öğrenilebilir bu dersler. Talebenin edebiyatta çok mükemmel yetişmesi lazım. Arapçayı mükâleme olarak değil; kitâbî olarak ve okuma olarak bilmek gerekir. Bu çok önemli bir husustur.

Bunun arkasından hadis dersi almak gerekir. Ancak bu işlerle meşgul olurken talebenin bu işe kendini vermesi gerekir. Talebeyi başka işlerle meşgul etmeyelim. Meselâ bu seviyedeki talebeyi makâlelerle felan meşgul etmemeliyiz. Talebe bütün vaktini bu ilme vermelidir. Ancak talebeye farklı işler yüklenirse bu iş yürümez. Meselâ ben "Mevzû‘ât"ı yıllarca çalıştım. Ama buraya, Konya'ya gelince altı, yedi ayda bitirdim. Her şeyle alâkayı kestim. Oturdum, açtım kitapları önüme, çalıştım ve bitirdim. Doktora tezi de aynı şekilde. İnsan kendini verdi mi, dünyadan alâkayı kesti mi mükemmel bir şekilde hazırlıyor, yapıyor o işi.

Ancak şimdi arkadaşlar çok dağınık çalışıyorlar. İngilizce okuyorlar… Fransızca okuyorlar… Kitaplar okuyorlar… Yeni yayınları takip ediyorlar. Dergileri takip ediyorlar… Cevap vermeye kalkıyorlar. Bu, olmaz. Talebe bu şekilde ilim öğrenemez. Yani bu çalışmaları sınırlandırmak lazım. Ne kadar sınırlandırırsanız o kadar fazla sonuç alabilirsiniz. Kişi kendisini iyi ve mükemmel şekilde yetiştirmişse o zaman farklı okumalar yapabilir. Çünkü o artık kendini yetiştirmiştir. Ancak talebeyken yani ders alırken çok açılmaması gerekir. Meşguliyet alanını sınırlandıralım ki talebe iyi yetişsin. Yani ben bir hadisçinin çok iyi yetişmesini istiyorum.

Tatbikatlı olarak yetişsin. Mesela ver zayıf hadisleri araştırıp sonuçlandırsın. İsrâiliyâtı ver araştırsın… Mevzû rivâyetleri ver araştırsın… Tatbikatı bolca yapsın ve işin içinden çıksın. Biri sorduğunda cevap verebilsin. Talebeler telefon açıyorlar. "Filan hadis nedir?" diyorlar. "siz okudunuz. Kendiniz niye araştırmıyorsunuz?" dediğimizde biz bulamadık" diyorlar. Olmadı işte şimdi. Demek ki iyi yetişmemişler. Talebe istediği zamanda o hadîsin ne olduğunu bilebilmelidir. Hadîsin sıhhati hususunda son sözü söyleyebilmesi lâzım.

Tefsîr de aynı şekildedir. Tefsirde filan konuda ne vardır. Mevzû rivâyetler var mıdır? Varsa bunlar nedir? Bunu bilmesi lazım. Tefsir kitaplarında isrâiliyât var. Peygamberler (aleyhimu's-salâtu ve's-selâm)a yakışmayacak sözler var.

Talha Hakan Alp: Hocam Usûl-i Hadîs merkezli sorarsak, Mustalahu'l-Hadîs' sahasında birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü kitap… Böyle bir sıralamadan sözetmek gerekirse neleri tavsiye edersiniz.

Nureddin Hoca: Birinci kitap, ilk olarak Abdullah Sirâcuddîn'in Beykûnîye Şerhi okunacak ama Beykûniye ezberlenecek. Arkasından "el-Bâ‘isü'l-Hasîs" dipnotlarla beraber okunmalı. Daha sonra "Mukaddime-i İbn-i Salah" Nüketlerle ve Irakinin "et-Takyîd ve'l-Îzah"ı ile birlikte okunmalı. Bunların okunması yeterlidir. Nuhbetu'l-Fiker'in şerhini okumaya gerek yok. Abdu'l-Fettah Ebû Gudde hocamızın bize tavsiyesi buydu. Eğitim Merkezi'nde ders verirken "bu talebelerin ne kadar müddeti var?" dedi. Ben bir sene olduğunu söyleyince. "Çok kısıtlı bir süre. Olmaz… okuyamaz bunlar. Sen bunlara Beykûnîye Şerhi ile beraber İbn Kesîr'in İhtisârını okut" dedi. Orada Beykûniye'yi okuttum ve bir senede ancak bitirebildik.


Konu İmran tarafından (12.03.2008 Saat 10:27 ) değiştirilmiştir..
eski 12.03.2008, 08:41 İmran isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #3
 


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 12:11 .