|
aslında şimdi nakledeceğim yazıyı Üstaz İsmail bin Mahfuz rahimehullah'tan hatıraların aktarıldığı kısıma ekleyecektim, ama konu ile alakasına binaen buraya yazıyorum.
KUTB-US-SÂLİKÎN VE ĞAVS-UL-VÂSİLÎN ABDULĞAFUR ABBÂSÎ'NİN, MUHTASARUN FÎ EZKÂR-İT-TARÎKAT-İN-NAKŞİBENDİYYET-İL-MÜCEDDİDİYYE RİSALESİNİN TERCÜMESİ
1974'de bana bu mubarek risâleyle amel etme izni verilmişti ve neşri emredilmişti. 1976'da ise Şeyh Abdulğafur Abbâsî'nin oğlu Şeyh Abdulhak, Fakîr'e babasının halifeleri Allâme Şeyh Abdurrahîm Pakistâni ve oğlu Şeyh Abdurrahmanve hatta Isparta'dan aklımda kaldığına göre Hacı Sıtkı Büyükaşıcı, Kemal Gençtürk ve başka Ispartalılar ve Medîne'de birtakım müridlerinin şahidliğiyle tarîkat-ı aliyye'nin neşrini emretmişti. 1989'da vefâtından dört sene önce bir ay yanında kaldığımdan sonra da, Nakşibendî ve Kâdirî tarikatinden halîfelik emrini verdi.
O zamanda ağladım; dedim ki: "İlk şeyhimin oğlu merhum Şeyh Muhammed Râşid, halîfesi Molla Abdussamed ve Molla Ali, Kayınbabam Şeyh Masum, dayım Şeyh Yahya gibi zevâtların hayatında tarikatı vermekten korkuyorum."
Üçü birlikte şunu dediler: "Korkma. İmam Rabbânî'nin ve Şeyh Abdulğafur Abbâsi'nin âlî tarikatleri senin vâsıtanla Türkiye'ye neşredilecektir; Ali Cevat Efendi'nin yerindesin. Bizler arkanda gizleniriz, halkı yanına getiririz, sen de Allah'ın Rasûlü'nün ümmetine hizmet edersin." Şeyh Abdulhak'ın daha başka çok feyzyab sözleri de vardı. 1978'de risâlenin yaptığım tercümesini 6.7.1994 tarihi itibariyle tekrar tashih ederek gözden geçirdim.
Allah Teâla'ya hamd ve senâlar olsun. Çünkü O, âlemin Yaratıcı'sı ve Terbiye Edici'sidir. Enbiya ve rusulden en eşref olan Efendimiz Hazreti Muhammed'e, âl ve ashabının üzerine salât ve selâm olsun. Cümle-i ümmetin üzerine de olsun.
Bundan sonra malum olsun ki bu acele olarak zihnime gelen muhtasar bir risâledir. Bu risâle "Tarîkat-i Nakşiyye-i Müceddidiyye-i Âliyye"nin virdler ve vazifeler beyânı hakkındadır. Biz bunları söyleyeceğiz. Ve Billâh-it-Tevfîk.
Bil ki, insan on latîfeden terkiblenmiştir. On latîfelerden beşi, âlem-i emrden ( Hâlık Teâlâ'nın "Kün" emriyle husul bulmuş ) dir.
Emr âleminden olan latîfeler şunlardır: Kalb, ruh, sır, hafâ ve ehfâ'dır. Bunlar nurâni cevherlerdir. Maddeden mücerred makamlarının aslı Arş'ın fevkindedir. Fakat Allah Teâlâ kâmil kudretiyle onları, insanın cisminde belirli mahallere irtibatlı kılmıştır.
İşte biz bunların herbirisini kısaca izah edeceğiz.
Mü'minin İstikâmeti Velînin Kerâmetidir - Dilâra Yayınları - Sayfa 192
( ilk olarak Efendimiz Sallallahu aleyhi ve Sellemin ruhları ve ruhaniyetlerine, saniyen Efendimiz Aleyhisselatu vesselam ile zamanımız arasında gelmiş bütün Ehlullah'ın ruhlarına ve ruhaniyetlerine, Şeyh Abdulğafur el-Abbasi, Şeyh Abdulhak ve Üstaz İsmail bin Mahfuz Hazeratının ruhları ve ruhaniyetlerine üç ihlas bir fatiha gönderirseniz bizi memnun edersiniz )
selametle kalın efendim......
|