S. Ahiret gününe nasıl inanıyoruz?
C. Ölmekle insan hakîkî hayata ulaşacaktır, şu görmüş olduğumuz dünya son bulacaktır, yeni bir oluşa geçecektir, haşir, neşir, cennet ve cehannem hak ve gerçektir diye kalben tasdik ederek = içtenlikle karar vermekle, hükmetmekle inanıyoruz.
Ölümden sonra yeni hayatın başlayacağı andan itibaren bitmez tükenmez, sonu gelmez zamana “ahiret günü“ denir.
Allah Celle Celâluhu, içinde yaşadığımız bu dünyayı ve üzerinde olan bütün varlıkları geçici bir süre için yaratmıştır.
Allah Teâlâ’nın hüküm ve tayin ettiği zaman gelince, insanlarla birlikte bütün canlı ve cansız varlıklar yok olacaktır.
İş şu andaki madde ve cisimlerin yok olmasına “kıyamet“ ismi verilmektedir: Daha sonra yine Allah Teâlâ’nın hüküm ve tayin ettiği zaman gelince, bütün canlılar dirilenip mahşer yani hesab vermek meydanına toplanacaklardır.
Ölüm yokluk değildir; yeni bir hayatın başlangıcıdır; her bir insan ne gibi bir amel işliyorsa, işlediği amelinin sûretiyle ölür.
H.181- “Her bir kul, üzerinde ölmüş olduğu hal üzere kabirden kalkıp haşre gönderilecektir.” diye hadîs-i şerîfte buyrulduğu üzere kim ne sûretle ölmüş ise o sûretle hşre gidecektir.
Öldükten sonra haşre kadar kimisine kabri cennetten çimen, kimisine de cehennemden bir çukurdur; doğrusu ölünün cesedinin son bulunduğu karargâhla cennet yahud cehennem arasında bir pencere açılır.
Hadîs-i şerîfte:
H.182- “Kabir ya cennetten bir çimen ya da cehennemden bir çukurdur.“ diye buyrulmaktadır.
H.183. “Sizden hiç biriniz yoktur ki, kendisiyle Rabb’i arasında hiçbir perde, hiçbir tercüman olmaksızın Rabb’i onunla konuşmamış olsun.
Kul sağına bakar; önünde göndermiş olduğu amelinden başkasını görmez;
Soluna bakar; göndermiş olduğu amelinden başkasını görmez;
Önüne bakar; karşısında ateşten başkasını görmez. O halde ateşten korunun; bir hurmanın parçasıyla olsa dahi.“ diye hadîs-i şerîfte buyrulduğu üzere kim ne gibi amel işlemişse o amelle sorguya çekilecektir; helalin hesabı, haramın azabı vardır. Nitekim hadîs-i şerîfte:
H.184- “Kıyamet gününde dört şeyden sorulmadan hiçbir kulun ayakları yerinden ayrılmaz: Ömründen; nerde yok ettiği… ilminden; onunla ne amel ettiği… malından; nerden kazanıp nereye harcadığı… bedeninden; ne gibi şeyde çürüttüğünden sorulacaktır.“ buyrulmaktadır.
Kıyamet gününde zulüm ve kul hakkının afuvu yoktur; bundan böyle hadîs-i şerîfte:
H.185- “Hiç şüphesiz kıyamet gününde haklar ehline ödettirilecektir. Hatta boynuzsuz keçinin boynuzlu keçiden kısası anlınacaktır.“ buyrulmuştur. Yine hadîs-i şerîfte:
H.186- “Kimde zulmettiği kardeşinin hakkı varsa, hasenâtından kardeşi için alınmadan önce o hakta kardeşiyle helalleşsin. Gerçek şu ki, orada altın, gümüş yoktur. Nitekim hasenesi yoksa mazlum kardeşinin günahlarından alınır ve zulmenin üstüne atılır.“ buyrulmaktadır.
İktibas:
GENCİM NEREYE? shf. 186-189
İsmail Çetin (kuddise sirruh)
Dilara Yayınları