|
محمد ديار بكري
(Konuyu Başlatan)
Üyelik tarihi: 20.08.2007
Mesajlar: 1.741
Yarışma Puanı: 210
Teşekkür etti: 3.916
Teşekkür aldı: 1.578 konuda 5.952 kere
|
Aliyy-ul-Kârî diyor ki: << Hadîsin delâletiyle, ehli keşif, güçleri nisbetinde azablıların seslerini işitirler.Binaenaleyh tâkatinin fevkinde azabın sesini işitenin çıldırması muhakkaktır.>>
Ehli mukaşefenin ittifakıyla, kalb gözüyle kabir azabı müşahade edilir ve işitilir de.
Bir insanın ömrünün başlangıcından sonuna kadar bedeninden ayrılan aslî cüzlere, ruh irtibat kurar. Hatta Ehli Sünnetin iittifakıyla, kurtlar bir kimseyi yeseler, midelerindeki cüzlerine, yerde kalan cüzlerine, hâsılı ömrünün başından sonuna kadar bedenden ayrılmış bütün cüzlere ruh irtibat kurar. Allah Teâlâ o cüzlere berzâhi bir hayatı, yani hareket ve bünye olmaksızın hissi verir. Bununla cüzler,ruhla birlikte soruya çekilir. Sonrasında amma azab, amma nimet.. Aliyy-ul-Kârî diyor ki: <<Güneşin zerrelere irtibat kurduğu gibi, ruh da bedenin cüzlerine irtibat kurar ve hatta ‘’Gerçek şu ki o, ayaklarının takırtılarını dahi duyar.’’ Hatta bedenin bir parçası şarkta, bir parçası garbda olsa dahi, yine hüküm böyledir. Zira ruhun tasarrufu, hulul yani bir cüze girmekle değildir.>>
Hafız Zebîdî diyor ki: << Ölünün bedeni, yırtıcı hayvanların midesinde, kuşların hafsalalarında olsa dahi, Allah Teâlâ, bedenin onunla azabı idrak ve hissedeceği cüzleri, ruhla birlikte suale çekecektir. Zira Allah Teâlâ’nın kudretinin haricinde değildir. Nasıl oluyor ki Peygamber’in melekleri gördüğüne, şeytan ve cinlerin insanları gördüklerine, uyuyan insanın elem ve zevkten gördüklerine inanır da, bedenin cüzlerinin dağılması halinde ruhla birlikte azab çekeceğine inanmaz?.. Bunlar hepsi idrak edilmeyen zâhirî duygulardan gizli olan şeylerdir. Ehli Sünnet velCemaat, Allah Teâlâ’nın hayatı bedenin cüzlerine iade etmesinde ittifak ettikleri halde, Eşâire ile Hanefîlerin, ruhun da bedene iade edilip edilmemesi hakkında ihtilaf vuku bulmuştur. Hanefîler dediler ki: ''Şimdiki hayatın başkasında, ruh ile hayat arasında ''telâzum'' yoktur.'' Hanefîlerden bazıları cismânî ''meadle'' hüküm ettiler. Bunlara göre, ruh da hayatla birlikte o cüzlere girer. Bazıları da ruhun, çürümüş bedenin toprağına irtibatlı olduğunu söylediler. Muhtemel ki bunlar, ruhun tecerrüdüne ve cismiyetine hükmettiler. Topraktan maksadın, cesedin küçük cüzleri olup, tüm cüzleri olmadığı da gizli değildir. Ulemâdan kısm-i a’zamîsi, kabrin azabının keyfiyetini izah etmekten sakındılar. Dediler ki: Sualin, azabın hakîkatini inanırız; keyfiyeti Allah’a havale ederiz.>>
Ölü gömüldükten sonra, ona dua etmek, birkaç dakika kabrinde beklemek de meşrû ve sünnettir.Nitekim Ebû Dâvûd ve Beyhakî’nin de tahric ettikleri, Osman radıyallahu anh’tan gelen rivayette Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, ölünün defninden sonra kabre karşı durup:
''Kardeşinize Allah’tan mağfireti dileyin. Sonra ona tesbiti (kelime-i şahadet üzere devam etmesini) dileyin. Gerçek şu ki şimdi o soruluyor.'' derdi.
Hattâbî diyor ki: << Bu hadîs-i şerîfte, definden sonra ölülere meşhur telkînin okunmasına delil yoktur. Bu hususta biz, meşhur bir hadis bulamadık. Fakat telkînin okunmasında da zarar yoktur. Zira telkin ölüye ve dirilere, kelime-i şahadeti arzetmekten, hatırlatmaktan, ölüye ve müslümanlara dua etmekten, haşri inkar edenleri uyarmaktan başka bir şey değildir. Bunlar hepsi de güzel şeylerdir.>>
İmam Gazalî İhyâ’sında, Tabarânî’nin Kitâb-ul-Ed’iyye’de, defin anında telkin hakkında tahric ettikleri hadîs, ehli hadisçe sahih görülmemiştir. ''Ölülerinize ‘lâ ilâhe illallâh’ı telkin ediniz.'' mealindeki hadise gelince, Hattâbî ve Aliyy-ul-Kârî’nin de dedikleri gibi, ölümü yaklaşan, sekarette olanlara şehadetin telkini muraddır; defin anında değil. Fakat Hâfız İbnu Hacer diyor ki: <<Bir önceki hadiste, definden sonraki telkine îmâ vardır. Onun keyfiyeti meşhurdur.Mezhebimizce (Şâfiî), definden sonra telkin sünnettir. Bunu bid’at sayanların sözleri doğru değildir. Nasıl bid’at olur ki, bu hususta açık hadisler varıdır. Birbirini takvie ederler. İttifâken fezâil’de bu gibi hadislerle amel edilir. Nevevî’nin Ezkar’daki nakline göre, Şafiî ve arkadaşlarının nezdine, definden sonra ölüye telkin müstehabdır. Hatta Kur’an’dan bir şey okumak da müstehabdır. Eğer hatim çıkarırlarsa daha güzel.. Beyhâkî’nin Sünen’inde, İbnu Ömer’e göre, deifnden sonra kabirler üzerinde El-Bakara sûresinin ilk ve son ayetlerini okumanın sünnet olduğu kaydedilmektedir.>>
Zebîdî diyor ki: <<İmam Ahmed, İmam Mâlik ve Ebû Hanîfe’nin nezdinde, kabirlerde okumak mekruhtur. Çünkü bu hususta sünnette bir şey vârid olmamıştır. İmam Muhammed’e ve İmam Ahmed’in diğer kavline göre mekruh değildir. Çünkü İbnu Ömer, definden sonra El-Bakara sûresinin ilk ve son ayetlerinin kabri üzerinde okunmasını vasiyet etmiştir.>>
Tîbî diyor ki: << Bu takdirde El-Bakara sûresinin ilk ayetleri, ölenin baş tarafında; son ayetleri ayakları tarafında okunur.>>
Ebû Dâvûd’un şârihlerinden Mahmud Muhammed Hattab, El-Menhel-ul-Azb-ul-Mevrûd adlı eserinde diyor ki: <<Ölüye kabrinde hayatın girmesi hakkında varid olan hadisler, hemen hemen tevâtür derecesine ulaşmaktadır. Bu hadisler, kabirde Nekir – Münker sualinin sübûtuna, hatta suâlin defnin akabinde oluşana kat’iyetle delâlet etmektedir.>>
Yine Ebû Dâvûd’un şârihi İbnu Kayyim-ul-Cevzî dahi bu hususta birçok sahih hadislerin vârid olduğunu kaydetmektedir.
Demek ölüler, dirilerden haberdar olurlar; faydalanırlar.
İbnu Mâce, Tirmizî ve İmam Ahmed’in tahric ettikleri, Hazreti Osman radıyallâhu anh’tan gelen bir rivayette Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem:
''Kabirden daha korkunç bir manzarayı görmedim.’’ buyurmuştur.
İbnu Ebi-d-Dünyâ, kabir âlemi hakkında bir eser yazmıştır. Orada komşusunda rahatsız olan ölülerin azabıyla bağırdıklarını; ''Sen sağ iken buraya geleceğini düşünmedim mi? Bizleri gömerken öleceğini bilemedin mi? Şefaat edecek bir arkadaşın yok muydu? Seni mağrur eden ne idi?'' Dediklerini dahi yazıyor.
İbnu Mubarek’in Kitab-ul-Kubur adlı eserini okumak gerek.
Kabrin vahşet ve zulmetini düşünmemek ve kabre hazırlanmamak, daha korkunç değil mi?!.
Buhârî, Deylemî ve Hatîb’in de tahric ettikleri Ayşe radıyallâhu anhâ’dan gelen bir rivayette Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: ''Kabrin azabı haktır.'' Deylemî’nin tahricinde şu da vardır: ''İnsan ve cinler işitmezler, başkaları işitirler.''
Gazâlî diyor ki: << Kabrin azabını inkar eden, iman nurundan, Kur’an nurundan mahrumdur; ehli bid’attir. Hakîkaten ehli basîret nezdinde, kabrin ateşten bir çukur, yahud cennetten bir çimen olduğu sabittir.’’
|