|
Ümmü Fadl ve kocası Abbas ile çocukları, Rasulullah'ın sallallahu aleyhi ve sellem emri ile, müşriklerin sırlarını öğrenip Rasul-i Ekrem'e bildirmeleri amacıyla hikmetli, önceden düşünülmüş bir plan gereğince imanlarını gizlemekte idiler. Müslümanlar ile müşrikler arasında Bedir'de savaş kopup da Kureyş'in yenildiği haberleri Mekke'ye gelmeye başlayınca Ümmü Fadl, oğulları ile azatlı kölesi Ebu Rafi'a, bu hezimetten dolayı sevindiklerini göstermemelerini, müşriklerin- kötülüğünden özellikle de Hz. Muharnmed sallallahu aleyhi ve sellem'e ve O'nun ashabına, davasına büyük bir kin, düşmanlık besleyip tuzaklar hazırlayan Ebu Leheb'den sakınmalarını tavsiye etmişti. Fakat Ebu Ra-fi, müslümanların zafer kazanmasından ötürü duyduğu sevinci açığa vurunca Ebu Leheb'in pençesinden kurtulamamıştı. Ebu Leheb kininden kuduruyordu ve öfkesini zavallı köleden çıkartıyor, onu sahibesi olan Ümmü Fadl'ın gözü önünde doğuyordu.
Orada Ümmü Fadl dişi bir aslan gibi kükreyerek Ebu Leheb'in üzerine atılmış ve: "Efendisi yok diye mi zayıf buldun onu!" diye bağırmış, evdeki direklerden biriyle kafasına öyle vurmuştu ki Ebu Leheb'in kafasında derin bir yara açılarak bayılmış ancak, yedi gün sonra kendine gelebilmişti.
Kocası Abbas'm Mekke'de kalıp kendisinin Medine'ye hicret etmesi emrini Yüce Rasul'ün sallallahu aleyhi ve sellem verdiği gün Ümmü Fadl, Allah ve dinine yardım uğrunda kocasından ayn kalmaya da büyük bir sabır ile katlanmıştır. Bu ayrılık epey uzun sürmüştü. Meşakkat, keder ve gam doluydu. Ümmü Fadl günlerini ve gecelerini sabrederek, sevabını Allah'dan bekleyerek, namaz ve oruçla güç kazanmaya çalışarak, sevgili kocasının Mekke'deki görevini bitirip Medine'ye gelmesini bekleyerek geçirmekteydi. Bu ayrılık uzadıkça uzadı. Nihayet Abbas Medine'ye gelen muhacirlerin sonuncusu oldu. Ümmü Fadl'ın kocasından ayrı kalışının acısını ancak büyük oğlu Abdullah'ın Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem ile daima birlikte olduğunu görmek hafifletmekteydi. Abdullah nurlu nübüvvet pınarından kana kana içiyor, O'nun parlak nurundan her gün yeni nurlar elde ediyordu. Aklına gelmiyordu ki tarih onu kapılarının en genişinden girip İslam ümmetinin büyük alimi, Kur'an'ın Tercümanı olan Abdullah b. Abbas'ın aziz annesi olmaya hazırlamaktadır
__________________
“Yarısı Allah’ın, yarısı da dünyanın olacak şekilde
yarım kalple yaşayamam ben.”
|