Mâlik ihni Huve)>ris radıyallahu anh anlatıyor:
Biz aynı yaşlarda bir grup genç
Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem'e gelmiş
ve yirmi gün boyunca yanında kalmıştık.
Allah'ın Resulü çok merhametli ve şefkat dolu bir kimseydi.
Yakınlarımızı özlediğimizi anlayınca,
geride ailemizden kimleri bıraktığımızı sordu.
Biz de söyledik.
O zaman şöyle buyuruu.
"Haydi artık ailenizin yanına dönünüz,
ve onların yanında kalarak kendilerini bilgilendiriniz.
Onlara şu namazı şu vakitte,
bu namazı bu vakitte kılmalarını söyleyiniz."
Bir kısmını hatırladığım, bir kısmını unuttuğum daha başka şeyler de söyledi.
Sözüne şunları da ekledi:
Benim namazı nasıl kıldığımı görüyorsanız,
siz de öyle kılınız.
Namaz vakti geldiğinde içinizden biri ezan okusun,
en yaşlınız da namazı kıldırsın.
Âişe radıyallahu mıha şöyle diyor:
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, rüzgâr şiddetli estiğinde şöyle dua ederdi:
Allahım!
Senden bu rüzgârın,
onun içinde bulunanın
ve onunla gönderilenin hayrını isterim.
Bu rüzgârın şerrinden,
içinde bulunanın
ve onunla gönderilenin şerrinden Sana sığınırım.
Ben Hz. Peygamberin,
küçük dili görünecek şekilde kahkahayla güldüğünü
hiç görmedim;
o sadece tebessüm ederdi.
Ancak yağmur yüklü olduğu sanılan bir bulut görünce,
veya rüzgâr şiddetli esince,
bir aşağı bir yukarı yürür,
eve girer çıkar,
ve yüzünün rengi değişirdi.
Yağmur yağınca rahatlar, tedirginliği de giderdi.
Birgün kendisine,
"Ey Allah'ın Elçisi!
Bildiğim kadarıyla insanlar bulutu görünce,,
yağmur yüklü olduğu ümidiyle sevinirler. Ama sen bulutu görünce tedirgin oluyorsun. Bunun sebebi nedir?" dedim.
Şöyle buyurdu:
Âişe!
Bu kara bulutun içinde azap bulunmadığını
bana kim garanti edebilir?
Bazı milletler rüzgârla cezalandırılmışlardır.
Ben de o kara bulutun ümmetimin başına gelecek bir
azap olmasından korkarım.
Ne bileyim, belki de o bulut
Ad Kavminin sandığı gibi bir bulut olabilir.
Sonra şu âyeti okudu:
"O azabın bir bulut şeklinde vadilerine doğru yaklaştığını görünce,
'Bu bize yağmur getiren bir buluttur' dediler. Hûd Peygamber ise şöyle dedi:
'Hayır, o, sizin bir an önce gelmesini istediğiniz şeydir; acı bir azap getiren buluttur.'"
Peygamber Efendimizin hanımı Sajî]>ye radıyallahu anha anlatıyor:
Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Ramazan'm son on gününde mescitte itikâfa1 girmişti. Bir gece onu ziyarete gidip kendisiyle sohbet ettim. Uzakta bulunan evime dönmek üzere kalktığım zaman, o da beni eve götürmek üzere kalktı. Yolda giderken Ensardan iki kişiyle karşılaştık.
Onlar Hz. Peygamberi görünce selâm verdiler,
ve oradan çabucak uzaklaşmak istediler.
Resûl-i Ekrem onlara,
"Biraz yavaş olun.
Yanımdaki Huyey kızı Safıyye'dir" buyurdu.
Hz. Peygamberin bu açıklaması onlara pek ağır geldi:
"Ey Allah'ın Elçisi!
Size yakışmayan birşeyi nasıl düşünebiliriz?" dediler.
Bunun üzerine Resûl-i Ekrem şöyle buyurdu: Şeytan insanın vücudunda kan gibi dolaşır. Onun sizin temiz kalbinize bir şüphe atmasından korktum.
1. İtikâfa girmek: Ramazan ayının son on gününde camide kalarak ibadet etmek
demektir. |