| Ceddi Osmanlı..... (Konuyu Başlatan)
Üyelik tarihi: 24.03.2008 Nerden: İstanbul
Mesajlar: 4.178
Teşekkür etti: 32.273
Teşekkür aldı: 3.689 konuda 11.265 kere
|
Talha ilmi Ubeydullah radıyallahu anlı anlatıyor:
Necidli, saçı başı dağınık bir adam
Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem'e geldi.
Uzaktan sesini duyuyor, ama ne dediğini anlamıyorduk.
Derken yaklaştı.
Meğer İslâmın ne olduğunu soruyormuş.
Onun bu sorusuna
Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem, "Bir gün bir gecede beş vakit namaz kılmaktır" diye cevap verdi.
Adam,
"Kılmam gereken başka namaz var mı?" diye sordu.
"Hayır, yok. :
Ama nafile olarak kılarsan o başka" buyurdu.
Resûl-i Ekrem sözüne devamla,
"Bir de Ramazan ayında oruç tutmaktır" buyurdu.
Adam yine,
"Tutmam gereken başka oruç var mı?" dedi.
Resûl-i Ekrem,
"Hayır, yok.
Ama nafile olarak tutarsan o başka" buyurdu.
Hz. Peygamber ona zekât vermeyi de söyledi.
O yine,
"Üzerimde bundan başka bir görev olacak mı?"
diye sordu.
"Hayır, yok," dedi Resûl-i Ekrem.
"Ama nafile olarak sadaka verirsen o başka."
Bunun üzerine Necidli,
"Vallahi bundan ne fazla, ne de eksik yaparım"
diyerek arkasını dönüp gitti.
Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem, "Eğer doğru söylüyorsa, kurtuldu gitti" buyurdu.
Enes ibni Mâlik radıyallahu anh anlatıyor:
Birgün Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem ile oturuyorduk.
Devesine binmiş bir adam çıkageldi.
Devesini mescidin kapısında çökertip bağladı. Sonra da, "Muhammed hanginiz?" diye sordu.
Hz. Peygamber Ashabının arasında
bir yere dayanmış oturduğu için,
"İşte şu yaslanarak oturan beyaz tenli kimse" dedik.
Adam Resûl-i Ekrem'e, dedesinin adıyla, "Ey Abdülmuttalib'in oğlu!" diye hitap etti.
Resûl-i Ekrem,
"Seni dinliyorum" buyurdu.
Sonra aralarında şu konuşma geçti:
"Sana bazı şeyler soracağım. Bunlar pek ağır sorular. Bana gücenme."
"Aklına geleni sor."
"Senin ve senden öncekilerin Rabbi aşkına söyle! Bütün insanlara seni Allah mı gönderdi?" "Evet."
"Allah aşkına söyle, bir gün ve bir gecede beş vakit namaz kılmayı sana Allah mı emretti?"
"Evet."
"Allah aşkına söyle, her sene Ramazan ayında
oruç tutmayı sana Allah mı emretti?"
"Evet."
"Allah aşkına söyle, şu zekâtı zenginlerimizden alıp fakirlerimize dağıtmayı sana Allah mı emretti?"
"Evet."
O zaman adam şunları söyledi:
"Getirdiğin herşeye iman ettim.
Ben buraya gelemeyen halkımın elçisiyim.
Benî Sa'd kabilesinden Sa'lebe oğlu Dımâm'ım."
Muâz radıyallahu anh anlatıyor:
Birgün Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem
elimi tuttu ve,
"Muâz!
Vallahi seni gerçekten seviyorum"
buyurdu.
Ben de ona,
"Ey Allah'ın Elçisi!
Vallahi ben de seni seviyorum" dedim.
Hz. Peygamber sözüne şöyle devam etti:
Muâz!
Her namazdan sonra şu duayı
mutlaka okumanı tavsiye ediyorum:
Allahım!
Seni anıp zikretmek,
nimetine şükretmek,
Sana lâyık şekilde ibadet etmek için
bana yardım eyle!
Ümınü Kays radıyallahu anhâ anlatıyor:
Henüz yemek yemeye başlamayan küçük oğlumu
Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem'e götürmüştüm.
Allah'ın Elçisi çocuğu kucağına aldı.
Fakat çocuk onun elbisesine küçük abdestini yaptı.
Resûl-i Ekrem su isteyip oraya azar azar döktü,
ama elbiseyi yıkamadı.
Abdullah ibni Mes'ûd mdıyallahu anlı anlatıyor:
Birgün Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem
Kabe'nin yanında namaz kılıyordu.
Ebû Cehil ile bazı arkadaşları da orada oturuyorlardı.
Derken içlerinden biri,
"Şu gösteriş budalasına bakın!
Hanginiz falanların yeni boğazladıkları
devenin döl yatağını,
içindeki pisliklerle birlikte alıp getirir
ve secdeye vardığı zaman şunun sırtına koyar?" dedi.
Oradakilerin en fenası olan
(Ukbe ibni Ebû Mu'ayt adındaki) biri koşup gitti;
devenin döl yatağını alıp getirdi,
Resûl-i Ekrem secde edinceye kadar bekledi,
ve onu sırtına, iki omzunun arasına koydu.
Ben, elimden birşey gelmediği için öylece bakıp duruyordum.
Âh o zaman elimde bir kuvvet olacaktı ki!
Onlar birbirinin üzerine devrilerek
katıla katıla gülüyorlardı.
Resûl-i Ekrem ise başını secdeden kaldırmıyordu.
Biri gidip, henüz küçük bir çocuk olan Fâtıma'ya
durumu haber vermiş,
Fâtıma koşarak geldi ve babasının sırtındaki
pisliği alıp attı;
sonra bunu yapanlara dönüp hakaret etti.
Resûl-i Ekrem yerinden doğruldu, sonra da üç defa,
"Allahım!
Bu Kureyş kâfirlerini sana havale ediyorum" dedi.
Orada yapılan duanın kabul edileceğine inandıkları için, kendi aleyhlerinde Hz. Peygamberin dua etmesi kâfirlere pek ağır geldi.
Resûl-i Ekrem onların adlarını birer birer sayarak şöyle buyurdu:
"Allahım!
Ebû Cehil'i sana havale ediyorum.
Utbe bin Rebîa'yı, Şeybe bin Rebîa'yı, Velîd ibni Utbe'yi,
Ümeyye bin Halefi, Ukbe bin Ebû Muayt'ı sana havale
ediyorum."
Canımı kudretiyle yaşatan Allah'a yemin ederim ki, Resûl-i Ekrem'in adlarını saydığı bu kimselerin çoğunun, Bedir Gazvesinde, ölüler çukuruna atıldıklarını gözlerimle gördüm.
im. |