| ONURSAL ÜYE
Üyelik tarihi: 15.09.2006
Mesajlar: 1.697
Teşekkür etti: 3.318
Teşekkür aldı: 1.478 konuda 5.637 kere
| hayat mertebeleri-1. mektup Birinci Sual:
Hazret-i Hızır Aleyhisselâm hayatta mıdır? Hayatta ise, niçin bazı mühim ulema hayatını kabul etmiyorlar? Elcevap:
Hayattadır. Fakat merâtib-i hayat beştir. O, ikinci mertebededir. Bu sebepten, bazı ulema hayatında şüphe etmişler. Birinci tabaka-i hayat: Bizim hayatımızdır ki, çok kayıtlarla mukayyettir. İkinci tabaka-i hayat: Hazret-i Hızır ve İlyas Aleyhimesselâmın hayatlarıdır ki, bir derece serbesttir.
Yani, bir vakitte pek çok yerlerde bulunabilirler.
Bizim gibi beşeriyet levazımatıyla daimî mukayyet -kayıtlı- değillerdir.
Bazen, istedikleri vakit bizim gibi yerler, içerler; fakat bizim gibi mecbur değillerdir.
Tevatür derecesinde, ehl-i şuhud ve keşif olan evliyanın Hazret-i Hızır ile maceraları, bu tabaka-i hayatı tenvir -nurlandırır- ve ispat eder. Hattâ makamat-ı velâyette bir makam vardır ki, "makam-ı Hızır" tabir edilir. O makama gelen bir velî, Hızır'dan ders alır ve Hızır ile görüşür.
Fakat Bazen o makam sahibi, yanlış olarak ayn-ı Hızır telâkki olunur. Üçüncü tabaka-i hayat: (?)Hazret-i İdris ve İsâ Aleyhimesselâmın tabaka-i hayatlarıdır ki,
beşeriyet levazımatından tecerrüdle,
melek hayatı gibi bir hayata girerek nuranî bir letâfet kesb eder.
Âdetâ beden-i misalî letâfetinde ve cesed-i necmî -parlak, şeffaf ceset- nuraniyetinde olan cism-i dünyevîleriyle semâvatta bulunurlar. "Âhirzamanda Hazret-i İsâ Aleyhisselâm gelecek, şeriat-i Muhammediye (a.s.m.) ile amel edecek" meâlindeki hadisin sırrı şudur ki:
Âhirzamanda, felsefe-i tabiiyenin verdiği
cereyan-ı küfrîye ve inkâr-ı ulûhiyete karşı,
İsevîlik dini tasaffi ederek -temizlenerek-ve hurafattan tecerrüd edip -sıyrılıp- İslâmiyete inkılâp edeceği bir sırada,
nasıl ki İsevîlik şahs-ı mânevîsi, vahy-i semâvî kılıcıyla o müthiş dinsizliğin şahs-ı mânevîsini öldürür.
Öyle de, Hazret-i İsâ Aleyhisselâm, İsevîlik şahs-ı mânevîsini temsil ederek, dinsizliğin şahs-ı mânevîsini temsil eden Deccalı öldürür; yani, inkâr-ı ulûhiyet fikrini öldürecek. Dördüncü tabaka-i hayat: Şüheda hayatıdır.
Nass-ı Kur'ân'la, şühedanın, ehl-i kuburun fevkinde bir tabaka-i hayatları vardır.
Evet, şüheda, hayat-ı dünyevîlerini tarik-i hakta -hak yolda-feda ettikleri için, Cenâb-ı Hak, kemâl-i kereminden, onlara hayat-ı dünyeviyeye benzer, fakat kedersiz, zahmetsiz bir hayatı âlem-i berzahta onlara ihsan eder. Onlar kendilerini ölmüş bilmiyorlar. Yalnız kendilerinin daha iyi bir âleme gittiklerini biliyorlar, kemâl-i saadetle mütelezziz oluyorlar, ölümdeki firak acılığını hissetmiyorlar.
Ehl-i kuburun çendan -gerçi- ruhları bâkidir; fakat kendilerini ölmüş biliyorlar.
Berzahta aldıkları lezzet ve saadet, şühedanın lezzetine yetişmez.
Nasıl ki, iki adam bir rüyada cennet gibi bir güzel saraya girerler.
Birisi rüyada olduğunu bilir; aldığı keyif ve lezzet pek noksandır.
"Ben uyansam şu lezzet kaçacak" diye düşünür.
Diğeri rüyada olduğunu bilmiyor; hakikî lezzet ile hakikî saadete mazhar olur.
İşte, âlem-i berzahtaki emvat -ölüler- ve şühedanın hayat-ı berzahiyeden -kabir hayatından-istifadeleri öyle farklıdır.
Hadsiz vakıatla ve rivayatla, şühedanın bu tarz-ı hayata mazhariyetleri ve kendilerini sağ bildikleri sabit ve katîdir. Hattâ, Seyyidü'ş-Şüheda -Şehidlerin Efendisi- olan Hazret-i Hamza Radıyallahu Anh, mükerrer vakıatla, kendine iltica eden -sığınan-adamları muhafaza etmesi ve dünyevî işlerini görmesi ve gördürmesi gibi çok vakıatla, bu tabaka-i hayat tenvir ve ispat edilmiş.
Hattâ, ben kendim, Ubeyd isminde bir yeğenim ve talebem vardı.
Benim yanımda ve benim yerime şehid olduktan sonra, üç aylık mesafede esarette bulunduğum zaman,
mahall-i defnini bilmediğim halde,
bence bir rüya-yı sadıkada,
tahte'l-arz-yerin altında- bir menzil suretindeki kabrine girmişim.
Onu şüheda tabaka-i hayatında gördüm.
O beni ölmüş biliyormuş; benim için çok ağladığını söyledi.
Kendisini hayatta biliyor.
Fakat Rus'un istilâsından çekindiği için, yeraltında kendine güzel bir menzil yapmış.
İşte bu cüz'î rüya, bazı şerâit ve emâratla, geçen hakikate bana şuhud derecesinde bir kanaat vermiştir. Beşinci tabaka-i hayat: Ehl-i kuburun hayat-ı ruhanîleridir.
Evet, mevt, tebdil-i mekândır, ıtlak-ı ruhtur -ruhun serbest bırakılması-, vazifeden terhistir;
idam ve adem -yokluk- ve fenâ değildir.
Hadsiz vakıatla ervâh-ı evliyanın temessülleri -cisimleşmeleri-
ve ehl-i keşfe tezahürleri
ve sair ehl-i kuburun yakazaten -uyanıkken- ve menâmen -uyku halinde-bizlerle münasebetleri
ve vakıa mutabık olarak bizlere ihbaratları gibi çok delâil -deliller-,
o tabaka-i hayatı tenvir ve ispat eder.
__________________ -DİPSOMAN- |