Aişe radtyallahtı anhâ şöyle diyor:
Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem bazı aylarda o kadar çok oruç tutardı ki, "Artık bu ay hiç iftar etmeyecek" derdik.
Bazı aylarda da oruç tutmazdı;
biz de "Artık bu ay hiç oruç tutmayacak" derdik.
Ben onun Ramazan dışında hiçbir ayı tamamen oruçlu geçirdiğini bilmem.
Şaban ayından daha fazla oruç tuttuğu bir ay da görmedim.
Şöyle buyururdu:
Gücünüzün yettiği kadar ibadet ediniz. Çünkü siz usanmadıkça, Allah usanmaz.
Resûl-i Ekrem, nafile namazın,
az da olsa devamlı kılınmasını arzu ederdi.
Kendisi bir nafile namaza başlayınca onu devamlı kılardı.
Enes ibni Mâlik radtyallahu anh anlatıyor:
Ben Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem'in
ellerinden daha yumuşak
ne bir atlasa, ne de bir ipeğe dokundum.
Hayatımda onun kokusundan
daha hoş bir râyiha koklamadım.
Enes ibni Mâlik radıyallahu anh anlatıyor:
Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Medine'ye geldiğinde bir hizmetçisi yoktu.
Üvey babam Ebû Talha elimden tuttu, beni Hz. Peygambere götürdü ve ona, "Ey Allah'ın Elçisi!" dedi. "Enes zeki bir çocuktur, sana hizmet etsin!"
Resûl-i Ekrem sefere gittiği zaman da,
gitmediği zaman da,
tam on yıl süreyle hizmet ettim.
Bana bir defa bile "ÖP." demedi.
Yaptığım birşeyden dolayı
"Niye böyle yaptın?" demediği gibi,
yapmadığım birşey sebebiyle
"Şöyle yapsan olmaz mıydı?" da demedi.
Abdullah ibni Mes'tîd radıyallahu anh şöyle diyor:
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem
hastalanıp da vücudu sıtmanın ateşiyle yanarken
huzuruna vardım.
Elimle vücuduna dokunarak,
"Ey Allah'ın Resulü!
Sıtma nöbetinden dolayı çok ıztırap çekiyorsunuz"
dedim.
"Evet, sizden iki kişinin çekebileceği kadar
ıztırap çekiyorum" buyurdu.
"Herhalde bu, iki kat sevap kazanmanız içindir" dedim.
Evet, öyle.
Allah, Müslümanın ayağına batan bir diken
veya başına gelen daha büyük bir sıkıntıdan dolayı
onun günahlarını bağışlar.
O Müslümanın günahları
ağaç yaprakları gibi dökülür
buyurdu.
Ebû Hüreyre radıyallahu anh şöyle diyor:
Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem bir adamdan deve satın almıştı.
O adam, alacağını istemek üzere Hz. Peygambere geldi ve ona ağır bir söz söyledi.
Bunu duyan Sahâbîler
o adama haddini bildirmek istediler.
Allah'ın Elçisi,
"Ona dokunmayınız!
Çünkü alacaklının söz söylemeye hakkı vardır"
buyurdu. Sonra da,
"Ona devesinin yaşında bir deve veriniz"
diye emretti.
Sahâbîler,
"Ey Allah'ın Elçisi!
Onun devesinin yaşında deve bulamıyoruz;
ama elimizde ondan daha değerlisi var" dediler.
Peygamber Efendimiz, O halde onu veriniz;
elbette sizin hayırlınız, borcunu en güzel şekilde ödeyendir
buyurdu.
Tank ibni Eşyem radtyallahu anh şöyle diyor:
Bir kimse Müslüman olduğu zaman,
Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem ona önce
namaz kılmayı öğretirdi;
sonra şöyle dua etmesini tavsiye ederdi:
Allahım,
beni bağışla,
bana merhamet et,
rızânı kazandıracak işler yaptır,
bana afiyet ve hayırlı rızık ver.
Kum ibni İyâs radıyallahu anh şöyle diyor:
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bir yere oturunca, arkadaşları etrafını çepeçevre kuşatırlardı.
O Sahâbîlerden biri,
nereye gitse arkasından gelen küçük oğlunu
önüne oturtarak Resûl-i Ekrem'i dinlerdi.
Birgün bu çocuk öldü.
Babası, "Oğlumu hatırlayarak
üzülüp etrafı rahatsız ederim" diye
Hz. Peygamberin meclisine gelmez oldu.
Resûl-i Ekrem onun yokluğunu hissedince, "Falanı aranızda niçin göremiyorum?" diye sordu.
"Ey Allah'ın Elçisi!
Her zaman onun yanında gördüğünüz oğlu öldü" dediler.
Hz. Peygamber o Sahâbîyi bulup çocuğunu sordu.
Dertli baba yavrusunun öldüğünü söyleyince, Resûl-i Ekrem ona başsağlığı diledi, sonra da kendisini şöyle teselli etti:
"Söyle bakalım!
Vefat eden çocuğunun,
yaşadığın sürece hep senin yanında bulunmasını mı;
yoksa yarın Cennetin hangi kapısına gidersen,
onun senden önce koşup kapıyı açarak
'Buyur babacığım!' demesini mi isterdin?"
O Sahâbî,
"Ey Allah'ın Elçisi!
Elbette onun benden önce koşup Cennetin kapısını
açmasını isterdim" deyince,
Resûl-i Ekrem,
"Öyleyse istediğin olacak" buyurdu.
Aişe radıyallahu aııhâ şöyle diyor:
Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem benim yanımda kaldığı gecelerin sonuna doğru Bakî Mezarlığına giderek şöyle derdi:
Selâm size, ey mü'minler diyarı! Başınıza geleceği söylenen şeylerle nihayet karşılaştınız. Hesabınız daha sonra görüleceği için ' ...şimdilik ileri bir tarihe bırakıldınız. İnşallah yakında biz de aranıza katılacağız. Allahım! Bakî Mezarlığında yatanları bağışla!
Câbir ibni Semüre radıyattahu anh şöyle diyor:
Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem, sabah namazını kıldıktan sonra güneş iyice doğuncaya kadar, çoğu zaman yerinde bağdaş kurarak otururdu. Bu sırada Sahâbîler, Câhiliye devrinde yaptıkları şeylerden söz edip gülerlerdi. Resûl-i Ekrem ise sadece tebessüm ederdi. Güneş doğunca da kalkıp evine giderdi. |