|
Gece karanlığında gizli bir şekilde gerçekleştirilen ve Rasul-i Ekrem'e yardım hususunda büyük bir etkiye sahip olan Akabe Bey'ati vakasında da müslüman kadın vardı. Ensar heyeti içinde görüşü ve toplumdaki derece ve konumu önemli olan iki kadın bulunmaktaydı: Bunlar Muazin oğullarından Nesibe binti Ka'b ile, Süleym oğullarından Esma binti Amr'dır. Esma, Muaz b. Cebel'in radıyallahu anh annesidir. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem ile beraber Hayber gazasına katılmış, orada güzel bir imtihan geçirmiş ve övgüye layık bir davranışı görülmüştür.
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem davet ve tebliğ vazifesini açığa vurup insanları temiz tevhid akidesine ve putlara ibadeti bırakmaya davet ettiği vakit, müşriklere bu çok zor geldi ve bir gece onu evinin bir köşesinde öldürmek için komplo kurdular. Komplo ve tuzağı düzenleyenler işi gizli tuttular ve peygamberin öldürülmesi işini sır olarak saklama hususunda aralarında anlaştılar. Bu komplo haberini, yaşı yüzü geçmiş müslüman bir kadından başkası öğrenemedi. O da Rukayka binti Sayfiy idi. Yaşlılık ve zayıflık onu Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'i kurtarmaya koşmaktan alıkoymamış, kendisini zorlayarak kalkıp ona gitmiş ve adamların konuşmalarını haber vermişti. Bunun üzerine Allah Rasulü derhal hicrete karar vermişti.
Bu büyük kadın, İslam'a ve müslümanlara nasıl bir hizmet sunmuştu! Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'i karşı karşıya kaldığı en karanlık durumda ve parlak davetinin geçtiği en tehlikeli vaziyette kurtarmak için yaptığı nasıl cihaddı bu!..
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem ve arkadaşı Mekke'den ayrılıp gözlerden uzaklaşarak Sevr Dağı'nın doruğundaki mağaraya gizlendiklerinde onlara yiyecek, içeceğin yanısıra kendilerini gözetle-yenlere ait haberleri taşıyan da yeni yetişen bir kız yavrusuydu: Ebubekr-i Sıddik radıyallahu anh Hazretlerinin kızı Esma radıyallahu anha.
Bu müstesna müslüman kızı yolun ıssızlığı ve sarplığı, düşmanların kontrolü altında bulunması görevinden alıkoymadan Mekke ile Sevr Dağ'ı arasındaki uzun mesafeyi gece karanlığında geçiyordu. Çünkü biliyordu ki Rasulullah'm (s,a.) ve arkadaşının kurtarılmasında, maksatlarını başarılı kılıp hicret yurdu olan Medine'ye ulaşmalarında, Allah'ın dinine yardım, kelimetullah'ın yüceltilmesi, hakkın ve ordusunun galebesi söz konusuydu. O sebeple her gün bu zor görevim yaya olarak, gizlenerek, endişe içinde, etrafını gözetleyerek yerine getiriyor, dağın doruğuna tırmanıp taşıdığı azık ve haberleri Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem ile aziz dostuna ulaştırıyor, sonra da zifiri karanlıkta gerisin geriye Mekke'ye dönüyordu.
Güçlü kuvvetli erkeklerin yapmaktan aciz kaldıkları bu görev, Esma'mn dini ve peygamberine yardım hakkında yaptıklarının hepsi değildi. Aksine çok sert bir mihnet ve meşakketle maruz kaldı ve kendisine babasını sorarak etrafını çeviren müşriklere karşı koca dağlar gibi sebat ettiği gün de metanetle cevap verdi, babası hakkında hiçbir şey bilmez gözüktü. Bunun üzerine kafirler şiddetlerini arttırdılar. Hatta Ebu cehil Esma'ya öyle bir tokat attı ki kulağından küpesi fırladı. Ama bu onun azmini ve direncini kırmadı, gizlediği sırrını korumaktaki kararlılığını sarsmadı. Rasul-i Ekrem (s,a.v) ile arkadaşının mağaradan ayrılacağı güne kadar bu vazifesini yapmayı sürdürdü. Mağaradan ayrılıp Medine'ye doğru yola çıkacakları gün de onların yol azığını getirdi. Ayrılık saati yaklaşınca kalktı, azık çıkınını bağlamak istedi. Fakat belindeki kuşaktan başka bağlamaya yarayacak bir şey bulamadı. Bunu babasına söyledi. Babası da: "Kuşağı ikiye ayır biriyle kırbayı diğeriyle de yiyecek çıkınını bağla," dedi. Esma da öyle yaptı. İşte o yüzden kendisine: Zatünnitakayn: İki kuşaklı, dendi.
__________________
“Yarısı Allah’ın, yarısı da dünyanın olacak şekilde
yarım kalple yaşayamam ben.”
|