|
Pakistan Kurulurken
Şıh Ebul Hasen Nedvi'nin Medine-i Münevvere'de bulunduğu sırada, Pakistan'ın kurulması hadisesi vardı. Ulema arasında, Müslümanların Hindûlardan ayrılıp ayrı bir devlet kurması veya onlarla birlikte yaşayıp İslamiyet'i yavaş yavaş tanıtıp bütün Hindûları Müslümanlaştırması, hangisi daha isabetlidir diye münâkaşalar oluyordu.
" İneğe tapan, onun idrarını esans gibi sürünen bir kavim ile onu kesip yiyen bir kavmin birarada yaşamasının mümkün olmadığı " fikri galip gelmişti. Şair İkbal de bu fikirde idi.
Yüz, yüz elli milyonu bulan Müslüman nüfusun ayrı bir devlet kurması, nazariyede kolay ve tabii görünüyorsa da, nüfusun bazı yerlerdeçok içiçe girmiş bulunması, büyük göçlere, çatışmalara, hatta katliamlara sebep olmaktaydı.
Şıh Nedvî'nin bu husustaki görüşlerini, kendisine ait hatıralarımı arz ederken, ayrıca söyleyeceğim.
Şıh Abdulğafur Efendi'nin Hususiyetleri
1950 sonrasıydı. Tarsus'tan Ali Cevad Bey namında bir zat gelmişti. Kendisiyle görüştük, ahbab olduk. Arapça biliyordu. Medine-i Münevvere'ye geldikten sonra başından geçenleri şöyle anlattı:
Mescid-i Saadet'te, Ravza-i Mutahhara'da günlerce dolaştım. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemi ziyaretlerimde şöyle dua ettim:
"Yâ Resulallah! Ne olur. Ben buraya bir zata intisab etmek üzere gelmiştim. Rabbim bana gösterse; tavassut buyursanız da, bu cemaat içinde, bu Medine-i Münevvere'de hangi zata intisab etsem, ondan ders alsam...." dedim.
Resul-i Ekrem'in Gösterdiği Zat
Bir gece rüyamda Resulullah Efendimiz'i gördüm. Bana, Bâbüsselâm'la Bâburrahme arasında namaz kılan bir zâtı gösterdi ve "Abdulğafur el-Abbâsi'ye intisab et." buyurdu.
Sabah namazında geldim, baktım; Şıh Abdulğafur Efendi aynı yerde dua ediyordu. Selam verdim. Görüştük. Şeyh Efendi;
"Buyrun bize gidelim de size bir sütlü çay içireyim." dedi. Evine gittik. Kendisinden ders aldım. Böyle Resulullah Efendimiz tarafından tayin olunan zatı, şekli şemaili ile aynen görmem dolayısıyla vecd ve feyz içindeyim. Duamın kabul olunmasına çok seviniyorum.
Şıh Abdulğafur Efendi'nin evinde, Medine-i Münevvere'de adet olduğu üzere, keçi bulunurdu. Sütünü misafirlerine de ikram ederlerdi.
Kendisi Mescid-i Nebevi'de bazılarının yaptığı gibi, belli bir yer belleyip hep orada namaz kılmazdı. Sünnet-i Seniyye'ye uygun olarak, safta nerede boş yer varsa orada dururdu. Ön saflarda boşalan yerleri doldururdu. Harem-i Şerif'in ekseriya Bâbusselâm'la Bâburrahme arasına düşen ve Hazret-i Ebubekir Sıddık Hazretlerinin evinin kapısının yeri olan mahal civarında bulunurdu.
sayfa 69 - 70
|