11 Cemaziye'l-Evvel 1429
16 Mayıs 2008, Cuma
11 Cemaziye'l-Evvel 1429
16 Mayıs 2008, Cuma
Ayet
Ey iman edenler!Cuma gunu namaz icin cagrildiginizda her turlu dunyevi alisverisi birakip Allah'i anmaya yani hutbeyi dinleyip namazi kilmaya kosun.Eger bilirseniz bu sizin icin daha hayirlidir.
Cuma-9
hadis
Cuma gününde öyle bir an vardır ki, günah veya akrabalarla ilişkiyi kesme konularında olmamak şartıyla kul Allahü teâlâdan bir şey isterse Allahü teâlâ mutlaka onu verir.
Buhari

GİrİŞ Yap

Kullanıcı ismi:
Şifreniz:



...........................................
Şifrenizi mi unuttunuz
yoksa hâlâ üye değil misiniz? Hemen Üye Olun

Arama


Gelişmiş arama yap
Hak-dilaram Sözlük

Yürek Yangınları

Anket

hangi mevsimi seviyorsunuz????
ilkbahar: 48,21%
yaz: 16,07%
sonbahar: 25,00%
kış: 10,71%
Katılımcı sayısı: 112. Sizin bu Ankette oy kullanma yetkiniz bulunmuyor

Online Üye

Şuan Forumda: 56 (8 Kayıtlı ve 48 Misafir) bulunmaktadır.

Online  Dilnihad, husminlatest, mutasyon, Sakallı, secdegulu, sevimli22, turab


Admin :: S.Mod :: Mod :: Yazarlar :: İmtiyazlı Üye

Üye Albümlerinden

Üye albümlerinden en son eklenen resimler:

güzel güne güzel resimlerle
kabiliyet isimli üyenin, güzel güne güzel resimlerle Albümünden

güzel güne güzel resimlerle
kabiliyet isimli üyenin, güzel güne güzel resimlerle Albümünden

güzel güne güzel resimlerle
kabiliyet isimli üyenin, güzel güne güzel resimlerle Albümünden

güzel güne güzel resimlerle
kabiliyet isimli üyenin, güzel güne güzel resimlerle Albümünden

güzel güne güzel resimlerle
kabiliyet isimli üyenin, güzel güne güzel resimlerle Albümünden

güzel güne güzel resimlerle
kabiliyet isimli üyenin, güzel güne güzel resimlerle Albümünden

güzel güne güzel resimlerle
kabiliyet isimli üyenin, güzel güne güzel resimlerle Albümünden

güzel güne güzel resimlerle
kabiliyet isimli üyenin, güzel güne güzel resimlerle Albümünden

İncİler Maİl Grubu


Tekil Mesaj gösterimi
suheda
YoLuN BaŞıNDaYıM...
 
suheda - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 24.01.2008
Nerden: İzmir
Mesajlar: 1.517


Yarışma Puanı: 1090
Teşekkür etti: 2.735
Teşekkür aldı: 1.110 konuda 2.729 kere
Blog-Yazıları: 2
Imam- Hatip Tarihi

İMAM HATİPLERİN SERENCAMI


İHL'leri İlk Meclis kurdu!


Doğu ve Batı medeniyetlerinin kavşak noktasında bulunan Türkiye, sahip olduğu coğrafi konumun verdiği zenginlik ve güçle, Avrupa'nın sosyal yaşam standartlarının kıyısında lider ve örnek bir Müslüman ülke olarak öne çıkıyor. Türkiye'yi örnek hale getiren ise tarih boyunca bilimin, fennin, hukukun, adaletin ve siyasetin en mükemmel örneklerine ev sahipliği yapan Anadolu'nun manevi ve kültürel zenginlikle yoğrulan medeniyet hamuru... İmam Hatip Liseleri de işte bu ülkeyi meydana getiren Anadolu insanının içinden çıkan en önemli toplumsal yansımalardan birisi... Kuruluşundan bugüne kadar ortaya çıkış şekli, yapısı, müfredatı, öğrencileri ve mezunlarıyla Türkiye'nin en önemli yapı taşlarından biri olan bu okullar, doğdukları Milli Mücadele yıllarından bugüne kadar, daima gündemde ve sosyal bir gerçek olarak varlıklarını muhafaza ediyor. İmam Hatip Liseleri, hemen her iktidar döneminde olumlu ya da olumsuz bakış açılarıyla şekillenen tartışmaların odak noktası olurken, bugün de gündemdeki yerini koruyor. İmam Hatip Liseleri neden gündemden düşmüyor? Tüm siyasi ve sosyal yaptırım ve engellemelere rağmen bu okullar neden ilgi görmeye devam ediyor? İmam Hatipliler ne istiyor? gibi onlarca soru ve bu okullarla ilgili bilinmeyenler, "Kuruluşundan Bugüne Bitmeyen Çile: İmam Hatip Liseleri" yazı dizimizle cevabını buluyor.

Büyük Millet Meclisi'nde milletin alacağı eğitimi şekillendirmek için yapılan tartışmaların ardından, Maarif Vekili Rıza Nur bugün de aşina olduğumuz bir eğitim müfredatını kamuoyuna açıkladı: "Dini eğitim almış nesiller yetiştirilecek."


Yıl 2005. Türkiye her geçen gün biraz daha çoğalan ahlaki ve sosyal problemlere ev sahipliği yapan bir ülke olmanın buhranını yaşıyor. Televizyonlar, radyolar, gazeteler, artık üçüncü sayfa haberleriyle doluyor. Kapkaç, yankesicilik, dolandırıcılık derken kanunlardan, güvenlik güçlerinden yakasını bir şekilde kurtaran insanları durdurabilecek tek güç olan "vicdanlar" ise yürekleri ve zihinleri bir bir terk ediyor. Bu iç burkan durumu elleri kolları bağlı olarak seyreden politikacılar, eğitimciler, din adamları ve en önemlisi aileler ise çocuklarını ahlak erozyonundan sağ salim çıkarabilmenin çarelerini arıyor. Her gün ortaya yeni projeler, yeni fikirler atılıyor.

Ülkenin bu manzarasını adeta 85 yıl önce gören Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin ilk üyeleri, yani Milli Mücadele'nin önderleri ise, o günlerden önlem almak gerektiğini vurguluyordu. Çare olarak ise mühendisinden doktoruna, öğretmeninden marangozuna hangi meslekten olursa olsun herkesin dini eğitim alması gerektiği üzerinde duruluyorlardı. Milletin ahlakı ve vicdanı eğitilmeliydi, bunun tek çözümü de din eğitimiydi ama bu eğitim nasıl olacaktı?

Meclis açıldıktan üç gün sonra eğitim tartışıldı!

Büyük Millet Meclisi, kurulmasından daha bir kaç gün sonra, çok ağır sosyal, siyasî ve ekonomik şartlar altında çalışmalarına rağmen eğitime büyük önem vermiş, özellikle din eğitiminin gerekliliği ve nasıl yapılması hususu Meclis'te uzun uzun müzakere edilmişti. 26 Nisan 1920'de TBMM Reisi Mustafa Kemal'in başkanlığında yapılan ihtisas komisyonlarının kurulmasına ilişkin müzakerelerde, Meclis'e bir önerge sunan Müfit Efendi önergesini savunurken şunları söylemişti: "Tedrisat iki esasa ayrılır. Birisi tedrisat-ı diniye , birisi de tedrisat-ı dünyeviye, yani fünûn (fen bilimleri) ve saireye ait tedrisattır. Bab-ı Meşihat (Diyanet İşleri Dairesi) sırf tedrisatı diniye ile mi meşgul olsun, yoksa program koymak suretiyle medreselerin tedrisatını da iyi bir hale ifrağ etsin (dönüştürsün) mi? Bu ciheti hepimiz derin bir teessür ile düşünüyoruz. Düşünmeye mecburuz."

Aynı müzakerelerde söz alan Antalya Milletvekili Hamdullah Suphi'nin (Tanrıöver) yaptığı konuşma ise çok çarpıcıydı: Suphi'nin "Meclisimiz'e dahil olan ulema-i dinin (din alimlerinin) yetişecek nesillere kâfi bir terbiye-i diniyenin (dini eğitim) verilmesini istemek hususunda nâmütenahi (sonsuz) bir hakkı vardır. Bunu inkâr etmek hiç kimsenin aklından geçmez. Her millet dinî bir terbiye alır. Bizim çocuklarımız da dinî bir terbiye alacaklardır. Bu esas umumi ve mutlaktır." Suphi'nin din eğitiminin milletin tüm çocuklarına nasıl verilmesi gerektiğine ilişkin sözleri, aslında bugün de yapılan din eğitimi tartışmalarının ilkini oluşturuyordu. Suphi, şunları söylemişti: "Meclis-i Ålinin fikrini iki nokta üzerinde celbetmek isteriz, tedrisat dünyanın her tarafında muhtelif şubelere ayrılır. Bir kısmı doğrudan doğruya mahiyeti itibariyle dinîdir; diğeri hayata ait vazifeler ile alaka ve temas üzeredir. Bir kısmının din ile alakadar ve teması yoktur. Din İşleri Komisyonu, dinin tedrisi noktasından arzu ettiğini takrir eder ve Maarif Encümeni'ne (Eğitim Komisyonu) onu teklif eder. Bu kendisinin en sarih hakkıdır. Maarif Encümeni de hayatın maddî işleri noktasından çocuklarımızın deruhte edecekleri vazifeye göre terbiye ve tedris almalarını temin edecek bir program vaz'eder ve bu tatbik edilir. Fakat ikisi de biri birine karıştırılırsa sonu gelmez, birtakım anlaşmazlıklar zuhur eder."

Biz din ile dünyayı ayırırsak geri kalırız

Sivas Mebusu ve devrin önemli bilim adamlarından Mustafa Taki Efendi ise Hamdullah Suphi'nin bu görüşlerine karşılık "Mekteplerden fen bilimleriyle yetişen efendileri adeta bir ecnebi, haşa itikatsız diye görüyoruz. Bu efendiler de, dini eğitim alanları, mutaassıp ve hiçbir şeye yaramaz kabul ediyorlar. Bunun için millet arasında ayrılık, ortaya çıkıyor" görüşünü ileri sürüyordu. Mustafa Taki Efendi, bu iki kaynağın birleştirilmesi gerektiğini, İslam dininin bilimsel gelişmelere engel olmadığını, bilakis teşvik ettiğini bu yüzden de dini eğitim ile fen ve matematik gibi müspet bilimleri aynı müfredatta birleştirmekte hiçbir sakınca olmadığını hatta bunda halkın menfaati olduğunu dile getirmişti. Mustafa Takî Efendi şunları söylemişti: "Şimdiye kadar bizi terakkiden alıkoyan zihniyetin din ile dünya işlerinin ayrı ayrı olduğu anlayışıdır. Diğer dinler gibi bizim dinimiz terakkiyat-ı maddiyeye mani bir din değildir. Bizim dinimiz terakkiyat-ı maddiyeyi mütekafildir... Diğer dinler erbabının terakkiyat-ı maddiyeyi kabule dinleri müsait olmadığından, onlar dinden ayrılmaya mecbur kalmışlardır. Din ile dünyayı ayırmasalardı Avrupa terakki etmeyecekti. Fakat biz din ile dünyayı ayırırsak geri kalırız..."

Rıza Nur: Dinî eğitim almış nesiller yetiştirilecek

Mustafa Kemal'in başkanlığında yapılan oturumdaki bu müzakereler, bugün İmam Hatip Liseleri'nde eğitim gören gençlerin dini eğitim aldıkları için yalnızca imam olabilecekleri yönünde yapılan yorumları değerlendirme açısından ipuçları da taşıyor.

İşte bu müzakerelerin sonunda hazırlanan ve Milli Mücadele kahramanları tarafından yeniden inşa edilen bir ülkede eğitimin nasıl yapılması gerektiğini içeren Medâris-i İlmiye Nizamnamesi, yani "Bilim Medreseleri Kanunnamesi", 8 Mayıs 1921'de İlk Meclis'in Bakanlar Kurulu üyeleri ve ilk Başbakan Mareşal Fevzi Çakmak ile o sırada Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin Başkanı olan Mustafa Kemal Atatürk tarafından imzalandı. Maarif Vekili (Milli Eğitim Bakanı) Rıza Nur'un ilk hükümetin programını okurken söylediği "eğitimin amacı dini ve milli eğitim almış nesiller yetiştirmektir" şeklindeki sözleri de bu nizamnamenin ana fikrini de ortaya koyuyordu.

İmam Hatip Liseleri'nin ilk prototipi

Rıza Nur, nizamnâme ile nasıl bir eğitim amaçlandığını açıklarken, müspet ilimlerle donatılmış okullar oluşturulmasının düşünüldüğünü belirtmişti. Nizamname, özellikle din eğitimi konusuna önem verileceğini, ıslah edilmiş olan medreselerin daha da geliştirilip devam edeceğini göstermekteydi. Yani bu nizamname, İmam Hatip Liseleri'nin ilk prototipi olarak kabul edilebilecek olan Cumhuriyetin ilk okullarının müfredatını, bugünün İHL müfredatlarına çok benzer bir şekilde düzenlemişti.

Nizamnameye göre, eğitim süresi 6+6 olmak üzere toplam 12 yıl olarak belirlenen bu okulların haftada 6 gün eğitim yapması öngörülüyordu. Medaris-i İlmiye'de öğretilecek dersler arasında sınıflara göre saati ve ders dağıtımı değişmekle beraber, tarih boyunca okutula gelen derslerin yanında hesap, (matematik) coğrafya, tarih, sağlık bilgisi yazı ve imlâ gibi dersler de konulmuştu.

Kaynaklar: TBMM Tutanakları, Prof. Dr. Halis Ayhan, Türkiye'de Din Eğitimi, Ensar Vakfı Değerler Eğitimi Merkezi (DEM) Yayınları

Aranızdan Farabiler
İbn-i Sinalar çıkacak


İmam-Hatip Liseleri'nin çekirdeğini oluşturan okullardan Daru'l-Hilafe'yi ziyaret eden Atatürk, "Memnuniyetle görüyorum ki eğitim ve öğretim cidden dinî hakikat içerisindedir. İnşallah aranızdan Farabiler, İbn-i Sinalar çıkacak" demişti.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Birinci İcra Vekilleri Heyeti'nce hazırlanan ve Başbakan Mareşal Fevzi Çakmak ile TBBM Reisi Mustafa Kemal'in imzasını taşıyan Medaris-i İlmiyye Nizamnamesi'nin en önemli yanı, okulların müfredat programlarını dini ve müspet bilimlerin kaynaştığı bir şekilde düzenlemesiydi. Diğer bir deyişle, henüz "İmam Hatip" ismi geçmese de okulların müfredatı, bugün de İmam Hatip Liseleri'nde okutulan müfredatın benzeri bir şekilde düzenlenmişti.

Atatürk'ün bu nizamnamenin uygulandığı okullardan biri olan Konya'daki Darul Hilafe Medresesi'ni 22 Mart 1923 tarihindeki ziyaretinde söylediği sözler ise oldukça dikkat çekici nitelikte. Diyanet İşleri Başkanı Ahmet Hamdi Akseki'nin hatıraları ve dönemin gazetelerine yansıyanlar, bugün İHL mezunlarını sadece imam ya da müftü olmaya zorlayanların gerekçelerini de çürütüyor. Çünkü bugün Matematik, Fizik, Kimya'nın yanında Kur'an-ı Kerim, Arapça, Hadis gibi dersleri gören İmam Hatip Lisesi öğrencilerinin sadece imam ya da müftü olmak zorunda bırakılmasına karşılık, Atatürk'ün hem dini hem de fen ve sosyal bilimleri aynı anda öğrenen öğrencilerin okuduğu okulu denetledikten sonra söylediği sözler tarihe çok çarpıcı bir kayıt olarak düşülüyor. Atatürk'ün sözleri, 1950'li yıllarda Diyanet İşleri Başkanlığı yapan, Ahmet Hamdi Akseki'nin Din Eğitimi'ne ilişkin hazırladığı rapora ve 23 Mart 1923 tarih, 771 sayılı Hakimiyet-i Milliye Gazetesi'ne "Gazi Darülhilafe Medresesi'nde" başlığıyla şöyle yansımıştı: "Beraberindeki heyetle birlikte okula gelen Mustafa Kemal, teftiş ve mektebin eğitim programı ile öğrenci sayısı hakkında sorular yönelterek okul hakkında geniş çaplı bilgi aldılar. Sınıfın birinde Aksekili Ahmet Efendi'nin "Dinî Dersler" isimli eserinden o günün dersi olan "Kur'ân-ı Kerim'e göre devletin kurulu olduğu esas ikidir. Birincisi adalet ikincisi emaneti ehline vermek." şeklinde ve devamındaki cümlelerden oluşan parçadan oldukça memnun oldular."

İmam-Hatip mektepleri açılıyor

Mustafa Kemal, öğrencilerin en çağdaş ideallerle yetiştiğini görerek memnun oluyor ve medreseden ayrılırken şöyle diyor: "Memnuniyetle görüyorum ki eğitim ve öğretim cidden dini hakikat içerisindedir. İnşallah memleketimizi, milletimizi ihya edecek çağdaş ve gerçek bilim adamları -faziletli öğretmenlerimiz sayesinde-siz olacaksınız. Kıymetli ve gerçek alimlerimizin mevkileri yüksektir. Alimlerimizin, bilim ve irfan erbabının yardım ve irşatlarıyla inşallah İbn-i Rüşd'ler, İbn-i Sina'lar, Farabi'ler, milletimizin içinden çıkarak bu asrın ihtiyaçlarıyla donanmış olarak dini hakikatleri ihya edeceklerdir. Ahmed Hamdi Efendi'yi tebrik ve kendilerine teşekkür ederim. Gördüklerimden memleketin geleceği için memnunum."

Türkiye Büyük Millet Meclisi'nce açılarak sayıları 465'i bulan ve hem fen bilimleri, hem de dini bilimlerin bir arada verildiği bu ilk Cumhuriyet okulları, 1924 yılında Tevhid-i Tedrisat Kanunu'nun kabul edilmesinden bir hafta sonra, dönemin Eğitim Bakanı Vasıf Çınar'ın bir emri ile kapatıldı. Yeni kanunla birlikte ilk kez "imam hatip" ismi de kullanılmaya başladı. Yeni kanun üniversite bünyesinde bir İlahiyat şubesi açılmasını ve din adamı yetiştirmek üzere "İmam Hatip Mektepleri" açılmasını öngörüyordu. Din eğitiminin "İmam Hatip Mektepleri" indirgenmesinin sebebi ise Tevhidi Tedrisat'ın çıkarılmasında pay sahibi olan isimler tarafından oldukça çarpıcı bir şekilde, kanunun çıkarılmasından yaklaşık 25 yıl sonra dile getirilecekti. İmam Hatip Mektepleri'ne ilkokullardan mezun en az 12 ve en çok 15 yaşında bulunanlar alınacaktı. Bu okullarda okutulacak dersler de yine Medarisi İlmiyye Nizamnamesi'ne paralel bir şekilde düzenlenmişti. Bu derslerden bazıları şöyleydi: Kur'ân-ı Kerîm, Tefsir, Hadis, İlm-i Tevhid, Coğrafya, Hesap, Matematik, Hayvanat, Nebatat, Din Dersleri, Ruhiyat, Ahlâk, Türkçe, Fizik ve Kimya, Malumat-ı Hıfzısıhha, Yazı, Beden Eğitimi , Türk Edebiyatı, Hitabet, Arabça ve Tarih.

İmam Hatip Mektepleri bir bir kapatıldı

İmam Hatip Mektepleri, 4 yıllık bir okul olarak planlanmıştı. Ancak, Birinci Meclis tarafından kurulan ve Türkiye'nin ilk ortaöğretim kurumları sayılabilecek ve sayıları 500'e yaklaşan medreselerin kapatılmasına karşılık, sadece 29 yerde İmam Hatip Mektebi açıldı. Bu sayı ise her yıl biraz daha kırpılarak iki yıl içinde 20'ye, 1926-1927 yılında ise Kütahya, İstanbul dışındaki okullar kapatılarak 2'ye kadar düşürüldü. 1931-1932 ders yılında ise bunlar da kapatılarak, İmam-Hatip Mektepleri tamamen kapatıldı. Bu sonuçla bugün de halen geçerli olan ve İmam Hatip Mektepleri açılmasını zorunlu kılan Tevhidi Tedrisat Kanunu'na rağmen, uygulama din derslerinin ve dini mekteplerin kapatılması olarak şekillendi.

İnönü: "Gerçek Müslümanlık sayemizde tecelli edecek!"

Bu mekteplerin kapatılma gerekçesi öğrenci ilgisinin azlığı olarak gösterilse de ve bu iddia bir yönüyle doğruysa da, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim üyesi Prof. Dr. Halis Ayhan, "Türkiye'de Din Eğitimi" isimli kitabında asıl gerekçenin "Mektebin lise kısmının açılmayışı, yalnız dört yıllık bir orta mektep seviyesinde kalmış olması, mezunlarının istihdam alanlarının olamayışı ve bu mektepleri bitirip imam olanlara verilen maaşların komik düzeyde kalması" olduğunu söylüyor. Yine bilim adamları, harf inkılabı ve laikliğin tesisi için yapılan uygulamaları da mekteplere ilgisizliğin sebepleri arasında gösteriyor. Çünkü aynı müfredata sahip medreselerin sayısının üç yıl içinde 500'e yaklaşması halkın ilgisizliği olmadığının kanıtıydı.

Başbakan İsmet İnönü, kanunun yürürlüğe girmesinden bir yıl sonra yani Mayıs 1925'te yaptığı bir konuşmada "Tevhid-i Tedrisat'ın bazılarınca yanlış anlaşılıp kabul gördüğünü gördük, bu işin müteşebbisleriyle takip edenlerinin elbette tek nazarda dinsizlik ithamına maruz kalacakları tabiî idi. On sene sonra bütün dünya ve şimdi bize itiraz edenler muarız olanlar, yahut tuttuğumuz yoldan din namına endişe edenler göreceklerdir ki; Müslümanlığın asıl temiz, en saf, en hakiki şekli bizde tecelli eylemiştir. " Ancak Başbakan İnönü'nün "10 yıl sonra görelim" dediği manzara ise bizzat CHP milletvekillerinin bile isyan edeceği bir dinden soyutlanma manzarasıydı. Çünkü kanunla, İmam Hatip Mektepleri'nin kapatılması bir yana, din dersleri de öğretim kurumlarının programından çıkarılarak, Tevhidi Tedrisat uygulaması kanunun açık hükümlerine rağmen din öğretimini yasaklamak şeklinde uygulamaya konulmuştu. 1946 yılına gelinceye kadar, bu konularda araştırma, yazma ve tartışmalara büyük ölçüde yasaklar getirilmişti.

'Bizi Hıristiyan yapın' feryadı CHP'lileri bile ayağa kaldırdı

Gençlerin 'Manevi gıdaya ihtiyacımız var. Bizi Hıristiyan yapın' diyerek Mukaddes Kitaplar Şirketi'ne müracaat ettiğine şahit olan vekiller, 7. CHP Kurultayı'nda, "Neden dinimizin inkişafına lakayt kalıyoruz" diye
isyan ettiler.




İmam Hatip Mektepleri'nin kapatılmasının ardından tam 16 yıl süren eğitimi ve ülkeyi dinden arındırma dönemi, CHP'nin ve tek parti döneminin son Millî Eğitim Bakanı Tahsin Banguoğlu'nın 3 Ocak 1949 tarihinde, Meclis oturumunda yaptığı konuşmaya ve daha sonra yazdıklarına şöyle yansımıştı: "Lâik değil, materyalist bir eğitim sistemi kurulmuştu. Din dersleri kaldırılmış, meslekî din mektepleri kapatılmıştı. Kitaplarda ve derslerde dinî kavramlara yaklaşmaktan kaçınılır olmuştu. Batıl inançlarla mücadele havası içinde iyi ve masum dinî ahlâk ve âdetler de kötüleniyor, terk ediliyordu. Günah-sevap sözleri ortadan kalkıyordu. Mistik bir dünya görüşünden hızla kaba bir akılcı dünya görüşüne doğru sürükleniyorduk. İnklapçılar bunun her şeye yeteceğini düşünüyorlardı... Millî değerler sistemi içinde toplamağa çalıştığımız kurumların hepsi, dinî hayat, millî ahlâk, örf ve âdet, millî ananeler, millî tarih şuuru, hatta anadili duygusu, genişlemiş bir aydınlar kitlesi içinde iyiden iyiye sarsılmıştı"

Bu dönemde ülkenin ne hale geldiği, yıllar sonra bir milletvekili şahit olduğu bir hadiseyi Meclis kürsüsünden anlatırken çok daha çarpıcı bir şekilde ortaya konacaktı. İmam Hatip Mektepleri'nin kapatıldığı, dinin eğitim hayatından tamamen çıkarıldığı bu dönemle ilgili olarak Demokrat Parti Kayseri Milletvekili İsmail Berdok'un bizzat şahit olduğu olay, tüyleri diken diken ediyordu. Berdok, 1953 yılında Meclis'te Diyanet İşleri Başkanlığı bütçesi görüşülürken, bir kaç yıl önce yaşadığı bu olayı şöyle aktarmıştı: "İstanbul'da iki Türk gencinin Mukaddes Tevrat, İncil Kitaplar Şirketi Müessesesi Başkanı'na yaptığı müracaata tanık oldum. Gençler 'Vicdanımızın manevi gıdaya ihtiyacı olduğunu hissediyoruz. Memleket muhitimiz bize bu gıdayı temin edemiyor. Bizi Hıristiyan yapınız' diyordu"

Mazhar Osman: "En büyük ıstırapların tesellisi dindir"

Artık din eğitimi ihtiyacının kendini göstermesi ve tartışmaların başlamasının ardından 1947 yılının ilk aylarında Millet Mecmuası da halka ve ayrıca çeşitli alanlarda meşhur olmuş elli kişiye okullarda dini eğitim verilip verilmemesi yönünde sorular sorduğu bir anketi yayınlamıştı. Bu ankete bilim, sanat ve basın dünyasının ünlü isimlerinin verdikleri cevaplar, milletin içinde bulunduğu hali ve beklentilerini göstermesi açısından ibret vericiydi. Ünlü Psikiyatr Mazhar Osman, ankete verdiği cevabında şunları söylemişti: "Dünyada en esaslı terbiye, cemiyet için dindir... Dine lâkayt kalmayı son asırlarda birçok memleketlerde tecrübe edenler olmuş fakat bunun hüsranla neticeleneceği çabuk anlaşılarak eski geleneğe dönülmüştür. Hiçbir din insanlara fenalık edemez, hayatın ıstıraplarına karşı en büyük tesellîyi insanlar inanmada bulur. Dinî terbiye, adamı nefsine, ailesine, vatan ve milletine ve bütün âleme fenalık yapmaktan, ıstırap vermekten korur. Bütün dünyayı dolaşınız, her yerde en yüksek kültürlü adamların bile dine, milliyete ve aile şeref ve an'anesine bağlılığını görürsünüz. Din ve ahlâka hürmet etmesini bilmeyene kanuna saygıyı öğretmek de güçtür"

Aralık 1947'de toplanan 7. CHP Kurultayı'nda yapılan müzakereler ise CHP döneminin son yıllarındaki gelişmeleri göstermesi bakımından ilgi çekiciydi. Çünkü bu kurultayda CHP Sinop Milletvekili Vehbi Dayıbaş, seçmenlerinin isyanını "Kiliselere gidenler, orada ayin yapanlar kendi dinlerine ait bir şeyler okuyorlar. Bizim çocuklar ibadette ne okuyacaklar? İşte bu hususta çocuklarımıza bilgi verilmesini istiyoruz" sözleriyle dile getirirken, Çorum delegesi Abdulkadir Güney ise "Yaptığımız tetkiklerden anlaşıldığına göre, dinini kuvvetlendiren milletler daima sosyal tekâmüle mazhar olmuş, payidar olmuştur; ihmal edenler ise geri kalmışlardır. Bugün bizim dinimizi ve mukaddes kitabımızı bütün dünya milletleri, hayret nazarlarıyla takdir etmekte iken biz, neden dinimizin inkişafına lâkayt kalıyoruz." diye soruyordu.
__________________
Kaldır artık başını gül alnın parıldasın,
Işık saçsın etrafa tüm cihan aydınlansın,
Çağımın ruhu hasta nurunla şifa bulsun,
Selam sizden yayılan güzel sadaya selam..

Kalbimize taht kurdun feth ettin gönülleri,
Fethin mübarek olsun fatihin yadiğarı,
Dua dua çıkarken niyazım semalara,
Selam sana Mehmetim,selam imamhatiplim...



eski 07.04.2008, 17:51 suheda isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #1
suheda isimli üye'ye teşekkür eden 2 üye:
 


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 12:39 .