11 Cemaziye'l-Evvel 1429
16 Mayıs 2008, Cuma
11 Cemaziye'l-Evvel 1429
16 Mayıs 2008, Cuma
Ayet
Kadınlar,oğullar,yük yük altın ve gümüş,salma atlar, davarlar ve ekinler gibi nefsin şiddetle arzuladığı şeyler insana süslü gösterildi.Bunlar dünya hayatının geçimliğidir.Oysa asıl varılacak güzel yer ancak Allah’ın katındadır.
Âl-i İmrân-14
hadis
Akrabaların gösterdiği yakınlığa karşılık veren kimse,tam anlamıyla akrabalık haklarını gözetiyor sayılmaz.Akrabalık haklarını tam anlamıyla gözeten kimse;yakınları akrabalık bağlarını ondan kestikleri halde,o onlardan alaka ve yardımını kesmeyen kimsedir.
Muslim

GİrİŞ Yap

Kullanıcı ismi:
Şifreniz:



...........................................
Şifrenizi mi unuttunuz
yoksa hâlâ üye değil misiniz? Hemen Üye Olun

Arama


Gelişmiş arama yap
Hak-dilaram Sözlük

Yürek Yangınları

Anket

hangi mevsimi seviyorsunuz????
ilkbahar: 48,18%
yaz: 16,36%
sonbahar: 25,45%
kış: 10,00%
Katılımcı sayısı: 110. Sizin bu Ankette oy kullanma yetkiniz bulunmuyor

Online Üye

Şuan Forumda: 27 (6 Kayıtlı ve 21 Misafir) bulunmaktadır.

Online  canane, DeRCan, GADAGAN, mutasyon, saadet


Admin :: S.Mod :: Mod :: Yazarlar :: İmtiyazlı Üye

Üye Albümlerinden

Üye albümlerinden en son eklenen resimler:

MUTASYON
mutasyon isimli üyenin, MUTASYON Albümünden

MUTASYON
mutasyon isimli üyenin, MUTASYON Albümünden

MUTASYON
mutasyon isimli üyenin, MUTASYON Albümünden

MUTASYON
mutasyon isimli üyenin, MUTASYON Albümünden

MUTASYON
mutasyon isimli üyenin, MUTASYON Albümünden

MUTASYON
mutasyon isimli üyenin, MUTASYON Albümünden

MUTASYON
mutasyon isimli üyenin, MUTASYON Albümünden

MUTASYON
mutasyon isimli üyenin, MUTASYON Albümünden

İncİler Maİl Grubu


Tekil Mesaj gösterimi
monaroza
.
(Konuyu Başlatan)
 
monaroza - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 27.08.2006
Mesajlar: 12.304


Yarışma Puanı: 380
Teşekkür etti: 19.484
Teşekkür aldı: 8.566 konuda 26.725 kere
24/1/2007

Üstad Sezai Karakoç


Yazar: Mehmet Nuri Yardım

O çölleri geçen, dağları aşan, gönüllere düşen bir ideal adamıdır.

Sevdası uğruna ömür tüketen, kalemini hep açık tutan, düşüncesi için kelimelere tutunan bir söz sultanıdır. Yıllardır ilmek ilmek Anadolu kilimini dokuyan bir sanatkârdır…

Çağını sorgulayan bir aydın, mazi ile gelecek arasında köprü olan bir mütefekkir, kâinat kitabını toplumuna okuyan bir şairdir…

Bir çağın, yeryüzündeki mazlum milletlerin vicdanı olmak isteyen bir münevverdir…

Hoyrat ellere karşı gül bahçesinde nâdide çiçekler yetiştiren bir bahçevan… Çorak iklimlerde susuz kalanlara nur şerbetiyle dolu tası uzatan bir gönül sakası… Şiiri de nesri de yücelerdeki mukaddes dâvâsını anlatmak için birer merdiven…

Diriliş düşüncesinin sanatkâr öncüsü üstad Sezai Karakoç, nesilleri etkileyen, ardından sanatkârlar kafilesi yürüten Türk edebiyatının son yarım yüzyılındaki çok önemli bir sanat öncüsü ve kılavuz kişisidir. O, şair olarak öne çıkışı kadar, fikir adamı olarak nesillerin elinden tutuşu, onları yetiştirmesi, beslemesi ve yönlendirmesiyle de çok değerlidir.


Pekçok eseri bulunan Karakoç’un şiir kitapları arasında Körfez, Şahdamar, Hızırla Kırk Saat ve Gül Muştusu da bulunuyor. Bütün şiirleri Gün Doğmadan adıyla tek eserde toplandı. Oyunları, hikâye ve günlük yazıları yayınlanan Sezai Karakoç’un düşünce ürünü eserlerinden bazılarının isimleri şöyledir:

İslâmın Dirilişi, Kıyamet Aşısı, Mağara ve Işık, Ölümden Sonra Kalkış, Ruhun Dirilişi, Çağ ve İlham, Yitik Cennet, Diriliş Neslinin Amentüsü, Edebiyat Yazıları, Gün Saati…

Şiir, nesir, hikâye ve düşünce alanlarında güçlü eserler veren Sezai Karakoç’un bütün kitaplarında derin bir kültür birikimi ve süzülmüş has fikirler vardır.

Aslında türleri farklı olsa da bütün kitaplarında aynı dünya görüşünün yansımasını ve seslenişini hissederiz.

Şiirde çıkış olarak İkinci Yeni’ye dahil edilse de esasında Sezai Karakoç’un çok daha orijinal, yeni, farklı ve üstün bir şiir tarzı vardır.

Bu bakımdan onu çağdaşlarından ayırmak ve bağımsız bir sanatkâr olarak kabul etmek zorundayız. O horlanmış, ezilmiş, yok farz edilmiş değerleri tutup kaldıran, savunan ve onları yücelten bir öncü kimliğine sahiptir.

Mistik şiirlerinde, metafizik arayışları barındıran nesirlerinde kısacası bütün edebî ve fikrî verimlerinde aynı kaygıyı, aynı endişeyi, aynı duyarlılığı hissederiz.

Sezai Karakoç, değerlerimizle birlikte insanımızı da çirkefliklerden, bataklıklardan kurtarmak istemiştir. Kadın’a bakışı da böyledir sanatçının. Kirletilen kavramlara inat ‘aşk’ı yüceltme çabası içinde gördüğümüz şair, Leylâ ile Mecnun’da ‘ideal aşk’ın gerçek örneklerini gösterir. Tasavvuftan beslenen, edeple örtülmüş, insana yakışan bir aşktır bu.

Sezai Karakoç’ta, çağdaşı bir çok şairde görülen karamsarlık, bedbinlik, ümitsizlik ve çaresizlikten eser yoktur. Sıkıntılara, bunalımlara fersah fersah uzaktır. Aydınlık fikirlerle, geçmişten günümüze akıp gelen yüksek ruh hisleriyle doludur. Madde ötesi, metafizik yollarda yürüyen ve ümidinden hiçbir şeyi kaybetmeyen üstad Sezai Karakoç bu konuda şöyle demektedir:

“Şair, kendinden memnun olmalı… Bu memnunluk, bir gün geçiricinin bir ne oldum delisinin memnunluğu olmamalı. Eserin, şairini sevinçten titretmesi demek bu. Şair eserini sevmeli.

Memnunluk ilkesinin temeli sevinç. Modacılar buna yaşama sevinci diyor. Ben yaşatma sevinci diyorum. Ürkek bir kadını yaşatan romancı, çocuklar gibi sevinir. Asılan bir adamı canlandıran şair de. Sevinç, en nüansı bol duygu… Tanrı toprağa bir parça neşe verdi: İşte insan…”

“Doğunun Yedinci Oğlu” olarak târif edilen Sezai Karakoç sembolist, kapalı şiir üslûbuyla Anadolu’yu nakış nakış işleyen üstün bir sanatçı. Şiir coğrafyasında içinde doğup büyüdüğü Güneydoğu toprakları var.

Ortadoğu ve İslâm coğrafyası ağırlıkta, ama hep Türkiye merkezli. Çocukluğunda gözlemlediği şark insanının geleneklerini, yaşayış biçimini, örflerini, hayat tarzını kısacası bütünüyle insanlarını anlatır. Çoluk çocuğuyla, erkeği kadınıyla bütün bir Anadolu insanı ortaya çıkar mısraların arasından.

…………..

Ağız yakan özel bir peygamber çiçeği
Sultan Şehmus ve Veysel Karani
İncir yaprağıyla sildiler gözümü çocukken
Ve sen ey sıcak doğu gecelerinin bitmeyen göz ağrısı
Çocuklara mahsus çocuklara ait çocuklara dair göz ağrısı
Kırmızı mürekkebi andıran gözotu
Yalancı fakat acının yemişi kanlı göz bezleri
Türbe önlerine sahicisinden daha gerçek
Daha fizik ötesi sara taklitleri
Ve ağızlarda mecusi meşaleleri
Tembelliğin kehribarı Bitlis Saroyan
Ağızları yakan sigara ilk çağ kokan kav
Birinci dünya harbi namazı
Babamın namazı
İkinci Dünya harbi namazı
Ölümsüzlük gençlik aşısı o ikindiler
Evi sokağı çarşıyı onaran Yasin
Paslanan güneşi sığayan sûre
Eve ve ellere can veren sûre
Geceye zikzaklar çizdiren sûre
Güneşi batıran doğuran sûre
Hamile Meryemi doğurtan sûre
Evin taşlığına çiçekler serperek
Yağmuru çatıda döndüren sûre
Huzuru gece ekleyen sûre
Gece gündüz bir bekçi gibi
Ebedî bir gözcü nöbetçi gibi
Evin yüreklerinde bekleyen sûre.

Sezai Karakoç’un, bazı şiirlerinde müphem kapalı ifade tarzını benimsediğini görüyoruz. Şaire göre, “Anlam, yeni şiirde, kendi öz fonksiyonunu yitirmiştir. Bir uyurgezerdir, hâfızasını kaybetmiştir belki… Gerçi yeni şiir yer yer anlamsızlığı dener. Anlam boşlukları bırakabilir, anlam sıkıntıları çekebilir ama büsbütün anlamsız şiir düşünülemez.”

Mükemmel ve göz kamaştırıcı mecazlar kullanan şairin şiirlerinde kaba, argo, çirkin ve nâhoş kelime bulunmaz. Nezih bir üslûp, akıcı bir Türkçe hemen dikkat çeker. Konuşma dilini ustalıkla kullanılır.

Sezai Karakoç’un şiirinde ve diğer bütün eserlerindeki temel motif denilebilir ki “diriliş” düşüncesidir. Bir bakıma hayatının temel maksadıdır bu kavram. Ancak bu sıradan bir kelime değil, zenginliği, derinliği, enginliği ve çağrışımları sınırsız olan bir kavramdır. İstediği “diriliş ilhamı” hayatın her alanında olmalı. Sanatta, hayatta ve düşüncede…

Ona göre kurtuluş, “ancak insanlığın İslâm’la dirilişi” sayesinde mümkün olabilecektir. Sanatı da, şiiri de, hatta hayatı da “diriliş” zâviyesinden ele alan Karakoç, bunun bir medeniyet meselesi olduğunun altını çizer.

Bilindiği gibi ömrünü bu milletin, bu ümmetin ve nihayetinde bütün insanlığın kurtuluşuna adayan ideal, dâvâ, tefekkür ve sanat adamı üstad Sezai Karakoç’a, Kültür ve Turizm Bakanlığı iki gün önce çok isabetli bir kararla “Büyük Onur Ödülü” vermiştir. Bakan Atilla Koç, Müsteşarı Mustafa İsen ve danışmanları tarihî ve çok doğru bir karar vermiş ve büyük takdir görmüşlerdir.

Bakanlık bu ödülü verirken, çok kıymetli bir kültür ve sanat adamının bu ödülü kabulüyle de onurlanmıştır. Bu arada bazı hazımsızların, nasipsizlerin, bu toprağa yabancı ruhların ödülü bir türlü kabullenemedikleri görülüyor.

Birkaç gazete, haberi buruk bir şekilde ve geçiştirerek verdi. Onlar farklı dünyaların, aykırı iklimlerin insanları olarak elbette bu ödüle sevinmeyeceklerdi. Ama üstad Sezai Karakoç’un eserleriyle beslenenler, “Diriliş Nesli”nin pırıl pırıl evlatları elbette bu sonuçtan memnundurlar. Kurban Bayramı’nda haberi Yeni Şafak’ın manşetinden okuyan Türk milleti çifte bayram yaşamıştır.

Duyduğum kadarıyla Bakanlık, sanatkârımız için mükemmel bir prestij kitap da hazırlatıyor. Herhalde İstanbul’da düzenlenecek bir toplantı ile hem ödülü mütefekkirimize takdim edilecek, hem de sözkonusu eser, fikir ve edebiyat âleminin dikkatlerine ve istifadesine sunulacaktır.

Ödülleri bekleyenler vardır, ödüllerin peşinden koşanlar da… Ama vakar timsali ve istiğna örneği olan Sezai Karakoç fikirleri, eserleri ve hizmetleriyle zaten çoktan gönüllerde taht kurmuş ve mükâfatların en büyüğünü, biricik hediyeyi okuyucularından almıştır. Onun bu ödüle hiç ihtiyacı yoktur. Ama genç nesillerin, kültür adamlarının, hatta aydınların, daha geniş mânâda söyleyecek olursak, herkesin Sezai Karakoç’un eserlerini okumaya, fikirlerini öğrenmeye, sanatını kavramaya, ezelî derdini ve temel meselelerini anlamaya ihtiyacı vardır.

Sezai Karakoç’un şiirlerinden küçük bir seçme yapıp sitemizin “Şiirler” bölümünde yayımladığımızı okuyucularımıza duyururken, üstada bu vesile ile selâmlarımı, hürmetlerimi ve şükranlarımı arz ediyor, sözlerime onun “Çağ ve İlham I” isimli eserinden aldığım şu satırlarla son vermek istiyorum:

“Onlar sanıyorlar ki, biz sussak mesele kalmayacak. Halbuki, biz sussak, tarih susmayacak. Tarih sussa, Hakikat susmayacak. Onlar sanıyorlar ki, bizden kurtulsalar mesele kalmayacak. Halbuki bizden kurtulsalar vicdan azabından kurtulamayacaklar, vicdan azabından kurtulsalar, Tarihin azabından kurtulamayacaklar. Tarihin azabından kurtulsalar Tanrı’nın gazabından kurtulamayacaklar.”

kaynak: sanatalemi.net
__________________
“Dilin salavat getiriyor durmadan..Ama, Mustafa’nın temizliğinden ne haber?"


http://yurekyanginlari.blogcu.com/
eski 31.03.2008, 08:39 monaroza isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #2
monaroza isimli üye'ye teşekkür eden 4 üye:
 


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 09:13 .