Berâ ibni Âzib radıyallahu anhtinıâ Resûl-i Ekrem sallallahıı aleyhi ve sellem'in Mekke fethinden bir yıl önce yaptığı kaza umresindeki bir olayı şöyle anlatıyor:
Allah'ın Elçisi umresini tamamlayıp Mekke'den çıktı. İşte o sırada Hz. Hamza'nm kızı Ümâme, "Amcacığım! Amcacığım!" diye bağırarak arkalarından gelmeye başladı.
Hz. Ali onu kucaklayıp,
devenin üzerinde bulunan eşi Fâtvma'ya,
"Amcanın kızını al!" diye uzattı.
Medine'ye varınca,
bu çocuğun kimde kalacağı konusunda Ali, ağabeyi Cafer ve Zeyd ibni Harise arasında anlaşmazlık çıktı.
Hz. Ali,
"O benim amcamın kızıdır.
Onun terbiyesini ve bakımım üstlenmek
herkesten çok benim hakkımdır" dedi.
Câfer-i Tayyar,
"O benim de amcamın kızıdır;
üstelik eşim onun teyzesidir" dedi.
Zeyd ibni Harise de
"Onun babasıyla beni Resûl-i Ekrem kardeş yaptı.
O benim kardeşimin kızıdır" dedi.
Allah'ın Elçisi,
"Teyze anne sayılır" diyerek
çocuğu Câfer-i Tayyâr'm eşine verdi.
Sonra çocuğu himayesine almak isteyenlerin
ayrı ayrı gönlünü aldı:
Hz. Ali'ye,
"Sen bana muhabbetle bağlısın, ben de sana" buyurdu.
Câfer-i Tayyar'a,
"Senin hem görünüşün,
hem de huyun bana benzer" dedi.
Zeyd ibni Hârise'ye de
"Sen bizim kardeşimiz, dostumuzsun" buyurdu.
Huzeyfe ibni Yeınân radıyallahu anh anlatıyor:
Bir gece Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in
arkasında namazı kıldım.
Bakara Sûresini okumaya başladı.
Ben içimden "Yüz âyet okuyunca
herhalde rükû eder" dedim.
O yüz âyetten sonra da okumaya devam etti.
"İki yüz âyet okuyunca rükû eder" dedim,
yine okumaya devam etti.
Ben içimden "Galiba bu sûreyi
bir rekâtta okuyacak" dedim,
o yine okumaya devam etti.
Ben "Artık bu sûre ile rüktıa varır" dedim, varmadı.
Nisa Sûresine başladı, onu da okudu.
Sonra Al-i İmrân Sûresine başladı, onu da okudu.
Ağır ağır okuyor, teşbih âyeti gelince Allah'ı teşbih ediyor,
dilek âyeti gelince dilekte bulunuyor,
Allah'a sığınmaya dair âyet gelince Allah'a sığınıyordu.
Sonra rükûa vardı,
"Sübhâne Rabbiye'1-azîm" demeye başladı.
Rükûu da aşağı yukarı kıyamı kadar uzun oldu.
Sonra "Semiallahü limen hamideh, Rabbena leke'1-hamd"
diyerek doğruldu.
Hemen hemen rükûuna yakın
uzunca bir süre ayakta durdu.
Sonra secdeye vardı ve
"Sübhâne Rabbiye'1-a'lâ" demeye başladı.
Secdesi de aşağı yukarı kıyamı kadar uzundu.
Aqe radıyallahu anhâ şöyle diyor:
Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem
eve girince,
ilk önce misvakla dişlerini temizlerdi.
Yatmadan önce de
onun misvakını ve abdest suyunu hazırlardık.
Allah onu, geceleyin ne zaman uyandırmak dilerse uyandırır, o da hemen misvakla dişlerini temizler, abdest alıp dokuz rekât namaz kılardı.
Enes ibni Mâlik anlatıyor:
Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem, akşam namazını kılmadan önce birkaç taze hurma ile orucunu açardı. Taze hurma yoksa birkaç kuru hurmayla, o da yoksa birkaç yudum suyla iftar ederdi.
Aişe radıyallahu anhâ şöyle diyor:
Bir gece Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem'in
yatakta olmadığını fark ettim.
Eşlerinden birinin yanma gittiğini sandım.
Karanlıkta el yordamıyla namaz kıldığı yeri araştırırken
elim ayağının tabanına değdi.
Secde vaziyetinde iki ayağını da dikmiş, şöyle diyordu:
Allahım!
Senin gazabından rızâna,
azabından affına sığınırım.
Ben Senden Sana sığınırım.
Ben Seni lâyık olduğun şekilde övemem.
Sen kendini nasıl övmüşsen, öylesin. |