Amr ibni Haris radıyallahu anhümâ şöyle diyor:
Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem vefat ettiğinde,
geride sadece
bindiği beyaz katırı,
silâhını,
yolcular için vakfettiği araziyi bıraktı.
Bunların dışında
ne bir altın,
ne bir gümüş,
ne bir köle,
ne bir câriye,
ne de başka birşey bıraktı.
Abdullah tbııi Abbas radıyallahu anhünıâ anlatıyor:
Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem, birbiri ardından birkaç gün yemek yemeden aç yatıp uyurdu.
Ailesi de akşam yemeği bulamazdı. Çoğu zaman arpa ekmeği yerlerdi.
Aişe radıyallahu anhâ şöyle diyor:
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ve ailesi, onun Medine'ye geldiği günden vefat ettiği âna kadar, üç gün arka arkaya buğday ekmeğiyle karnını doyurmadı.
Ebû Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor:
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem gündüzün bir vaktinde evinden çıktı.
Birbirimize birşey söylemeden
Benî Kaynuka Çarşısına kadar yürüdük.
Sonra oradan ayrılıp kızı Fâtıma'nm evine gitti,
dışarıda bir yere oturdu
ve Hz. Hasan'ı kastederek,
"Ufaklık evde mi? Ufaklık evde mi?" diye sordu.
Anlaşılan annesi onu giydirdiği,
veya saçım başını yıkayıp taradığı için çabucak gelmedi.
Derken Hasan koşarak geldi; birbirlerine sarıldılar; Hz. Peygamber onu öpüp kokladı, sonra şöyle dua etti:
Allahım, ben bunu seviyorum; onu Sen de sev! Onu seveni de sev!
Âişe radıyallahu anhâ şöyle diyor:
Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem vefat ettiğinde,
demirden yapılma zırhı,
birYahudinin elindeydi.
Ailesinin geçimini sağlamak için aldığı
otuz ölçek arpa karşılığında
zırhını ona rehin bırakmıştı.
Âişe radıyallahu anhâ şöyle diyor:
Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem'in
yaslandığı yastık,
içinde uyuduğu yatak,
içi hurma lifıyle doldurulmuş
ve tabaklanmış deridendi.
îbni Abbas radıyallahu anh anlatıyor:
Mekke'nin fethedildiği gün Resûl-i Ekrem şehre girdiğinde, onu Abdülmuttalip Oğullarının küçük çocukları karşıladı. Allah'ın Elçisi onlardan birini önüne, diğerini de devesinin arkasına bindirdi.
Enes ibni Mâlik ve Câbir ibni Abdullah radıyallahu anhümâ şöyle diyorlar:
Resûl-i Ekrem salkllahu aleyhi ve sellem, ailesinden uzun süre ayrı kalan kimsenin, eşinin bir açığını yakalamak istiyormuş gibi evine geceleyin ansızın gelmesini doğru bulmazdı.
Hanımın kendine çekidüzen vermesine fırsat tanınmasını tavsiye ederdi.
Kendisi de sefer dönüşünde evine geceleyin gitmez, ya kuşluk vakti veya akşamüstü giderdi.
Ebû Hüreyre radıyallahu anh şöyle anlatıyor:
Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Ashabını, "Sakın iftar etmeden peş peşe oruç tutmayınız!" diye uyarmıştı.
Müslümanlardan biri ona,
"Ama ey Allah'ın Elçisi!
Sen p?ş peşe oruç tutuyorsun!" deyince,
"Hanginiz bu konuda benim gibi olabilir? Beni Rabbim yedirir içirir" buyurdu.
Bazı Sahâbîlerin arka arkaya oruç tutma işinden
vazgeçmediklerini görünce,
onlara iki gün peş peşe oruç tutturdu;
ardından yine ara vermeden bir gün daha tutturdu.
Derken hilâlin doğduğu görüldü.
Resûl-i Ekrem, arka arkaya oruç tutma isteğinden vazgeçmeyenleri cezalandırmak ister gibiydi.'1, Resûl-i Ekrem, ibadete düşkün olan bazı kimselerin bir süre sonra bu isteklerini yitireceklerini veya ibadetten büsbütün soğuyacaklarını bildiği için, Müslümanların iftar etmeden peş peşe iki gün veya daha fazla oruç tutmalarını arzu etmemişti. "Savm-ı visal" denen art arda oruç tutmanın sadece kendisine ait bir özellik olduğunu bilmelerini istemişti.
Sonra şöyle buyurdu:
Eğer hilâl görünmeseydi,
size peş peşe fazla oruç tutturacaktım.
Siz ibadetlerden gücünüzün yettiği kadarını
yapmaya çalışınız. |