14 Şevval 1429
14 Ekim 2008, Salı
14 Şevval 1429
14 Ekim 2008, Salı
Ayet
Muhakkak O (kur’ân), arşın sâhibi (Allah katında) yüksek mevkiye sâhip, çok şerefli, güçlü bir elçinin (Cebrâil’in, Allah’tan) getirdiği sözdür.
(Tekvir 19-20 )
hadis
Resullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: "Kim, rızkının Allah tarafından genişletilmesini, ecelinin uzatılmasını isterse sıla-i rahim yapsın.
(Buhari, Edeb 12)

GİrİŞ Yap

Kullanıcı ismi:
Şifreniz:

Beni hatırla

...........................................
Şifrenizi mi unuttunuz
yoksa hâlâ üye değil misiniz? Hemen Üye Olun

Arama


Gelişmiş arama yap

Online Üye

Şuan Forumda: 62 (17 Kayıtlı ve 45 Misafir) bulunmaktadır.

Online   dilerim, Dilnihad, DuaLar, KapaSite, MafraK, mselim, MuKtEdA, ogrenci, Sedem, ta-ha, turab, yekru, zekai Hak-dilaram, mesutizm
Tekil Mesaj gösterimi
siyahsancaktar
Ceddi Osmanlı.....
(Konuyu Başlatan)
 
siyahsancaktar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 24.03.2008
Nerden: İstanbul
Mesajlar: 4.216




Teşekkür etti: 32.513
Teşekkür aldı: 3.728 konuda 11.465 kere
kucult  büyük
Âişe radtyallahu aııhâ şöyle diyor:
Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem,
hediye kabul eder,
ona karşılık kendisi de hediye verirdi.

Âişe ra dıyallahu anhâ anlatıyor:

Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem bir sefere gideceği zaman
eşleri arasında kur'a çekerdi.
Kur'a kime çıkmışsa, sefere onunla birlikte giderdi.
Allah'ın Elçisi eşlerinin yanma
hangi gün, hangi gece gideceğini de belirlerdi.
Yalnız hanımı Şevde binti Zem'a,
Hz. Peygamberin gönlünü hoş etmek için,
kendisine ayrılan günü ve geceyi bana bağışlamıştı.

Enes radıyallahtı anh şöyle diyor:
Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem'den
İslâmiyet adına birşey istendiğinde onu mutlaka verirdi.
Birgün bir adam geldi,
Allah'ın Elçisi ona,
iki dağ arasında otlayan bir koyun sürüsü verdi.
O adam kavminin yanına gidince şöyle dedi:
"Ey milletim!
Hemen Müslüman olun!
Çünkü Muhammed fakirlikten korkmadan
elinde olanı veriyor."

Âi^e radıyaüahu anhâ şöyle diyor:
Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem, savaş hali dışında, bir kadına,
bir hizmetçiye,
kısacası bir kimseye eliyle vurmadı.

Câbir radiyallahu anha anlatıyor:
Birgün evde oturuyordum.
Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem
bize uğrayıp beni çağırdı.
Kalkıp yanına vardım.
Elimden tuttu, yürümeye başladık.
Hanımlarından birinin evine geldik.
İçeri girdi, sonra beni çağırdı.
Eşinin bulunduğu odaya girdim.
Hz. Peygamber, "Yiyecek birşey var mı?" diye sordu.
"Evet, var" dediler
ve üç parça ekmek getirip sofraya koydular.
Resûl-i Ekrem ekmeğin birini kendi önüne,
diğerini benim önüme koydu.
Üçüncü ekmeği alıp ikiye böldü,
yarısını kendi önüne,
öteki yarısını da benim önüme koydu.
"Ekmekle yiyecek bir katık yok mu?" diye sordu.
"Hayır, ama biraz sirke var" dediler.
"Sirke ne güzel katıktır!" diyerek yemeye başladı.
Resûl-i Ekrem'den bu sözü duyduğum günden beri
ben de sirkeyi severim.

Abdullah ibnl Abbas radıyallahu anhümâ anlatıyor:
Birgün Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem hasta bir bedeviyi ziyaret etti. Bir hastayı ziyaret ettiğinde ona,
"Geçmiş olsun,
hastalığın günahlarına keffâret olur inşallah"
derdi.
Bu bedeviye de aynı şekilde,
"Geçmiş olsun,
hastalığın günahlarına keffâret olur inşallah"
deyince, adam
Sen, 'Hastalık günahlarına kefarettir, geçmiş olsun'
diyorsun,
ama o hiç de öyle gelip geçici bir hastalık değil;
tam aksine yaşlı bir adam üzerinde
iyice coşup köpürdükten sonra,
onu kabirleri ziyarete gönderen bir sıtmadır" dedi.
O zaman Resûl-i Ekrem (duasını kabul etmeyen)
bu adama:
"Pekâlâ, öyle olsun" dedi.
eski 29.03.2008, 14:33 siyahsancaktar isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #17
 


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 16:08 .