Âişe radtyallahu aııhâ şöyle diyor:
Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem,
hediye kabul eder,
ona karşılık kendisi de hediye verirdi.
Âişe ra dıyallahu anhâ anlatıyor:
Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem bir sefere gideceği zaman
eşleri arasında kur'a çekerdi.
Kur'a kime çıkmışsa, sefere onunla birlikte giderdi.
Allah'ın Elçisi eşlerinin yanma
hangi gün, hangi gece gideceğini de belirlerdi.
Yalnız hanımı Şevde binti Zem'a,
Hz. Peygamberin gönlünü hoş etmek için,
kendisine ayrılan günü ve geceyi bana bağışlamıştı.
Enes radıyallahtı anh şöyle diyor:
Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem'den
İslâmiyet adına birşey istendiğinde onu mutlaka verirdi.
Birgün bir adam geldi,
Allah'ın Elçisi ona,
iki dağ arasında otlayan bir koyun sürüsü verdi.
O adam kavminin yanına gidince şöyle dedi:
"Ey milletim!
Hemen Müslüman olun!
Çünkü Muhammed fakirlikten korkmadan
elinde olanı veriyor."
Âi^e radıyaüahu anhâ şöyle diyor:
Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem, savaş hali dışında, bir kadına,
bir hizmetçiye,
kısacası bir kimseye eliyle vurmadı.
Câbir radiyallahu anha anlatıyor:
Birgün evde oturuyordum.
Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem
bize uğrayıp beni çağırdı.
Kalkıp yanına vardım.
Elimden tuttu, yürümeye başladık.
Hanımlarından birinin evine geldik.
İçeri girdi, sonra beni çağırdı.
Eşinin bulunduğu odaya girdim.
Hz. Peygamber, "Yiyecek birşey var mı?" diye sordu.
"Evet, var" dediler
ve üç parça ekmek getirip sofraya koydular.
Resûl-i Ekrem ekmeğin birini kendi önüne,
diğerini benim önüme koydu.
Üçüncü ekmeği alıp ikiye böldü,
yarısını kendi önüne,
öteki yarısını da benim önüme koydu.
"Ekmekle yiyecek bir katık yok mu?" diye sordu.
"Hayır, ama biraz sirke var" dediler.
"Sirke ne güzel katıktır!" diyerek yemeye başladı.
Resûl-i Ekrem'den bu sözü duyduğum günden beri
ben de sirkeyi severim.
Abdullah ibnl Abbas radıyallahu anhümâ anlatıyor:
Birgün Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem hasta bir bedeviyi ziyaret etti. Bir hastayı ziyaret ettiğinde ona,
"Geçmiş olsun,
hastalığın günahlarına keffâret olur inşallah"
derdi.
Bu bedeviye de aynı şekilde,
"Geçmiş olsun,
hastalığın günahlarına keffâret olur inşallah"
deyince, adam
Sen, 'Hastalık günahlarına kefarettir, geçmiş olsun'
diyorsun,
ama o hiç de öyle gelip geçici bir hastalık değil;
tam aksine yaşlı bir adam üzerinde
iyice coşup köpürdükten sonra,
onu kabirleri ziyarete gönderen bir sıtmadır" dedi.
O zaman Resûl-i Ekrem (duasını kabul etmeyen)
bu adama:
"Pekâlâ, öyle olsun" dedi. |