11 Cemaziye'l-Evvel 1429
16 Mayıs 2008, Cuma
11 Cemaziye'l-Evvel 1429
16 Mayıs 2008, Cuma
Ayet
Kadınlar,oğullar,yük yük altın ve gümüş,salma atlar, davarlar ve ekinler gibi nefsin şiddetle arzuladığı şeyler insana süslü gösterildi.Bunlar dünya hayatının geçimliğidir.Oysa asıl varılacak güzel yer ancak Allah’ın katındadır.
Âl-i İmrân-14
hadis
Akrabaların gösterdiği yakınlığa karşılık veren kimse,tam anlamıyla akrabalık haklarını gözetiyor sayılmaz.Akrabalık haklarını tam anlamıyla gözeten kimse;yakınları akrabalık bağlarını ondan kestikleri halde,o onlardan alaka ve yardımını kesmeyen kimsedir.
Muslim

GİrİŞ Yap

Kullanıcı ismi:
Şifreniz:



...........................................
Şifrenizi mi unuttunuz
yoksa hâlâ üye değil misiniz? Hemen Üye Olun

Arama


Gelişmiş arama yap
Hak-dilaram Sözlük

Yürek Yangınları

Anket

hangi mevsimi seviyorsunuz????
ilkbahar: 48,18%
yaz: 16,36%
sonbahar: 25,45%
kış: 10,00%
Katılımcı sayısı: 110. Sizin bu Ankette oy kullanma yetkiniz bulunmuyor

Online Üye

Şuan Forumda: 31 (5 Kayıtlı ve 26 Misafir) bulunmaktadır.

Online  hiranur, kebirulcady06, mutasyon, zekai kapına_geldim


Admin :: S.Mod :: Mod :: Yazarlar :: İmtiyazlı Üye

Üye Albümlerinden

Üye albümlerinden en son eklenen resimler:

MUTASYON
mutasyon isimli üyenin, MUTASYON Albümünden

MUTASYON
mutasyon isimli üyenin, MUTASYON Albümünden

MUTASYON
mutasyon isimli üyenin, MUTASYON Albümünden

MUTASYON
mutasyon isimli üyenin, MUTASYON Albümünden

MUTASYON
mutasyon isimli üyenin, MUTASYON Albümünden

MUTASYON
mutasyon isimli üyenin, MUTASYON Albümünden

MUTASYON
mutasyon isimli üyenin, MUTASYON Albümünden

MUTASYON
mutasyon isimli üyenin, MUTASYON Albümünden

İncİler Maİl Grubu


Tekil Mesaj gösterimi
ashqi
Tecrübeli Üye
(Konuyu Başlatan)
 
ashqi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 28.08.2006
Mesajlar: 240


Yarışma Puanı: 480
Teşekkür etti: 115
Teşekkür aldı: 219 konuda 924 kere
ashqi - MSN üzeri Mesaj gönder
Cemaleddin Arvasi

1960 yılında, Ali Cevad Bey'inkine benzeyen bir hadise de Şıh Abdulhakim el-Arvasi'nin yeğeni Cemaleddin Efendi'ye rastlamıştı. O da, Mescid-i Nebevî'de, acaba kime intisab etsem, diye oturup düşünürken, Şıh Abdulğafur Efendi gelip önüne oturmuş, selam vermiş ve,

"Min eyne ahâna hâzâ: Nereden bu kardeşimiz? diye sormuş.

"Efendim, Türkiye'den geldim..."

"Ravza-i Mutahhara'da fazla dünya kelâmı konuşmayalım. Buyurun eve gidelim. Size bir sütlü çay içireyim. Hem orada sohbet edelim, tanışalım."

Böyle diyen Şıh Abdulğafur Efendi, Cemaleddin Efendi'nin elinden tutup, götürmüşler...


Şıh Sâmi Efendi

Şıh Sâmi Efendi, Medine-i Münevvere'ye her gelişinde, Şıh Abdulğafur Efendi, kendilerini davet ederlerdi. Kendisi de Sami Efendi nerede kalıyorsa, her defasında gider ziyaret ederlerdi.

Sami Efendi için:

"Bu muhterem zatlar, bereketli kimselerdir. Bunların dualarıyla, Ümmet-i Muhammed'i, Cenab-ı Hak büyük afetlerden kurtarıyor. Bunlar büyük insanlar, bereketli insanlar, bunların derdi davası, Ümmet-i Muhammed'in imanını kurtarmaktır." derlerdi.


Sami Efendi Hazretleri, hacca geldikleri senelerin birinde, fakirhaneye gelmişlerdi. Şıh Abdulğafur Efendi, o zaman da öyle buyurmuşlardı:

"Bu bereketli kimselerin, evinize misafir olarak gelmelerini nimet ve ganimet bilin. Bunlar Hak Dostlarıdır. Bunların duasını al..."


Allah cümlesinin dualarını kabul eylesin. Feyizlerini bereketlerini üzerimizden eksik etmesin. Allahu Teala, onlara şefaat hakkı versin de, inşaAllah bize şefaat etsinlerç

( amin, amin, amin )


İlim ve Zikir

Şıh Abdulğafur Efendi'nin bir hususiyeti manen dolmuş, taşmış bir insan olmasıyla beraber âlim olması idi. Delhi'nin en büyük âlimlerinden sayılırmış. Senelerce usul, fıkıh, mantık, kelâm okutmuş...

Mânevi tesiri kuvvetliydi. Hastalara, bunalmışlara okurdu ve nefesi tesirliydi.

Teveccühlerinde, dualarında şu hadîs-i şerifi çok zikrederlerdi:
"İnsan bedeninde bir et parçası vardır ki, ona kalb denir. O düzeldi mi, herşey düzelir..."

Kainatta herşeyin başı var. Bedenin de bir başı var. İnsanoğlunun başı, zihni ve vücudu ile bir makinesi var. Bu makinenin, başın, bedenin, bir cevheri, ruhu, melekelerinin, aşk, vecd, şevk, iman, arzu, istek bütün letâifinin merkezi, mihrakı olan bir de kalbi var.

Bütün zikirler, fikirler, kalbin tasfiyesi, saflaşması, tezkiyesi, o lâhûti aynayı berrak tutmak, kirletmemek, silmek, parlatmak, billur gibi saf lekesiz olması içindir.

Nazargâh-ı İlâhî olan o ayna, zikirle parlar, billurlaşır, sâfiyetini, ulviyetini, şaffaflığını devam ettirir.

Zikir hayattır. Hayat zikirdir. Zikir olmazsa hayat, hayat olmazsa zikir olmaz. Kalbin canlı kalması, tezkiye ve tasfiyesi ancak zikirle mümkün olur.

Hazret, zikre çok ehemmiyet verirlerdi.

Şıh Abdulğafur Efendi, vefâtından önce hilâfetini oğlu Şıh Abdulhak'a bırakmıştı. O da senelerce tarikatı devam ettirdi. 1992'de vefat ederken yerine Pakistanlı Abdullah Şah diye bir zatı bıraktı. Bu zat, birkaç sene sonra Pakistan'a gitti. İrşad hizmetine orada devam ediyor.

...............

sayfa 71 -72

bitti
eski 09.04.2008, 08:53 ashqi isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #23
ashqi isimli üye'ye teşekkür eden 8 üye:
 


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 08:16 .