|
Osmanlı padişahlarının en dindarlarından biri olan Sultan I. Ahmed de kendisinden önceki ve sonraki hükümdarlar gibi bir çok hayır eseri bırakarak bu fâni dünyadan göç etti. Bu hayır eserlerinin en önemlileri –hiç şüphesiz ki- adına selâtin câmileri dediğimiz padişah câmileridir. Kendisine izâfeten, “Sultanahmet Camii” denilen muhteşem mâbed, İstanbul’umuzun tabu senetlerinden, âbide eserlerinden biridir.
Genç hükümdarın dini duyguları o kadar galeyana gelmiştir ki, tatmin olmak için dünyevi sultanlığın yanı sıra bir de manevî sultanlık aramaktadır. Hükümdar, sonunda aradığını bulur ve bir gönül erine intisab eder. Artık kendisinin iki makâmı vardır: Biri Topkapı Sarayı, diğeri Üsküdar’daki Aziz Mahmud Hüdâyî Tekkesi...
Genç padişah şeyhine o kadar bağlıdır ki, ona yapılacak en küçük bir hizmeti cihan hükümdarlığına tercih etmektedir. Sırf şu menkıbe bile onun manevî dünyasında meydana gelen dalgalanmanın boyutunu en belirgin çizgiler halinde gösterir.
Padişah, bir gün Aziz Mahmud Hüdâyî Hazretlerinin abdest suyunu dökmektedir. Bu sırada içinden şöyle geçirir: Şeyhim bir keramet ızhar buyursa da daha çok tatmin olsam. Hükümdarın kalbini anında okuyan Şeyh hazretleri der ki: Koskoca Osmanlı Padişahı, benim gibi fakir bir dervişin eline su döküyor, bundan daha büyük keramet olur mu?
Alıntı
Bu kadar büyük bir alana yayılmış bir imparatorluğun asırlarca ayakta kalabilmesinin hikmeti belkide bunlarda gizlidir kimbilir?
__________________
ıssız koylarda kum tanesi olsam
|