20 Şaban 1429
22 Ağustos 2008, Cuma
20 Şaban 1429
22 Ağustos 2008, Cuma
Ayet
Ey iman edenler! Aranızda gizli konuşacağınız zaman günahı, düşmanlığı ve Peygamber'e karşı gelmeyi fısıldamayın. İyilik ve takvayı konuşun. Huzuruna toplanacağınız Allah'tan korkun
Mücâdele-9
hadis
İnsanlar arasında ara bozma niyeti ile laf götürüp getirmek, insanlara hakaret etmek ve sövmek, kendi ırkını üstün görüp başka milletleri aşağı görmek..İşte bu 3 davranış, cehennemdedir. Bunlar, bir mü’minin ahlakında yer alamaz.
Taberani

GİrİŞ Yap

Kullanıcı ismi:
Şifreniz:

Beni hatırla

...........................................
Şifrenizi mi unuttunuz
yoksa hâlâ üye değil misiniz? Hemen Üye Olun

Arama


Gelişmiş arama yap
Hak-dilaram Sözlük

Yürek Yangınları

Online Üye

Şuan Forumda: 55 (17 Kayıtlı ve 38 Misafir) bulunmaktadır.

Online  adımmaviş, Almula, alper, aşkınsonhecesi, busenaz, DeRCan, EmRHN, maklube, menekşe, teyfo, Ubeydetullah, YaMusaB, yıldırım beyazıt Dagistan, efsun hayal, monaroza


Admin :: S.Mod :: Mod :: Yazarlar :: İmtiyazlı Üye
Tekil Mesaj gösterimi
siyahsancaktar
Şeref Üyesi
(Konuyu Başlatan)
 
siyahsancaktar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 24.03.2008
Nerden: İstanbul
Mesajlar: 3.299



Yarışma Puanı: 1190
Teşekkür etti: 24.807
Teşekkür aldı: 2.720 konuda 8.170 kere
kucult  büyük
Abdullah ibııi Mes'ûd radıyallalm anh anlatıyor:
Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem şöyle dua ederdi:
Aüahım!
Senden hep doğru yolda yürümeyi,
emirlerine uyup, yasaklarından kaçmayı,
iffetli olmayı
ve gönül zenginliği kazanmayı isterim.

Ebû Satd cl-Hudrî radıyallahu anh anlatıyor:
Medineli Müslümanlardan bir kısmı Resûl-i Ekrem'den mal istediler, o da verdi. Sonra bir daha istediler, yine verdi.
Tekrar istediler;
o da elindekiler tükeninceye kadar hepsini verdi.
Ardından şunları söyledi:
Yanımda birşeyler daha olsaydı,
onları sizden esirgemez, verirdim.
Kim elindekiyle yetinir
ve insanlardan birşey istemezse,
Allah ona kanaat duygusu verir.
Kim tokgözlü davranırsa,
Allah ona gönül zenginliği verir.
Kim sabretmeye ve dayanmaya çalışırsa,
Allah ona sabır ve dayanma gücü verir.
Hiç kimseye sabırdan daha değerli
ve daha büyük bir iyilik verilmemiştir.

Üsânıe ibni Zeyd radıyallahu aııhüınâ anlatıyor:
Hz. Peygamberin yarımdaydık.
Kızı Zeyneb ona,
"Oğlum ölmek üzeredir, lütfen bize kadar geliniz"
diye haber gönderdi.
Resûl-i Ekrem de kızma selâm ile birlikte
§u cevabı yolladı:
Kızım!
Alan da, veren de Allah'tır.
Onun yanında herşeyin belli bir ömrü vardır.
Sabret ve ödülünü Allah'tan bekle.
Bu defa Zeyneb,
"Ne olur, mutlaka geliniz"
diye haber gönderdi.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, Sa'd ibni Ubâde gibi Sahâbîlerle birlikte kızının evine gitti.
Nefes almakta zorluk çeken çocuğu Hz. Peygamberin kucağına verdiler.
İşte o zaman Allah'ın Elçisinin gözlerinden yaşlar boşandı. Bu durumu gören Sa'd ibni Ubâde hayretle,
"Ey Allah'ın Resulü, bu ne haldir?" deyince, Hz. Peygamber şunları söyledi:
Bu, Allah'ın, kullarının kalbine koyduğu
merhamet duygusudur.
Allah bu duyguyu şefkatli kullarına verir.

Encs ibııi Mâlik radıyallahıı anh anlatıyor:
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem,
çocuğunun mezarı başında
yüksek sesle ağlayan bir kadının yanından geçti.
Ona,
"Allah'tan kork ve sabret" buyurdu.
Oda
"Git şuradan!
Benim başıma gelen felâket, sana gelmedi ki!" dedi.
Kadın Resûl-i Ekrem'i tanıyamamıştı.
Ona, konuştuğu kimsenin Peygamber olduğu söylenince,
üzüntüsünden öleyazdı.
Özür dilemek için hemen Hz. Peygamberin evine koştu;
orada kapıcılar olduğunu sandı; öyle birileri yoktu.
Resûl-i Ekrem'e,
"Sizi bilemedim, (beni affedin)" deyince,
Allah'ın Elçisi şöyle buyurdu:
Sabır, felâketle yüz yüze geldiğin ilk anda ona katlanmaktır.

Encs ibni Mâlik radıyallahu anh anlatıyor:
Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem insanların en güzel ahlâklısıydı.
Birgün beni bir hizmete gönderdi. "Vallahi gitmeyeceğim" dedim.
içimden de Allah'ın Elçisinin gönderdiği yere gitmeyi istiyordum.
Dışarı çıktım, yolda oynayan çocukların yanma gittim.
Bir de ne göreyim,
Resûl-i Ekrem arkamdan gelip ensemi tutuvermiş.
Yüzüne baktım:
"Enesçik,
seni gönderdiğim yere gittin mi?" diye gülümsüyor.
"Evet, Ey Allah'ın Elçisi!
Hemen gidiyorum" dedim.

Câbir ibııi Abdullah radıyallahu anlı anlatıyor:
Hz. Peygamber sallallalıu aleyhi ve sellem ile bir seferden dönüyorduk.
Öğle vakti ağaçlık, çalılık bir vadide mola verdik.
Askerler ağaçların altında gölgelenmek üzere
çevreye dağılmış,
Resûl-i Ekrem de kılıcını bir ağaca asarak
dinlenmeye başlamıştı.
Birazcık uyumuştuk ki, Resûl-i Ekrem'in
bizi çağırdığını duyup yanma koştuk.
Bir de baktık, yanında bir müşrik oturuyor.
Bu adam Hz. Peygamber uyurken
ağaca asılı kılıcım almış.
O sırada Resûl-i Ekrem uyanmış.
Adam kılıcı çekerek sormuş:
"Benden korkuyor musun?"
"Hayır, korkmuyorum."
"Peki, şimdi seni benim elimden kim kurtaracak?"
"Allah!"
İşte o zaman adamın elindeki kılıç yere düşüvermiş.
Bu defa Resûl-i Ekrem yerdeki kılıcı alarak adama sormuş:
62
"Seni benim elimden kim kurtaracak?"
Adam şöyle demiş:
"İyi bir cezalandırıcı ol!"
Hz. Peygamber adama,
"Allah'tan başka ilâh olmadığım,
benim Allah'ın Elçisi olduğumu
kabul eder misin?" diye sorunca,
"Hayır" demiş. "Kabul etmem.
Ancak seninle savaşmamaya,
seninle savaşacak bir topluluk içinde bulunmamaya
söz veririm."
Resûlullah sallallalıu aleyhi ve sellem
bu adamı serbest bıraktı.
O da arkadaşlarının yanma dönünce onlara şöyle demiş:
"Ben en hayırlı kişinin yanından geliyorum."

Âişe radıyallahu aııhâ şöyle diyor:
Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem, benim evimde öğle namazından önct dört rekât namaz kılar, sonra gider farz namazı kıldırır, ardından eve gelir, iki rekât namaz kılardı.
Akşam namazını kıldırdıktan sonra eve gelir, iki rekât namaz kılardı.
Yatsıyı kıldırdıktan sonra yine eve döner, iki rekât namaz kılardı.
Geceleyin de, vitir namazıyla birlikte dokuz rekât namaz kılardı.
Uzun uzun kıldığı gece namazlarını ya ayakta veya oturarak kılardı.1
Namaz sûrelerini ayakta okumuşsa, ayakta rükûa varır ve secde ederdi; oturarak okumuşsa, oturduğu yerden rükû ve secde ederdi. Fecir doğunca da iki rekât namaz kılardı.
1. Mü'minlerin annesi Hz. Hafsa, Resûl-i Ekrem'in, vefatından bir yıl öncesine kadar nafile namazları oturarak kılmadığını söylediğine göre (Miisliın, Müsâurîn 118; T'mnizî, Salât 168; Nesâî, Rıyâıuü'1-leyl 19), Hz. Âişe'nin bu rivayeti, Allah'ın Elçisinin son yıldaki ibadetini tasvir etmektedir. Hz. Âişe'nin, başka rivayetlerde, Peygamber Efendimizin geceleyin on bir rekât kıldığını söylemesi de bunu göstermektedir

Âişe mdıyallahu anhâ anlatıyor:
"Bir bayram günü Resûl-i Ekrem
sallallahu aleyhi ve sellem eve geldi.
O sırada Medineli Müslümanların çocuklarından,
mesleği şarkıcılık olmayan iki kız karşımda def çalıyor,
Buâs Savaşını anlatan şiirlerden şarkılar söylüyorlardı.
Hz. Peygamber bize arkasını döndü,
ihrâmıyla örtünerek yatağa uzandı.
O sırada babam Hazret-i Ebû Bekir içeri girdi.
"Bu ne hal?
Allah'ın Elçisinin evinde şeytan çalgısı mı çalıyorsunuz?"
diye beni azarladı.
Bunu duyan Resûl-i Ekrem,
yüzündeki örtüyü atarak doğruldu ve,
"Ebû Bekir! Onlara dokunma!
Bu günler bayram günleridir.
Her milletin bir bayramı var; bu da bizim bayramımız"
buyurdu.
Babam başka birşeyle meşgul olurken
kızlara işaret ettim,
dışarı çıktılar.
Yine bir bayram günüydü.
Habeşliler kalkan, mızrak oyunu oynuyorlardı.
Ya ben Hz. Peygamberden
onlara bakmak için izin istedim,
veya o bana,
"Bakmak ister misin?" diye sordu.
Ben de "Evet" dedim.
Çenemi omzuna koyup
yanağım yanağına değecek şekilde arkasında durdum.
Habeşlilere,
"Haydi bakalım Erfide Oğulları!" diye seslendi.
Seyretmekten usandığım zaman bana,
"Artık yeter mi?" diye sordu.
"Evet" dedim. "Öyleyse git" buyurdu.
eski 29.03.2008, 14:07 siyahsancaktar isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #8
 


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 00:14 .


Page generated in 0,25384 seconds with 16 queries