11 Cemaziye'l-Evvel 1429
16 Mayıs 2008, Cuma
11 Cemaziye'l-Evvel 1429
16 Mayıs 2008, Cuma
Ayet
Kadınlar,oğullar,yük yük altın ve gümüş,salma atlar, davarlar ve ekinler gibi nefsin şiddetle arzuladığı şeyler insana süslü gösterildi.Bunlar dünya hayatının geçimliğidir.Oysa asıl varılacak güzel yer ancak Allah’ın katındadır.
Âl-i İmrân-14
hadis
Akrabaların gösterdiği yakınlığa karşılık veren kimse,tam anlamıyla akrabalık haklarını gözetiyor sayılmaz.Akrabalık haklarını tam anlamıyla gözeten kimse;yakınları akrabalık bağlarını ondan kestikleri halde,o onlardan alaka ve yardımını kesmeyen kimsedir.
Muslim

GİrİŞ Yap

Kullanıcı ismi:
Şifreniz:



...........................................
Şifrenizi mi unuttunuz
yoksa hâlâ üye değil misiniz? Hemen Üye Olun

Arama


Gelişmiş arama yap
Hak-dilaram Sözlük

Yürek Yangınları

Anket

hangi mevsimi seviyorsunuz????
ilkbahar: 48,18%
yaz: 16,36%
sonbahar: 25,45%
kış: 10,00%
Katılımcı sayısı: 110. Sizin bu Ankette oy kullanma yetkiniz bulunmuyor

Online Üye

Şuan Forumda: 38 (5 Kayıtlı ve 33 Misafir) bulunmaktadır.

Online  hiranur, kebirulcady06, mutasyon, zekai kapına_geldim


Admin :: S.Mod :: Mod :: Yazarlar :: İmtiyazlı Üye

Üye Albümlerinden

Üye albümlerinden en son eklenen resimler:

MUTASYON
mutasyon isimli üyenin, MUTASYON Albümünden

MUTASYON
mutasyon isimli üyenin, MUTASYON Albümünden

MUTASYON
mutasyon isimli üyenin, MUTASYON Albümünden

MUTASYON
mutasyon isimli üyenin, MUTASYON Albümünden

MUTASYON
mutasyon isimli üyenin, MUTASYON Albümünden

MUTASYON
mutasyon isimli üyenin, MUTASYON Albümünden

MUTASYON
mutasyon isimli üyenin, MUTASYON Albümünden

MUTASYON
mutasyon isimli üyenin, MUTASYON Albümünden

İncİler Maİl Grubu


Tekil Mesaj gösterimi
suheda
YoLuN BaŞıNDaYıM...
(Konuyu Başlatan)
 
suheda - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 24.01.2008
Nerden: İzmir
Mesajlar: 1.517


Yarışma Puanı: 1090
Teşekkür etti: 2.735
Teşekkür aldı: 1.108 konuda 2.724 kere
Blog-Yazıları: 2
YÖNETİM

Mekke dönemindeki tecrübeden sonra gerek İslâm'ın evrensel boyutta tebliği gerekse Müslümanların barış ve güvenlik içinde yaşama imkânına kavuşmaları için siyasî hâkimiyetin hayatî bir önem taşıdığı daha açık bir şekilde ortaya çıkmıştı.

Medine'de gayri mütecanis müşrik Arap ve Yahudi topluluklarıyla müslümanlardan oluşan siyasî bir birlik kurmak isteyen Rasûlullah'ın önünde Evs ve Hazrec kabileleri arasındaki eskiden kalma düşmanlıklar yanında Benî Kaynuka, Beni Nadir ve Beni Kureyza kabilelerinden meydana gelen Yahudi blok ve münafıkların temsil ettiği pasif direniş önemli zorluklar olarak durmaktaydı. İki Arap kabilesinin İslâmiyet'i ve dolayısıyla Hz. Peygamber'in otoritesini kabulüyle bu konuda ilk adım atıldıysa da Medine Vesikası'nda da öngörüldüğü üzere Hz. Peygamber'in bu siyasî birliğe entegre edebileceğini umduğu Yahudi topluluklarının tamamen asimile edilemez bir özellik taşıdıkları, müslümanların dinî birliği için tehlike arz ettikleri ve bu şartlar altında ayrılık tehdidi karşısındaki ümmetin onları bünyesinden atmak zorunda olduğu kısa sürede anlaşıldı. Bunun başarılmasıyla da Medine toprakları üzerinde ihtilâfsız hâkimiyetiyle tamamen İslâmî bir topluluk kurulabildi.

Hicretle birlikte oluşan şartlar çerçevesinde Mekke'deki durumun aksine Hz. Peygamber'in siyasî kişiliği, kuruluş halindeki bir devletin başkanı olma özelliği ön plana çıkmaya, kendisinin dinî rehberliği yanında siyasî liderliği ve oluşan yeni müslüman toplumun diğer gruplarla ilişkilerinin tayin ve tespiti önem taşımaya başlamıştı. Hicreti izleyen günlerde Hz. Peygamber hemen Medine'nin mutlak anlamda hâkim ve yöneticisi durumuna gelmemekle birlikte Mekke ve diğer yerlerdeki düşmanlarına üstünlük sağlayıp İslâmiyet'i kabul edenler de Medine'ye gelerek kendisine katıldıkça tedricî bir şekilde şehirde kontrolü eline geçirmişti.

Daha sonraki gelişmelerle siyasî önderliği tartışmasız hale gelmiş, vefatına bir-iki yıl kala Arabistan'daki kabilelerin büyük kısmı İslâmiyet'i kabul etmiş ve onun yönetiminde geniş bir siyasî birlik oluşmuştu. M. Watt, Rasûlullah'ın bu başarısının, şartlar çoğu durumda kendisine yardım etse bile, onun şahsî meziyetlerinden, bir devlet adamı olarak uzak görüşlü bilgelik ve dirâyetinden, bir yönetici olarak maharetinden ve insanlara muamelesindeki incelik ve anlayıştan ayrı düşünülemeyeceğini, bu başarıda İslâmiyet'in cazibesi, dinî ve sosyal bir sistem olarak Arapların ihtiyacına cevap vermesi başta gelse de onun iyi muamelesinin, siyaset ve yönetimdeki becerisinin de büyük rol oynadığını belirtir. Ona göre bütün bunların ötesinde, yönettiği toplumu çekip çevirmedeki mükemmel mahareti, önemsiz bir azınlık dışında herkese kendisine iyi davranıldığını hissettirmesi de İslâm toplumu içindeki âhenk, hoşnutluk ve sevgi ile bu toplum dışındaki huzursuzluk ortamı arasındaki zıtlığı artırıyordu.

Hz. Peygamber'in liderliğinde şâhid olunan gelişmelerle Arap yarımadasındaki siyasî yapı çeyrek asır içinde değişti; birçoğu göçebe ve yarı göçebe dağınık kabileler halinde yaşayan Araplar onun sayesinde ilk defa birleşip bir millet haline geldiler. İslâm öncesi Arap toplumunda hâkim dinî ve sosyal kavram ve kurumlara karşı büyük bir mücadele veren Rasûlullah, Medine'de ferdî ahlâk ve sosyal adalet bakımından bir çürüme içinde bulunan toplumda yeni ahlâkî ve sosyal bir düzen kurmaya çalıştı. Kabilevî düşmanlıkları, sosyal adaletsizlik ve eşitsizlikleri ortadan kaldırdı; doğuştan var kabul edilen üstünlük kavramını yıktı, toplum fertlerini birbirinden ayıran yapay engelleri kaldırdı. Kardeşlik, karşılıklı dayanışma ve sevgi esasına dayanan bir toplum meydana getirdi. Kız çocuklarının öldürülmesini ve kadınlara kötü muamele yapılmasını önledi. Baskıcı bir itaat kuralı altında ezilen kadını erkekle hayatı ortak bir şekilde paylaşan, karşılıklı hak ve sorumluluklara sahip bir seviyeye yükseltti. Kadınlar herhangi meşrû bir meslek sahibi olabiliyor, müstakil mülk edinebiliyor, istediği şekilde harcamada bulunabiliyordu. Aile hukuku alanında (evlenme, boşanma, miras) kadınla ilgili getirilen hükümler, kadınları bağımsız varlıklar gibi görmeyen eski anlayışları yıktı. O günkü uluslararası şartlar çerçevesinde bir devletin tek taraflı kararıyla kaldırılması mümkün olmayan köleliğin tedricî bir şekilde ortadan kalkması için gerekli tedbirleri aldı. Öyle ki, kısa bir süre sonra âzad edilen köleler (mevâlî) ilim, sanat ve diğer alanlarda efendilerinin önüne geçer hale geldiler.

Hicretin X. yılında bütün Arabistan'ın İslâm hâkimiyetine geçmesi, Medine çevresindeki bölgelerin İslâm devletinin eyaletleri haline gelmesi üzerine Hz. Peygamber bu bölgelerin yönetimi için genellikle kendi kavimlerinden seçkin kimseleri gönderdi. Görev verdiği kimseler hakkındaki ölçüsü liyâkat ve ferdî ehliyet idi. Bunlardan yetenekli çıkmayanları geri çağırma ve daha liyâkatlisini göndermede de tereddüt göstermedi. Başka konularda bilgi ve yetenek sahibi olsa da bir işin üstesinden gelemeyeceğine inandığı kimseyi bu göreve getirmedi. Yönetimde kabile üstünlüğü, soyluluk, zenginlik veya sınıf değil, inanç ve değerleri esas almış, herkese kabiliyet ve gayreti çerçevesinde kendisini gerçekleştirebileceği fırsat eşitliği tanımıştı. Bu sebeple ehil olan genç sahâbîleri önemli görevlere getirdiği görülür.

Yönetimde vazgeçmediği prensiplerden biri de danışma idi. Başta önemli kararlar olmak üzere birçok işte ashâbın ileri gelenlerine danışıp görüşlerini alır, Uhud Savaşı'nda olduğu gibi bazen kendi kanaatine uymasa bile istişare sonucu oluşan kararı uygulardı.

Rasûlullah yönetici ile yönetilenlerin arasındaki engelleri kaldırmak hususunda da çok hassastı. "Kim insanların bir işini üstlenir de zayıf ve güçsüzlerle arasına engeller koyarsa kıyamet günü de Allah onun önüne engel çıkarır" (Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, c. V, s. 239); "Kim Müslümanların işini üstlenir de sonra yoksullara, haksızlığa uğrayanlara ve ihtiyaç sahiplerine kapısını kapatırsa Allah da onun ihtiyacına karşı rahmet kapılarını kapatır" (Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, c. III, s. 441, 480) ve "İhtiyacını ulaştıramayan kimsenin ihtiyacını bana ulaştırın. Kim ihtiyacını ulaştıramayan kimsenin ihtiyacını bir yöneticiye ulaştırırsa, Allah kıyamet günü onun iki ayağını sâbit kılar" (Beyhakî, Şuabü'l-Îmân, c. II, s. 156; Taberânî, el-Mu'cemü'l-Kebîr, nşr. Hamdî Abdülhamîd es-Selefî, Beyrut ts. (Dâru İhyâi't-Türâsi'l-Arabî), c. XXII, s. 157) mealindeki hadisler bu konudaki uygulamalarına işaret eder. Bu amaçla halkın arasına girer, çarşı ve pazarı dolaşır, şikâyetleri dinler ve gerektiğinde olan bitenlere müdahale ederdi. Bir işle görevlendirdiği kimselere "Müjdeleyin, nefret ettirmeyin; kolaylaştırın, zorlaştırmayın" (Müslim, "Cihâd", 6) tavsiyesinde bulunurdu. Devlet işiyle görevlendirdiği kimselerin bu vesileyle maddî menfaat sağlamasına şiddetle karşı çıkmış ve onları sıkı bir şekilde kontrol etmiştir (Buhârî, "Ahkâm", 24, 41; Müslim, "İmâre", 7).
__________________
Kaldır artık başını gül alnın parıldasın,
Işık saçsın etrafa tüm cihan aydınlansın,
Çağımın ruhu hasta nurunla şifa bulsun,
Selam sizden yayılan güzel sadaya selam..

Kalbimize taht kurdun feth ettin gönülleri,
Fethin mübarek olsun fatihin yadiğarı,
Dua dua çıkarken niyazım semalara,
Selam sana Mehmetim,selam imamhatiplim...



eski 12.04.2008, 11:37 suheda isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #23
 


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 08:18 .