|
Üyeliği kapalı
(Konuyu Başlatan)
Üyelik tarihi: 23.07.2007
Mesajlar: 237
Teşekkür etti: 282
Teşekkür aldı: 179 konuda 518 kere
|
Talha Hakan Alp: Peki talebenin vakti olursa, Nuhbe ve şerhini tavsiye etmez misiniz?
Nureddin Hoca: Şimdi ben size şöyle söyleyeyim. Talebe bu kitapları okurken onlara da bakarak mütalaa edebilir. Suyûtî'nin Tedrîbu'r-Râvî'sine bakabilir. Sehâvî'nin Fethu'l-Muğîs'ine bakabilir. Aynı konuya bu kitaplardan bakabilir. Tevcihü'n-Nazar çok uzun. Ona bakmaya gerek yok. Belki ilerde ona da bakabilir.
Talha Hakan Alp: Bizde İm‘ânu'n-Nazar da var.
Nureddin Hoca: Her kitap ayrı bir ders olarak okunmamalıdır. Tecrübelerden hareketle konuşmak gerekirse, ben çok okuttuğum için böyle söylüyorum. İbn-i Salâh'ın Mukaddime'si ve Abdullah Sirâcuddîn'in Beykûnîye Şerhi okunacak… Arkasından İbn Kesîr'in İhtisârı okunacak. Arkasından Tehânevî'nin Kavâ‘id fî ‘Ulûmi'l-Hadîsi okunacak. Mükemmel bir şey olur. Arkasından cerh ve ta‘dîl ilminden el-Ecvibetül Fâdile ve Medîne-i Münevvere'de de okutulan Davâbitu'l-Cerhi ve't-Ta‘dîl okunacak.
Talha Hakan Alp: Peki hocam, tahrîcde, usûl-i tahrîcde neler önerirsiniz?
Nureddin Hoca: Usûl-i tahrîcde herhangi bir kitap okunabilir. Tahrîc aslında bir kitaptan değil de tatbîkat yapılarak öğrenilmelidir. Talebeye bol bol tatbikat verilmelidir. Talebeyi kütüphaneye sokacaksın. Kitapları göstereceksin. "Bu Ahmed b. Hanbel'in Müsned'i, Bu müsned-i Dârimî, Bu Müsned-i Tayâlisî, vd. " bunları göstereceksin ve bunlardan tahric yaptıracaksın. Bunu yaparken yavaş yavaş bir taraftan cerh ve tadîle gireceksin.
Zayıf râvîler var mı yok mu? Arkasından Taberânî'nin el-Mu‘cemu'l-Kebîrinden ders vereceksin. Bolca tahric vereceksin oradan. Talebe, Mecme‘u'z-Zevâ’idden Heysemî'nin hükmünü görecek. Ravî'nin tenkidini bulacak oradan. Ardından el-Munâvî'nin kitabına, el-Feydu'l-Kadîre bakacak. Bir de el-Müdâvî'ye bakacak. El-Mudâvî, Ahmed el-Ğumârî'nin kitabı. Böylece yavaş yavaş cerh ve tadîle girmiş olacak ve bu minvalde devam edecek.
Eşref Yılmaz: Hocam Hanefî hadis anlayışı üzerine tavsiye edeceğiniz kitaplar var mı?
Nureddin Hoca: Var tabî ki; Hanefîlerin hadis yaklaşımını anlayabilmek için Kavâ‘id fî ‘Ulûmi'l-Hadîsi okuyacaksın. Abdu'l-Hayy el-Leknevî'nin kitaplarını okuyacaksın. Bir de "Tahâvî'nin Şerhu Me‘ânî'l-Âsâr'daki Mustalah Tatbîkâtı" adında bir doktora tezi var. İmâm Tahâvî Şerhu Me‘ânî'l-Âsârda kavâidi tek tek tatbik etmiş, cerh ve tadîle girmiş. Bu kitap Türkçeye çevrilmeli.
Çünkü her şey yanlış biliniyor. "Hanefîler hadis bilmiyor, mustalah bilmiyor, cerh ve tadil bilmiyor" deniliyor. Bu bütünüyle yanlış bir yaklaşım. İşte İmâm Tahâvî kitabında tatbik etmiş. Kâideyi almış ve uygulamış. Hem de buna ayrıca değinmiş. "Sahih hadiste şartlar şunlardır, zayıfta bunlardır" demiş. "Maklûb bunlardır" diyor. "Müdelles budur" diyor. Hükmünü söylüyor ve misaller veriyor. Çok güzel hazırlanmış bir tez. Yeni yayınlandı.
Abdulkadir Yılmaz: Hocam Hanefî Mezhebi'nin hadis usûlünü anlamak için, daha çok Hanefîlerce yazılmış Usûl-i Fıkıh kitaplarının sünnet bölümlerinden yararlanmamız daha doğru olmaz mı? Sözgelimi bir Cessâs'ın Usûlünden, Serahsî'nin Usûlündeki sünnet bahislerinden mesela?
Nureddin Hoca: Şimdi bakın. Usûl-i Fıkıh var, bir de Hanefî âlimlerin hadisleri değerlendirmesi var. Biraz Usûl-i fıkha girer fakat Hanefî âlimlerin hadisleri değerlendirmesi konusu apayrı bir konudur. Esasları vardır. Her mezhebin esasları vardır. Hanefîlerin esasları vardır. Şâfiîlerin, Mâlikîlerin ve Hanbelîlerin esasları vardır. Bunların her birinin ayrı ayrı kitapları vardır. Bunları öğrenmek lazım. Bilmek lazım. Değil sadece Hanefîlerin esaslarını bilmek, bütün mezheplerin esaslarını bilmesi lazım bir âlimin.
Mezhepler arası mukâyese yaparken bunu bilerek yapmak gerekir. "Bu kâide neye mebnîdir? Şafiîlerin esasları bu olduğu için böyle söylemişlerdir. Bu kâide niye böyle? Hanefîlerin görüşleri şu esaslarına dayanıyor. Ona göre fetva vermişlerdir" diyebilesin. Onun için hadisle fıkıh iç içedir; birbirinden ayrılmazlar. Kavâ‘id fi ‘Ulumi'l-Hadîs'i çok iyi okuyun. Yavaş ve anlayarak okuyun.
Çok önemli ve değerli bilgiler var o kitapta. Abdu'l-Hayy el-Leknevî'nin kitabı er-Raf‘u've't-Tekmîl yine mükemmel bir kitaptır. el-Ecvibetü'l-Fâdıle o kitabı iyice okuyun. Ayrıca Abdu'l-Hayy el-Leknevî hakkında bir kitap var: el-Menhecu'l-fıkhî li'l-
İmâm Abdilhayy el-Leknevî"… Leknevî'nin fıkıh görüşünü anlatıyor. Yeni bir kitap. Onu okuyun. Leknevî'de yeni olan nedir? Yenilikleri nelerdir? Mesela, müctehiddir Leknevî. Son asır müctehidlerindendir. Bazı konularda ictihad yapmıştır. Hadise ağırlık vermiş ama kendisi Hanefîdir. Asıldan uzaklaşmadan bir takım yeni görüşleri vardır. Kendisi Hanefîdir. Ama hakikaten ictihad derecesine ulaşmış bir zattır. Büyük bir âlim. Bunu anlamak lâzım.
Talha Hakan Alp: Bu anlattıklarınızı ben biraz şöyle anlıyorum hocam: Şimdi Tahâvî'nin hadisleri tashîh metodu bir doktora teziyle ortaya çıkartılmış. Leknevî'nin fıkıh menheci yine bir çalışmayla tesbit edilmiş. Yani biz sanki Hanefîlerin hadislere yaklaşımını daha bir kendimiz mi tetkik edip de çıkaracağız? Bu alanda önümüze koyacağımız hazır bir şey yok mu?
Nureddin Hoca: Hazır olarak mesela İ‘lâ’u's-Sünen var. İ‘lâ’u's-Sünen baştan aşağı mütalaa edilebilir.
Talha Hakan Alp: Yani Şafiîlerin bu hususta Hanefîlerden daha avantajlı olduğunu söyleyebilir miyiz?
Nureddin Hoca: Bakın, dikkat edin! Mesela şimdi Hanefî Usûl-i Fıkıh kitaplarında var. Şafiî, Hanbelî ve diğerlerinin kitaplarında var. Hadislere girmişler ama o kitaplara bakmak sûretiyle bu mesele anlaşılabilirse de ancak sözünü ettiğimiz kitapların hepsini okumak lazım. Çünkü o kitaplar misallendirerek anlatmışlar. Malum misallendirerek anlatma insanın ufkunu açıyor. Konular belli zaten.
Hanefîlerin, Şâfiilerin ana konuları belli konulardır. Bunlar çok fazla değildir. Meselelerin üçte ikisinde Hanefîler diğer mezheplerle beraberdir. Yalnızca üçte bir konularda ihtilaf vardır. Onlar da belirli konulardır. Bunu fazla büyütmemek lazım. Usûl-i Fıkıhta bazı yönlerden ayrılıyorlar. Hadisleri değerlendirmede ayrılıyorlar.
Onları bilmek lazım ancak onları bilmek için de insan kendini tam olarak bu işe verirse bir-bir buçuk senede halledilebilir bu mesele. Ama iyi yetişmek lazım. Yetiştirenin de iyi yetiştirmesi lâzım. Meselâ hem fıkhı hem de hadisi çok iyi bilen Muhammed ‘Avvâme gibi bir hocanın o dersi okutması gibi. Yani konuları hem Usûl-i Fıkıh yönünden hem de hadis yönünden ele alarak Hanefîlerin görüşlerini açıklayabilen ama hadisi de iyi bilen hocalar lâzım. Zira sadece fıkhı bilmek kâfi gelmiyor.
Çünkü ortada mütekaddim Hanefîlerin görüşleri var müteahhir Hanefîlerin görüşleri var. Mütekaddim hangisi, müteahhir hangisi? Usûlü'r-Rivâyeye ulaşmak gerekiyor. Yani bu konular el-İhtiyâr ile veya Lübâb ile halledilmez. Hidâyenin şerhleriyle halledilmez. Neye bakmak lazım?
Aslu'r-Rivâyeye… İmâm eş-Şeybânî'nin Kitâbu'l-Aslına bakmak lâzım. Ebû Yûsuf el-Kâdî'nin Kitâbu'l-Âsâr'ı var. İmâm eş-Şeybânî'nin de ayrıca Kitâbu'l-Âsâr'ı var. Kitâbu'l-Hucce alâ ehli'l-Medîne'si var. El-Câmi‘u's-Sağîr ve El-Câmi‘u'l-Kebîr'i var. Serahsî'nin Mebsûtu var.
Talha Hakan Alp: Yani bunların incelenip bunların içinden hülâsâ edilmesi mi gerekiyor? Yani biraz iş bize mi düşüyor?
Nureddin Hoca: Yani büyük bir iş. Şöyle diyelim: Günümüz Hanefîleri çalışmamışlar. Mesela bir çok Hanefî Usûl-i Fıkıh kitaplarının ve Fıkıh kitaplarının hep tahriçleri yapılmış. Ama nerde bunlar? Yazma halinde, kütüphanelerde duruyor. Bunlar ortaya çıkmamış? Daha ötesini söyleyeyim ben size: Meselâ Kitâbu'l-Âsâr… El-Câmi‘u's-Sağîr… El-Câmi‘u'l-Kebîr…
Bütün bu kitaplar bir nüshadan bulunmuş ve yazılmış. Peki diğer nüshaları nerede? Acaba bu müellif nüshası mı değil mi? Bunu ne Hindistanlılar yapmış ne de biz. Üzerinde durulmamış. Önce bunların ortaya çıkması lazım. Yani bunların tahkikinin yapılması, çalışılması lazım.
Mesela İstanbul'daki kütüphanelerde El-Câmi‘u'l-Kebîr'in beş tane şerhi yazma olarak duruyor. Ayrı ayrı âlimler tarafından yapılmış. Hepsi Hanefî. Hiç kimse bunu bilmiyor. Veya biliyorlar da konuya eğilmek istemiyorlar. Mezhebin aslı bunlar. El-Câmi‘u'l-Kebîr mezhebin aslıdır. Esas metinler çıkabilir bunlardan. Bir nüshadan çıkarılan elimizdeki El-Câmi‘u'l-Kebîr noksandır. Bu şerhlerde mutlaka o âlimler -ki mütekaddim âlimleridirler- mutlaka o metinlerin hepsine vakıf olmuşlardır. Bir bakarsınız şerhlere bakarken bütün metin ortaya çıkabilir. İmâm eş-Şeybânî'nin Aslu'r-Rivâyesi ortaya çıkar.
Talha Hakan Alp: Hocam az önce İmâm Tahâvî'nin Şerhu Me‘âni'l-Âsâr'da hadisleri tashîh, tahsîn ve tad‘îf konusundaki ölçülerini, sizin ifadenizle "mustalah ilminin tatbikatını", birisinin doktora tezi olarak hazırladığını söylediniz. Bu meyanda bir kitaptan sözettiniz. Ancak hocam Usûl-i Fıkıhta âmm bahsinde, hâss bahsinde bizim yerleşik Hanefî usûlünde "elfâz-ı umûm kat‘iyyet ifade eder" ki hâss lafızlarla taâruz ettiğinde kat‘î midir değil midir? Âyet midir, mütevâtir midir vesaire bunlara bakılır.
Yani muâraza edecekleri düşünülebiliyor o da kat‘î olduğu için. Ama bakıyorsunuz ki İmâm Tahâvî'nin –ki Keşmîrî de bunu teyit ediyor- daha farklı bir tarzı var. Yani Hanefî Usûl-i Fıkhının özellikle âyetlerdeki umum, husus vb. lügat bahislerinde yerleşik Hanefî usûlünde geçen ölçülere, kurallara, teâmüle tam uymayan farklı bir yaklaşımı var. Acaba diyorum, Usûl-i Hadîs, Mustalahu'l-Hadis konusundaki yaklaşımları da kendine has bir şey olabilir mi?
Nureddin Hoca: Olabilir. Meselâ şimdi, umûm – husûs ve mutlak - mukayyed gibi konularda farklı tercihleri var. İşte mutlak lafızlar mukayyet lafızlar üzerine hamledilebilir mi konusunda Tahâvî hamlolunur demiş.
Talha Hakan Alp: Yani o da bir müctehid onun da kendine göre bir usûlü var.
Nureddin Hoca: Bakıyor ki hakikaten Şâfiî ve Hanbelîlerin görüşleri çok kuvvetli. Mutlakı mukkayyede haml etmek lazim diyor ve misaller vermiş orada. Onu tercih etmiş. Ama bu hususlarda ictihad konusu çok geniş değildir, dar çerçevededir. Ekseriyetle, %90 bütün mustalah âlimlerinin görüslerine katılmıştır. Kafvu'l-'l-Eser var. Bir Hanefî âlimin kitabı. İbnü'l-Hanbelî'nin kitabı Küçük bir kitaptır. Mesela orada Hanefîlerin görüşleri vardır. Yine mevzular bellidir. Hanefîlerin görüşleri nelerdir? Mürsel hadis vardır. Zaten mürsel hadisleri bütünüyle alıyor Ahmed b. Hanbel. İmâm Mâlik alıyor. İmâm Şâfiî şartlarla alıyor.
Zaten mürsele itirazda bulunan İmâm Şâfiî'dir. Hatta bazıları tenkîdî mâhiyette "Mürseli bütün âlimler kabul ederken İmâm Şâfiî geldi ve buna itirazda bulundu" diyorlar. Mechûl rivayetler konusunda Hanefîler Mechûl-i ayn, mechûl-i hâlin her ikisine de aynı bakıyorlar; alıyorlar kabul ediyorlar. Bir de ehl-i kurûni's-selâse (sahabe, tabiûn ve tebe-i tabiîn devirleri) üzerinde duruyorlar.
"Eğer râvî ehl-i kurûni's-selâse den ise yani Peygamberimizin övdüğü bu asırlardan ise ve cerh olunmamışsa rivâyeti kabul edilir" diyorlar. Dördüncü asırda ihtilaf vardır. Leknevî Zaferu'l-Emânî'de bu hususları ele alır. Hanefîlerin görüşleri olarak bir de umûm-i belva konuları var. Ben onları inceledim ve topladım. Şöyle 40, 50 sayfalık bir şey topladım. El-Usûlu'l-Hanefiyye fî kabûli'l-hadîsi ve raddihî. Asıllar nelerdir? Bunları misallendirdim.
Talha Hakan Alp: Hocam bu çalışmanızı alıp okumamız ve internet sitemizde yayınlamamız mümkün mü?
Nureddin Hoca: Ancak biraz geliştirilmesi lazım. Şimdilik 40, 50 sayfalık bir şey. Mesela misaller arasında mükerrer olanlar atılmalı. Ondan sonra yayınlanması iyi olur. O çalışmada ayrıca mütekaddim Hanefîler diyorlar ki, "eğer râvînin rivâyeti kıyâsa aykırıysa rivâyet terkolunur". Bu müteahhir âlimlerin görüşüdür. Bu yanlıştır. Ebû Hanifenin görüşüne aykırıdır bu. Ebû Hanîfe, "Rivâyet zayıf dahi olsa re’ye tercih olunur" diyor. Kaide budur… Tatbikat budur… Ebû Hanîfe'den rivâyetler var bu konuda: "Konu hakkında sahih hadis yoksa Zayıf rivâyetler dahi alınır." Bu meyanda rivâyetler vardır kendisinden.
Abdulkadir Yılmaz: Hocam İmâm Ebû Hanîfe ile ilgili bu söyledikleriniz Menâkib kitaplarında mı geçmektedir? Yani Hanefî fıkıh kitaplarındaki tatbikat da bu görüşü desteklemekte midir? Yani "zayıf hadis, kıyasa, re’ye tercih edilir" yaklaşımı fıkıh kitaplarında mutabbak mıdır?
Nureddin Hoca: Ebû Hanîfe'nin fetvâlarında var bütün bunlar. Muhammed eş-Şeybânî'nin kitaplarında, diğer Kâdî Ebû Yûsuf'un kitabında var. Kavâidi alıp misaller veriyorlar. Bakıyoruz ki Ebû Hanife'nin görüşleri son asırlardaki Hanefî âlimlerinin görüşlerine zıt düşmektedir. Asıl rivâyetler zıt düşmüş oluyor. Yani ben şöyle anlıyorum. Demek ki zorlanmış bunlar ve zorda kalınca fetvâlar vermişler ama bu fetvâlar asıl rivâyetlere zıt düşüyor. Bu hususu bilmek lazım. Burası çok önemlidir. Yani şimdi müdafaa sadedinde Hanefî görüşlerini kuvvetlendirmek için bir takım fetvâlar verilmiş. Bu fetvâlarda zorlanılmış. Mesela bir misal vereyim size; Peygamber Efendimizden bir rivâyet var.
Buhârî ve Muslim tahriciyle من أدرك ركعة من الفجر .فقد أدركها و من أدرك ركعة من العصرفقد أدركها bu sahih rivâyet şimdi bütün 3 mezhep de mutlak ve zâhir olarak alınmış. Hanefîler bu durumda "Sabah namazı kerâhet vaktine denk gelmiş olur ki bu, olmaz" diyorlar. Bazı fıkıh âlimleri "Hanefîler burada işi biraz zorlamışlar. Diğer mezheplerin bu konudaki görüşü çok kuvvetlidir. Burada nass var" diyorlar. Dolayısıyla az önce zikrettiğimiz rivâyetlere istinâden söylemek gerekirse Ebû Hanîfe'nin görüşü budur.
Konu İmran tarafından (12.03.2008 Saat 10:27 ) değiştirilmiştir..
|