|
YoLuN BaŞıNDaYıM...
(Konuyu Başlatan)
Üyelik tarihi: 24.01.2008
Nerden: İzmir
Mesajlar: 1.517
Yarışma Puanı: 1090
Teşekkür etti: 2.735
Teşekkür aldı: 1.110 konuda 2.729 kere
|
'Çocuklar Allah'ı bilmiyor'
Seyhan Milletvekili Sinan Tekelioğlu'nun salonda büyük alkış alan şu sözleri ise hiç bir yoruma gerek bırakmıyordu: "Hıristiyan ve Musevî Türk cemaatleri kendileri için mektepler açmışlar orada papazlar yetiştirmişler... Köylülerden işittiğim bilgilerle söyleyeyim ki, köylülerin ölülerini gömecek adamları yoktur. Bugün memleketimizde, kumar almış yürümüş, içki almış yürümüş, Dinsiz bir milletin memleketinde hiçbir korku kalmaz. Anaya babaya, büyüğe itaat kalmadı. Çocuklar Allah nedir deyince Allah'ın ne olduğunu bilmiyor, tanımıyor..." Buna benzer yakınmalardan birisi de Şubat 1948 tarihli Selamet Mecmuası'nda Cumhuriyet gazetesinin başyazarı Nadir Nadi tarafından bile dile getirilmiş, Nadi, köylerin imamsız, camilerin müezzinsiz kalmasından yakınır olmuştu.
Cenaze namazı kıldıracak tek bir kişi bulamadık
Atatürk'ün Konya'da medrese ziyareti sonrasında tebrik ettiği Ahmet Hamdi Akseki'nin 1950 yılında hazırlayarak Meclis'e sunduğu "Din Tedrisatı ve Dinî Müesseseler" başlıklı rapor CHP'nin tek parti iktidarının sonuçlarını da gözler önüne seriyordu: "Yıllardır çocuklarımız hakiki bir din ve ahlak terbiyesinden mahrum olarak içi bomboş ve her hangi bir menfi tesiri kabule müsait bir halde yetişmektedir. -Çocuklarımızın ve gençlerimizin, başka dinlerin ve muhtelif şekillerdeki misyoner propagandalarının içtimaî, siyasî her hangi bir muzır mezhep veya tarikat ve akidelerin menfi tesirlerinden uzak tutulması için çare düşünülmelidir. -Çocuklarımıza gerek mekteplerde ve gerek başka vasıta ile yıllardır din ve ahlak aleyhinde söylenilebilecek ne varsa hepsi söylenmiş, telkin edilmiş ve kıpkızıl bir dinsiz olmaları için her şey yapılmıştır.
Mabetlerimizi şenlendirecek imamlara ihtiyacımız var
Bugünkü gençler komünist olmamışlarsa bunu ailelerindeki kuvvetli din terbiyesine borçluyuz. Çocuklarımızın gençlerimizin her türlü yabancı ve menfi tesirlere bundan sonra da mukavemet edebilmeleri için kendilerine İslâm dininin esaslı ve ciddi bir surette talim ve telkin edilmesi artık bir zarurettir. -Hakiki din adamlarına, mabetlerimizi şenlendirecek bilgili, fazilet sahibi vaizler imam ve hatiplere olan ihtiyacın bir an evvel sağlanması lazımdır. -Yeni nesle mensup birçok gençler de, kendilerinin maneviyâttan tamamen mücerret bir halde yetiştirildiklerini acı acı itiraf etmektedir."
Türkiye'de bir gazetede 1950 yılı başlarında yayınlanan küçük bir haberi alıntılayan Londra'da yayınlanan bir gazete ise o günkü durumu şöyle aktarıyordu: Bir köyde cenaze namazı kıldıracak tek bir kişi bile bulunamamış ve zavallı Müslüman köylü namazı kılınmadan defnedilmiştir. Bunun üzerine halk galeyana gelmiştir" Tüm bu tepkilerin ardından 1947 yılından sonra genelge, yönetmelik alanında bazı hukukî gelişmeler oldu. 1949 yılından sonra da kanunlarda yapılan bazı düzenlemelere dayanarak, 1949 yılının şubat ayından başlamak üzere çeşitli alanlarda din öğretimi yeniden uygulamaya konulmaya başlamış, bazı illerde İmam Hatip kursları adıyla kurslar açılmaya başlanmıştı.
'Ölü yıkayıcısı' değil profesör oldular!..
Henüz lise kısmı bile olmayan İmam Hatip okullarına sadece dinlerini öğrenmek için kayıt yaptırıp, bin bir fedakârlıkla okuyan ilk mezunlar, bugün birer 'profesör ve din otoritesi' olarak Türkiye'ye hizmet ediyor.
Prof. Dr. Hayreddin Karaman, Prof. Dr. Saim Yeprem, Prof. Dr. İsmail Karaçam, Prof. Dr. Bekir Topaloğlu, eski Diyanet İşleri Başkanı Tayyar Altıkulaç, eski İstanbul Müftüsü Selahattin Kaya... ve 1951'den bugüne kadar İlahiyat sahasında hizmet veren onlarca kaliteli isim... Onlar, İmam Hatip Okulları'nın ilk öğrencileri ve mezunları olmanın hem bahtiyarlığını, hem de zorluğunu yaşadılar. İstanbul'da Celalettin Ökten, diğer illerde onun gibi bir çok manevi kahramanın "Siz Türkiye'ye lazımsınız" diyerek yetiştirdiği ilk mezunlarla bugünün birer "otoriteleri" olarak ilk İHL'leri konuştuk.
Lise kısmı bile açılmamıştı
İstanbul'da uzun yıllar İl Müftülüğü yapan Selahattin Kaya, 1951'de açılan imam hatip okullarının ilk birkaç öğrencisinden biriydi. Kaya, İHO'na hangi şartlarda ve niçin kayıt yaptırdığını şöyle anlatı: "Biz de bu okullara ne gibi haklar verileceğini bilmeden gittik. Çünkü dini eğitim almak istiyorduk ve başka çaremiz yoktu. Bir de tahsil belgemiz olursa iyi olur diye düşündük. Tabi bu belgeyi alıncaya kadar epeyce zahmet çektik. Örneğin okula kayıt yaptırdıktan sonra paso alacağımız zaman, burası "kurs mu okul mu" diyerek zorluk çıkarıyorlardı. Okula gidip gelirken insanlar "Cenaze yıkayıcısı mı olacaksınız?"şeklinde müstehzi sorular soruyordu. Bir çok aile çocuklarını bu yüzden göndermedi. Biz kayıt yaptırdığımızda henüz bu okulların lise kısmı yoktu, ancak açılmasını ümit ediyorduk. Sonunda lise kısmı açıldı, bu kez üniversiteye giremeyeceğimizi söylediler. Ben Arapça'ya meraklı olduğum için Arap Dili Bölümü'nde okumak istiyordum. Buraya girebilmek için liselerin fark derslerini vererek ikinci bir lise mezunu oldum. Bu şekilde istediğim bölümde okuyabildim.
Sadece 7 ilde açılmasına izin verildiği için, Anadolu'dan gelen arkadaşlarımız da oldu. Onlar da genelde fakir ailelerin çocuklarıydı. Bir çoğu cami köşelerinde, camilerin kömürlüklerinde zor şartlar altında tahsil hayatlarını devam ettirdiler. Bizi bu şartlarda okumaya motive eden şey ise başta Celalettin Ökten hocamız olmak üzere diğer hocalarımızın azmiydi. Hocalarımızın kalitesi de önemliydi. Bir Zekai Konrapa, bir Ali Rıza Salman, bir Hüsrev Hoca gerçekten iyi yetişmiş insanlardı. Hemen hepsi rahmetli oldu. Son devrin alimleriydi onlar. Sonuçta bu okulların Türk halkının İslam'ı hurafelerden arındırılmış olarak öğrenmesinde önemli katkısı oldu. Bizim dinimizin en büyük düşmanı cehalettir. Ayrıca Diyanet İşleri Başkanlığı'nda 80 binden fazla görevli var. Bunların neredeyse tamamı İHL mezunudur. Eğer İHL'ler olmasaydı bu ihtiyaç nereden karşılanacaktı?
Benimle alay eden hocamın oğlu İmam Hatip'te öğrencim oldu
Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bekir Topaloğlu 1958 İstanbul İHO mezunu. Bugün, Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi olan Prof. Dr. Mustafa Saim Yeprem, Milli Eğitim Komisyonu Başkanı Tayyar Altıkulaç, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İsmail Karaçam ise Topaloğlu'nun dönem arkadaşlarından bir kaçı. Bu isimler, aynı zamanda Türkiye'ye 'İslam Ansiklopedisi' gibi bir hazineyi kazandıran kurulun belkemiğini oluşturan isimler. Prof. Dr. Topaloğlu ise 1950'lerde İmam Hatip'li olmayı şöyle anlattı:
"Devlet eliyle açılan bu okullara insanlar tereddütle bakıyorlardı. Çünkü uzun yıllar din eğitimi verilmezken bir anda imam hatip kursu ve ardından da imam hatip okulu açılmıştı. Büyüklerimiz de acaba bu okulda eğitim dine uygun bir şekilde olur mu diye düşünüyordu. Ancak bu tutum çok sürmedi. Halkımızın birinci dünya savaşından itibaren hem ekonomik açıdan, hem din özgürlüğü açısından çektiği büyük ıstıraplar vardı. Biz çocuktuk fazla farkında değildik. Ancak cenazeler kaldırılamıyordu, halkın büyük isteği vardı ve inanacağı emin olacağı bir kurum aranıyordu. Hafızlık müessesesi, Karadeniz bölgesinde gizliden gizliye de olsa devam ediyordu. Ancak bu kadar. Biz de tam bu ortamda, yangından, susuzluktan kurtulmaya çalışan insanlar gibiydik. İmam Hatip Okulları da bir nevi susuzluğumuzu giderdi.
İmam Hatip Lisesi'nin öğretmenleri çeşitli mesleklerden, pek dinle ilişkisi olmayan insanlardı. Bizden üst sınıftaki öğrencilere "Çocuklar siz zekisiniz, terbiyelisiniz, ama bu okula gelmekle kendinize yazık ettiniz çünkü bu okulun lisesi açılmaz" derlermiş. Ancak bizdeki inanç hiçbir zaman sarsılmadı. Sonuçta lise kısmı açıldı. Ardından İlahiyat Fakültesi kapılarını bizlere açtı. Biz de öğretmen olarak tekrar İmam Hatip'lere döndük. Bu sırada çok enteresandır. Beni İHL'den vazgeçirmek isteyen hocalarımdan birisinin oğlu benim İstanbul İmam Hatip Okulu'nda öğrencim oldu.
Hayırseverler okullara sahip çıktı
Maddi imkansızlık İmam Hatip Okulları'nın önünde bir engeldi. Celalettin Ökten Hoca'nın oğlu Prof. Saadettin Ökten, işte bu sırada imdada İlim Yayma Cemiyeti'nin yetiştiğini anlatıyor. Prof. Dr. Ökten "İlim Yayma Cemiyeti o zamanki kadrosuyla moral ve finans bakımından bu işleri üstlendi. İmam-Hatip okullarını maddeten, bana göre daha önemlisi mânen destekledi" diyor. Ökten'in dediği gibi, İstanbul Sirkeci'de bir araya gelen 68 mümtaz hayırsever ve vatanperver insan, millî ve mânevî değerlerimizi ihyâ ederek geleceğe taşımak, ilim ve irfan çalışmalarını destekleyerek yaygınlaştırmak için 11 Ekim 1951 tarihinde İlim Yayma Cemiyeti'ni kurmuştu. Cemiyetin ilk yönetim kurulu ise Başkan Avukat Seniyüddin Başak, Vehbi Bilimler, Nazif Çelebi, Cemalettin Tunç, Avukat Yusuf Türel, Hamid Çağıl, ve Mazhar Sündüs'ten oluşuyordu.
İmam Hatipleri sahiplenen ruh!
Tarih 3 Ocak 1952. İlim Yayma Cemiyeti'nin "5" Numaralı Kararı. İdare Heyeti, Reis, Seniyüddin başkanlığında Nazif Çelebi, Yusuf Türel, Mazhar Sündüs, Hamit Çağıl, Cemalettin Tunç'un huzuru ile toplandı.
1-Pek fakir ve muhtaç oldukları anlaşılan imam hatip mektebi talebelerinin üzerlerindeki elbiselerinin çok eski ve yırtık olduğu görülmüş, talebelik şerefine sığmayan bu halin önlenmesi için, birer kat elbise yaptırılması kararlaştırılarak, kumaşları Ömer Avniyol, Hulusi Topbaş, firması temin edeceğini vaat etmekte, diktirilmesi için Nazif Çelebi'ye selahiyet verilmesine, dikiş ve levazım ücretinin cemiyetimiz tarafından ödenmesine karar verildi.
İMAM HATİP'İN AĞABEYİYDİM
Prof. Dr. Hayreddin Karaman Türkiye'nin "İslam fıkhı" konusundaki parmakla gösterilir birkaç isminden biri. Konya İmam Hatip Okulu'ndan mezun olan Karaman tebessüm ettiren anılarıyla ilk yılları anlattı.
Benim ortaöğretim yaşımda İmam Hatip Okulları yoktu, ancak bu okulların açıldığını duyunca, askere gitmeden tahsilimi yapayım diye hemen Konya'ya giderek okula kaydımı -yaş sebebiyle uzun bir mücadeleden sonra- yaptırdım. Bir yanda vazife, bir yanda okul, bir yanda özel tahsil ve üstüne üslük gelirin yetmezliği katmerli zorluklar idi. Bir de bu okulların geleceğinin belirsiz olması durumu vardı. İmam Hatip mezunlarını hiçbir fakülte ve yüksek okul kabul etmiyordu, ufukta gözüken vazife, okulu bitirir bitirmez köy imamlığı idi. Benim okuduğum yıllarda İmam Hatip Okulunun orta kısmı dört, lise kısmı üç yıl idi, orta kısmı bitirdiğim zaman gerçek yaşım yirmi iki olmuştu ve üç yıldan beri nişanlı idim, lise birde evlendim, okulu bitirinceye kadar iki de çocuğumuz oldu. Geçinebilmek için bir camide cemaatin verdiği maaşla imamlık yapıyor, sabah namazından sonra acele ile kahvaltı yapıp bisikletime atlayarak okula gidiyordum. Dışımızdaki kesim, bize hep şüpheli baktılar; pek azı bizim dinde reform yapacağımızı umuyor ve bekliyorlardı, çoğu ise "Bunlar irticaı hortlatacaklar, bu okullar kapatılmalı, öğrencileri köylere imam olmalı, başka (yüksek) tahsil yapmalarına imkan verilmemeli" diyorlardı.
Hoca beni müfettiş sandı
Okula ilk gittiğim gün -yaş küçültmekle uğraştığım için bir ay kadar gecikmiştim- ders saati idi, boyum posum oldukça gelişmiş olduğundan kapıyı çalıp içeri girince öğrenciler rap diye ayağa kalktı. Hocamız Abdullah Efendi de kalkmaya yöneldi, ben anlık bir tereddütten sonra en hızlı tanınma alameti olarak hocanın elini öpmeye yöneldim, bu sebeple hoca benim talebe olduğumu hemen anladı. Benim gibi okula yaşlı girenler vardı, ben "ağabey" konumunda idim, gerektiğinde sözüm birçok hocadan ve idarecilerden daha fazla etkili olurdu.
İmam Hatip Mektepleri'nin kapatılması kanunsuzluktu
Tek Parti döneminin son Millî Eğitim Bakanı olan Tahsin Banguoğlu, 3 Ocak 1949 tarihinde, Meclis oturumunda yaptığı konuşmada ve daha sonra yazdıklarında İmam Hatip kurslarının açılmasını şöyle anlatıyordu: "Aslında İmam Hatip Mekteplerinin kapatılması bir kanunsuzluk olmuştur. İmam-Hatip Kurslarını 1924 tarihli Tevhid-i Tedrisat Kanunu'nun emredici hükmüne dayanarak açacaktık. İhtiyaç o kadar acildi ki ilk sınıf mezunlarına da bir ehliyet verip onları imam yapmayı düşündük. İmam Hatip Kurslarını önce 10 il merkezinde açabiliyorduk, çünkü ehliyetli hoca bulabilme güçlüğümüz vardı. Hatırlarım, İstanbul'daki İmam-Hatip Kursu'nu teftişe gittiğimde onu Etyemez' de bir eski sıbyan mektebi binasında açılmış buldum. Kürsüde benim liseden hocam Celal Ökten vardı. Bana yerini vermek istedi. Hocam, ben gene sizin talebenizim, dedim, bir sıraya oturdum. Hoca da yerine oturdu, ama ağlıyordu. Benim de gözlerim yaşlıydı..."
Fişlenme korkusu vardı
CHP yönetiminin halkın dini ihtiyaçlarına daha fazla dayanamayarak pes ettiğinin ipuçlarını veren Banguoğlu'nun bu sözleri şöyle devam ediyor: "Uzun bir kapalı rejim devri sonunda dinî eğitim sahasında meydana gelen bu ilk gelişme o devir tarihimizde bir ilk revizyondu. Bu çok dikenli yolda benim bir hizmetim olabildiyse Allah kabul etsin" Celal Hoca'nın oğlu Prof. Dr. Sadettin Ökten ise o dönemi şöyle anlatıyor: "Bu kursa katılan öğrenciler hem ileri yaşlardaydı , hem de baskıcı rejimden ürküyorlardı. Ayrıca bu kurslara devam edenlerin fişleneceği korkusu nedeniyle kimse gitmeye cesaret edemiyordu."
İmam Hatip Okulları açılıyor
İmam-Hatip Kurslarının, ülkenin din görevlisi ihtiyacını nitelik ve nicelik itibariyle karşılamayacağı, açıldığı günlerden beri bilinmekteydi. 14 Mayıs 1950 seçimleri sonucu iş başına gelen Demokrat Parti iktidarı tarafından, halkın din ve maneviyat alanındaki istekleri dikkate alınarak din öğretimi alanında bazı olumlu gelişmeler başlatılmıştı. İstanbul'da Vefa Lisesi'nden edebiyat öğretmeni olarak emekli olan Celalettin Ökten, uzun süredir İmam Hatip Okulları projesi üzerinde çalışıyordu. Ökten'in oğlu ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi emekli öğretim üyesi Prof. Dr. Sadettin Ökten bu konuyu şöyle anlatıyor: "İmam Hatip Okulları projesini babam rahmetli Celaleddin Ökten düşünmüştü. Sadece düşünmekle kalmamış, yazmış, çizmiş, hesaplamış, sonra siyasal iktidar müspet bakınca, Ankara'ya taşımış ve kabul ettirmişti" Celal Hoca'nın İmam Hatip Okulları projesini kabul ettirdiği kişi ise dönemin Milli Eğitim Bakanı Tevfik İleri'ydi. İHL'lerin açılmasının ülkenin menfaatine olacağına inanan Tevfik İleri bu projeyi, sadece kabul etmekle kalmamış, zamanla bu okulları sahiplenen insanlardan biri olmuştu. İleri, 3 Ocak 1951 tarihli Cumhuriyet Gazetesi'nde yayınlanan bir açıklamasında şunları söylemişti: "İmam Hatip Okulları'nın açılması zaruretine inanıyoruz. Çünkü Türk milletine hitap edecek olgun, kültürlü hatip ve imamların yetişmesini arzu ediyoruz"
İstanbul İmam Hatip sembol oldu
Tevfik İleri'nin projeyi kabul etmesinin ardından 13 Ekim 1950 tarihli Müdürler Komisyonu Kararı ile, İmam Hatip Okulları, 1951-52 öğretim yılında ilkokula dayalı dört yıl öğrenim süresi olan okullar olarak öğretime başladı. İstanbul başta olmak üzere Ankara, Konya, Adana, Isparta, Kayseri ve Kahramanmaraş'ta ilk İmam Hatip Okulları açıldı. Bu okulların birinci devreleri 1954-1955 ders yılında mezunlarını verince, ikinci devresi üç yıl olarak açıldı ve böylece yedi yıllık İmam Hatip Okulları, Türk eğitim tarihindeki yerini aldı.
İmam Hatip Liseleri'nin tarihinde gerek mezunları, gerekse Türkiye'nin kalbinin attığı bir şehirde olması nedeniyle İstanbul İmam Hatip Okulu adeta İHL'lerin sembolü oldu. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın da mezunları arasında yer aldığı okuldan yetişen birçok bilim adamı, bugün başta Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi olmak üzere birçok noktada hizmetlerine devam ediyor. İstanbul İmam Hatip Okulu'nu önemli kılan bir başka nokta ise İmam Hatip Liselerinin halk tarafından sahiplenilme sürecinin ilk başladığı okul olması. İlk olarak Samatya Etyemez'deki İmam Hatip Kursu'nun İmam Hatip Okulu'na dönüştürülmesiyle faaliyetine başlayan İstanbul İmam Hatip Okulu, vakit geçirilmeden İstanbul Vefa'da eski bir bina, çevreden toplanan yardımlarla okul haline getirilerek eğitime başladı.
__________________
Kaldır artık başını gül alnın parıldasın,
Işık saçsın etrafa tüm cihan aydınlansın,
Çağımın ruhu hasta nurunla şifa bulsun,
Selam sizden yayılan güzel sadaya selam..
Kalbimize taht kurdun feth ettin gönülleri,
Fethin mübarek olsun fatihin yadiğarı,
Dua dua çıkarken niyazım semalara,
Selam sana Mehmetim,selam imamhatiplim...
|