11 Cemaziye'l-Evvel 1429
16 Mayıs 2008, Cuma
11 Cemaziye'l-Evvel 1429
16 Mayıs 2008, Cuma
Ayet
Kadınlar,oğullar,yük yük altın ve gümüş,salma atlar, davarlar ve ekinler gibi nefsin şiddetle arzuladığı şeyler insana süslü gösterildi.Bunlar dünya hayatının geçimliğidir.Oysa asıl varılacak güzel yer ancak Allah’ın katındadır.
Âl-i İmrân-14
hadis
Akrabaların gösterdiği yakınlığa karşılık veren kimse,tam anlamıyla akrabalık haklarını gözetiyor sayılmaz.Akrabalık haklarını tam anlamıyla gözeten kimse;yakınları akrabalık bağlarını ondan kestikleri halde,o onlardan alaka ve yardımını kesmeyen kimsedir.
Muslim

GİrİŞ Yap

Kullanıcı ismi:
Şifreniz:



...........................................
Şifrenizi mi unuttunuz
yoksa hâlâ üye değil misiniz? Hemen Üye Olun

Arama


Gelişmiş arama yap
Hak-dilaram Sözlük

Yürek Yangınları

Anket

hangi mevsimi seviyorsunuz????
ilkbahar: 48,18%
yaz: 16,36%
sonbahar: 25,45%
kış: 10,00%
Katılımcı sayısı: 110. Sizin bu Ankette oy kullanma yetkiniz bulunmuyor

Online Üye

Şuan Forumda: 61 (6 Kayıtlı ve 55 Misafir) bulunmaktadır.

Online  DeRCan, hiranur, kebirulcady06, optika, zekai kapına_geldim


Admin :: S.Mod :: Mod :: Yazarlar :: İmtiyazlı Üye

Üye Albümlerinden

Üye albümlerinden en son eklenen resimler:

MUTASYON
mutasyon isimli üyenin, MUTASYON Albümünden

MUTASYON
mutasyon isimli üyenin, MUTASYON Albümünden

MUTASYON
mutasyon isimli üyenin, MUTASYON Albümünden

MUTASYON
mutasyon isimli üyenin, MUTASYON Albümünden

MUTASYON
mutasyon isimli üyenin, MUTASYON Albümünden

MUTASYON
mutasyon isimli üyenin, MUTASYON Albümünden

MUTASYON
mutasyon isimli üyenin, MUTASYON Albümünden

MUTASYON
mutasyon isimli üyenin, MUTASYON Albümünden

İncİler Maİl Grubu


Tekil Mesaj gösterimi
suheda
YoLuN BaŞıNDaYıM...
(Konuyu Başlatan)
 
suheda - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 24.01.2008
Nerden: İzmir
Mesajlar: 1.517


Yarışma Puanı: 1090
Teşekkür etti: 2.735
Teşekkür aldı: 1.108 konuda 2.724 kere
Blog-Yazıları: 2
Çocukları ile İlişkileri


Hz. Peygamber'in çocuklarıyla ilişkilerinde de bu tür eğitim unsurunu çokça görmemiz mümkündür. Islâmî terbiye altında onları yetiştirmiş, evliliklerinden sonra da onlarla ilgilenmeye devam etmiştir. Bu ilgi onların birtakım maddi ihtiyaçları açısından olduğu kadar manevî ihtiyaçları açısından da gerekmiştir. Bu konuda kendi çocukları ile daha sonra evlendiği hanımların önceki evliliklerinden olan çocukları arasında bir fark olmamıştır. Onlara da aynı sevgi ve şefkati göstermiş, zaman zaman da gerekli uyarılarla onları eğitmiştir. Bir defasında Hz. Peygamber Ümmü Seleme'nin önceki eşi Ebû Seleme'den olan oğlu Ömer'in yemek yerken tabağın her tarafından yediğini görünce onu: "Oğul, besmele çek, sağ elinle ye ve hep önünden ye" diyerek ikaz etmiştir. Medine döneminde kızı Fatıma ile damadı Ali'nin evlerine, her gün sabah namazına kalktığı zaman uğrayıp onları namaza kaldırması da onun çocuklarının evliliklerinden sonra bile eğitimlerine gösterdiği itinayı ortaya koymaktadır.

Hz. Peygamber yüklenmiş olduğu risalet görevinden ayrı olarak beşer olma özelliği içerisinde bir baba olarak çocuklarının sevinçleriyle sevinmiş, üzüntüleriyle üzülmüştür. Büyük kızı Zeyneb'in kocası Ebu'l-As, Bedir harbinde müşrikler safında savaşa katılmış ve müslümanlara esir düşmüştü. Fidye karşılığında esirlerin serbest bırakılması esnasında Ebu'l-As da hanımının bir gerdanlığını vermek suretiyle serbest kalmak istemişti. Hz. Peygamber, Hz. Hatice'nin evlilik hediyesi olarak kızına verdiği bu gerdanlığı görünce çok üzülmüş ve ashabına: "İsterseniz bunu alır, isterseniz geri verirsiniz" demişti. Rasûlullah'ın çok üzüldüğünü gören ashabı da bunu hemen kendisine iade etmişlerdi. Daha sonraki süreçte Hz. Peygamber Ebu'l-As'dan kızını Medine'ye getirmesini istemiş, o da verdiği söz üzerine Zeyneb'i Rasûlullah'a getirmişti. Kızının kendi yanına gelmesine çok sevinen Rasûlullah, bu konuda Ebu'l-As'ı takdir etmiştir. Aynı şekilde Hz. Osman ile evlenen kızı Rukiyye'nin kocası ile Habeşistan'a hicret ettikten sonra, Rasûlullah, uzun süre ondan haber alamaması nedeniyle üzülmüş, bir kadının onları gördüğünü ve iyi olduklarını haber vermesi üzerine de sevinmişti. Yine diğer kızı Ümmü Gülsüm'ün kabri başında gözyaşı dökmesi hep sevinç ve üzüntülerin tarih kaynaklarına yansıyan görüntüleri olmaktadır. Diğer kızı Fatıma ve damadı Ali ile birlikte torunları Hasan ve Hüseyin hakkındaki bu tür birçok örneği tarih ve hadis kaynaklarında görmek mümkündür.

Genel olarak ifade etmek gerekirse Rasûlullah'ın aile hayatı, taşıdığı özellikler nedeniyle maddî planda olduğu kadar manevî planda da örnek konumundadır, Onun aile hayatında uyguladığı ilkeler her dönemde önemini kaybetmeden varlığını sürdürmektedir. İnsan toplumlarının en küçük ünitesi olan aile hayatının mutlu ve huzurlu olması, toplumun huzurunu sağlayacağı gerçeği en güzel örnekleriyle Rasûlullah'ın aile hayatında görülmektedir.

Yakın Akrabaları İle İlişkileri


Sosyal yapı içerisindeki ilişkilerin diğer bir boyutu da akrabalarla ilişkilerdir. Bu aile içi ilişkilere bağlı olarak gelişen ve ona nispetle daha geniş bir çerçeveyi içine alan yapıya sahiptir. Hz. Peygamber'in, nübüvvet öncesi dönemi için de geçerli olmak üzere Arap toplumu içerisindeki saygın yeri bilinen bir gerçektir. Bu saygınlık, onun içinde yaşadığı ve mensup olduğu Kureyş kabilesi ile iyi ilişkilerine dayalı bir husustu. Bütün bu iyi ilişkilerin yanında yakın akrabaları olan amcaları, dayıları ve teyzeleri ile de karşılıklı sevgiye dayanan iyi ilişkiler sözkonusu idi. Biz, bu fikri destekleyen birtakım bilgileri, nakledilen rivayetlerin satır aralarından çıkarmaktayız. Burada örnek olarak zikredebileceğimiz bir rivayet, ilk vahyin geldiği anda endişeye kapılan Hz. Peygamber’i Hz. Hatice'nin teskin edici konuşmasını nakleden rivayettir. Hz. Hatice, korkan ve endişeye kapılan Hz. Peygamber'e: "Hayır, vallahi Allah seni utandırmayacaktır. Sen hakkı sahibine verirsin, zayıflara yardım edersin ve akrabalarını ziyaret edersin" diyerek teselli vermişti.

Rasûlullah'ın akrabaları ile yardımlaşma ve dayanışmasının bir örneğini de, amcazadesi olan Hz. Ali'yi yanına alarak yanında yetiştirmesi olmuştur. Bunu nakleden tarihî rivayetlerde, Hz. Peygamber'in amcası Ebû Talib'in çok evlada sahip olduğu, bunun yanında maddî sıkıntı içerisinde bulunduğu, onun durumunu hafifletmek isteyen Hz. Peygamber'in de, Hz. Ali'yi alarak yanında yetiştirdiği ifade edilmektedir. Aynı şekilde Abbas'ın da, kardeşi Ebû Talib'in diğer bir oğlunu yanına alarak onun durumuna yardımcı olduğu da rivayetlerde geçen bir husustur.

Hz. Peygamber'in nübüvvetten önce akrabalarıyla olan bu iyi ilişkilerinin nübüvvetten sonra, onları İslam'a davet etmek şeklinde devam ettiği görülür. Bu hususta O, davetini tüm insanlara yöneltmeden önce ilk olarak yakın akrabalarından başlamıştır. "Sen, en yakın hısımlarını uyar" ayeti nazil olunca Rasûlullah, Mekke'de Safa tepesine çıkmış ve Kureyş kabilesi kollarının ileri gelenlerini çağırarak onlara İslam'ı tebliğ etmişti. Çünkü Ibn Abbas'dan nakledildiğine göre Rasûlullah, Kureyş’te orta nesebde idi ve tüm kollarla akrabalığı vardı. Bu nedenle tebliğine ilk olarak onlardan başlamış, bu tebliğine karşılık onlardan herhangi bir şey talep etmemişti. Bu hususta O, onlardan sadece aralarındaki iyi akrabalık ilişkilerini gözetmek suretiyle kendisine zulmetmemelerini istemiştir.

Hz. Peygamber, nübüvvetle başlayan İslâmî tebliğ sürecinde Allah'a iman eden ve kendisine inanan yakın akrabalarının desteğini her zaman yanında görmüştür. Davetin ilk ve zor yıllarında amcası Ebû Talib, müşriklerin baskı ve zulümlerine karşı onu muhafaza etmiştir. Yine diğer bir amcası Hz. Hamza, ona verdiği destekle Uhud harbinde şehid düşmüştür. Diğer amcası Abbas ise, daha sonraki dönemlerde ona iman ederek, hayatı boyunca Hz. Peygamber'in yanında olmuştur.

Hz. Peygamber'in yakın akrabalarıyla maddî ve manevî dayanışma örneklerinin yanında, akrabalarla ilişkilerin kesilmemesi noktasında ilke bazında müslümanlara yaptığı bazı tavsiyeler de dikkatimizi çekmektedir. Kendisini cennete sokacak bir amel söylemesini isteyen bir kimseye: "Kendisine hiçbir şeyi ortak koşmayarak Allah'a ibadet edersin, namazı kılar, zekatı verirsin, hısımlara bağlılığı ve ilgiyi devam ettirirsin" şeklinde tavsiyede bulunmuştur. Akrabalarıyla ilişkiyi kesenlerin cehenneme gideceği ikazı ve bu ilişkiyi devam ettirenlerin rızkının bollaşacağı müjdesi de bu konuda zikredebileceğimiz diğer örneklerdir. Akrabalarla ilişkinin çerçevesi hakkında bilgi verdiğini düşündüğümüz bir rivayeti de burada zikretmemiz uygun olacaktır. Rasûlullah (sav) şöyle buyurmuştur: "Akrabasının yaptığı iyiliğe aynıyla karşılık veren onları koruyup gözetmiş sayılmaz. Akrabayı koruyup gözeten kişi kendisiyle ilgiyi kestikleri zaman bile onlara iyilik etmeye devam edendir." Rasûlullah'ın, iman etmeyen akrabalarla bile ilişkiyi kesmemeye yönelik ikazı da bu konuda önemli bir noktaya işaret etmektedir.

Diğer bazı rivayetlerde Hz. Peygamber'in yakın akrabası için “Ehl-i Beytim" tabirini kullandığını ve onları birtakım olumsuz hareketlere karşı muhafaza ettiğini görüyoruz. Hz. Peygamber'in amcası Abbas b. Abdulmuttalib şöyle demiştir: "Kureyş'ten bir grup kendi aralarında konuşurlarken biz onlara rastlayınca konuşmalarını keserlerdi. Biz bu durumu Rasûlullah (sav)'a anlattık. Bunun üzerine O: 'Birbirleriyle konuşurlarken benim Ehl-i Beytimden bir adamı görünce konuşmalarını kesenlerin bu durumu nedir? Allah'a yemin ederim ki, Allah için ve bana yakınlıkları sebebiyle Ehl-i Beytimi sevmedikçe kişinin kalbine iman girmez' dedi."

Müslim'in naklettiği bir rivayette Hz. Peygamber, yine "Ehl-i Beytim" olarak isimlendirdiği yakın akrabaları hususunda müslümanların dikkatini çekmiş ve onların haklarına riayet etmeyi emretmiştir. Zeyd b. Erkam'ın rivayet ettiği ve "Sekaleyn" hadisi olarak meşhur olan bu rivayet, Hz. Peygamber'in akrabaları hususunda müslümanlara tavsiyesini ihtiva ettiği gibi yakın akrabalarının tümünün onun Ehl-i Beyt'i içerisine girdiğini de ifade etmektedir. Uzun rivayetin konumuzu ilgilendiren bölümünde şöyle buyurmuştur: "Ey insanlar, dikkat edin, ben de sizin gibi bir beşerim. Rabbimin size göndermiş olduğu bir elçiyim. Size iki önemli şey bırakıyorum. Onların birincisi kendisinde hidayet ve nur olan Kur'an'dır. Allah'ın kitabını alıp ona sımsıkı sarılınız. Ona gerekli ihtimamı gösterip emir ve nehiylerîne uyunuz." Sonra şöyle devam etti: "Ve... Ehl-i Beytim. Ehl-i Beytim hakkında size Allah'ı hatırlatırım" diyerek bunu üç defa tekrar etmiştir. Rivayetin devamında Ehl-i Beyt'in kimler olduğu sorulan Zeyd b. Erkam, onların âl-i Ali, âl-i Akil, âl-i Ca'fer ve âl-i Abbas, yani Rasûlullah'ın tüm yakın akrabaları olduğunu bildirmiştir. Rasûlullah , bu rivayette olduğu gibi nakledilen diğer bazı rivayetlerde de, akrabaları hususunda müslümanlara çeşitli hatırlatmalarda bulunmuş, müslümanlar da Hz. Peygamber'e gösterdikleri saygı ve sevginin bir benzerini onlara göstermiştir. Diğer taraftan Hz. Peygamber'in akrabalarının zekat alması haram kılınmış Kur'an-ı Kerim'in işaretiyle de onlara ganimetten hisse tahsis edilmiştir. Hz. Peygamber akrabalarına tahsis edilen ganimetin 1/5'inin 1/5'ini dağıtırken, Benû Hâşim ve Benû Muttalib'e hisse vermiş, Benû Ümeyye'yi bu tahsisata dahil etmemiştir. Bu uygulama bize İslâmî tebliğ sürecinde bir çok zulmü Rasûlullah'a ve müslümanlara reva gören Benû Umeyye'nin bu durumunu Hz. Peygamber'in unutmadığını ve onları bu çerçeve içerisine dahil etmediğini göstermektedir.

Akrabalarının memnuniyeti Hz. Peygamber'i sevindirmiş, onların üzüntüsü ise üzmüştür. Bir defasında Hz. Peygamber ashabıyla mescidde otururlarken Hz. Ali oraya gelmiş ve bir müddet oturacak yer aramıştı. Hz. Peygamber ona bir yer açılmasını ister bir şekilde ashabının yüzüne bakarken, Rasûlullah'ın hemen sağında oturan Hz. Ebubekir durumu sezmiş ve biraz yan tarafa yanaşarak: "Buraya ey Ebâ Hasen" diyerek onu çağırmıştı. Bu duruma son derece memnun olan Hz. Peygamber, Hz. Ebubekir'e: "Ya Ebâbekir, faziletli kişilerin faziletini ancak faziletli olanlar bilir" diyerek onu taltif etmişti.

Sonuç olarak ifade etmemiz gerekirse, Hz. Peygamber aile içi ve akrabalarla ilişkiler konusunda gerekli hassasiyeti göstermiş, İlk olarak eğitme ve bilgilendirme merhalesinden sonra sevgi ve saygı ile muamele etmiştir. Rasûlullah'ın her konuda olduğu gibi bu yaşantısı da müslümanlar tarafından örnek alınmış, aile içi ve akrabalar arasında iyi ilişkilere dayalı olarak huzurlu bir toplum oluşturulmaya çalışılmıştır.
__________________
Kaldır artık başını gül alnın parıldasın,
Işık saçsın etrafa tüm cihan aydınlansın,
Çağımın ruhu hasta nurunla şifa bulsun,
Selam sizden yayılan güzel sadaya selam..

Kalbimize taht kurdun feth ettin gönülleri,
Fethin mübarek olsun fatihin yadiğarı,
Dua dua çıkarken niyazım semalara,
Selam sana Mehmetim,selam imamhatiplim...



eski 12.04.2008, 11:19 suheda isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #19
 


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 08:27 .