| Şeref Üyesi
Üyelik tarihi: 05.02.2008
Mesajlar: 715
2 Albümü var
Yarışma Puanı: 890 Teşekkür etti: 7.585
Teşekkür aldı: 671 konuda 2.244 kere
| Aynî diyor ki: "Şeriatin vürûdundan önce eşyadaki hüküm hususunda dört mezheb vardır: a-Şeriatin sükut ettiği meselede,helaldir veya haramdır denilmez. Ehli hakkın nezdinde de essah olan söz budur.Çünkü teklîfi hükümler,şeriatten başkasıyla sabit olamaz. b-Şeriatin sükut ettiği mesele hakkında hüküm,helal veya mübah olmasıdır. c-Helal veya mübah olmamasıdır. d-Şeriatin sükut ettiği yerlerde sükut etmektir. Mâzûrî: "Benzeyen şeyler,mekruh olan şeylerdir.Onda helaldir,haramdır denilmez;mekruhtur denilir." dedi. Başkaları: "Üstün takvanın gereğince şüpheliler terk edilir." dediler. Hattâbî diyor ki: "Benzeyene misal,malının bir kısmı faiz bir kısmı helal olup birbirine karışmış kimseyle alış veriş yapmaktır.Bu alış veriş mekruhtur." Kurtubî diyor ki: "Şüphesiz burada haramlığı apaçık olan şeyler vardır;helalliği apaçık olan şeyler vardır;bir cihetle ona,bir cihetle ona benzeyen şeylerde vardır.Delillerin onda tearuz ettiği şeylerde,bu benzeyenlerdir.İşte bu benzeyen şeylerin hakkında,kimisi: "Haramdır,çünkü harama girmeye sebeptir."; kimisi: "Mekruhtur,üstün takvaya göre terki gerek."; kimisi: "Şüpheliler hakkında hiçbir hüküm verilmez." dediyse de,en doğrusu ikinci sözdür. Çünkü şeriat,şüphelileri haramdan çıkarmıştır. Helal olup olmaması şüphesi vardır,dolayısıyla sakınılması,üstün takvadan sayılmıştır.Buna delil,Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in buyurmuş olduğu: "Sana şüphe veren şeyi bırak,şüphe vermeyen şeylere yönel." mealindeki hadîs-i şeriftir. İşte göğsü gıcırdatıp şüphe veren şeyleri terk etmek,üstün takvadır. Bazı insanlar: "Helali terk etmek üstün takvadır." dedilerse de bu doğru değildir. Çünkü helalin en az derecesi,işlemesi ve terk edilmesi eşit olandır ki,buna mübah denilir... Mübahları terk etmekte,takvâ diye bir şey yoktur. Gerçek şu ki helal ve haram taraflardan biri diğerine tercih edildiyse,mübahtan çıkmış olur. Bu takdir de ya terki,fiili üzerine tercih edilir;buna mekruh denilir... yahud fiili,terki üzerine tercih edilir;buna mendub denilir... Yukarda dediğimiz,delili ihtimalden hali olmayan şeylere misal,boğazlanmamış hayvanın dıbağlanmış derisidir.İmam Malik'in meşhur kavli üzere,bu temiz değildir;binaenaleyh akıcı şeylerde kullanılamaz;çünkü suyu değil,sadece o pislenmiştir. Suyu ise necaseti gidermiştir.Necasetin eseri onu değiştirmediği müddetçe suyu necis olmaz. İmam Malik'in nezdinde böyle tercih edildiği halde,kendi nefsi hakkında suyunu kullanmaktan sakınırdı." Hikaye ediliyor ki,Ebû Hanîfe ve Süfyan-ı Sevrî radıyallahu anhuma şöyle derlerdi: "Ben nebizi içmiyorum.Ömr-ü hayatımda içmediğim halde,gökten düşmem,nebizin azında haramlığına fetva vermemden daha ehvendir." Bak müctehidler fetvada tercihle amel ettikleri halde kendi nefsleri hakkında sakınmışlardır. Bunun için bazı ehli tahkik "Akılcıların hükmü,müslümanlara genişlik vermesi ve nefsine darlık getirmesidir." demişlerdir. Yukarda dendiği üzere,mübahları terk etmekte,takva diye birşey yoktur. Binaenaleyh bazı sofîlerin,mübahları terk etmeleri takva değil. Nitekim sofînin büsbütün mübahı terk etmesi halinde,zayıflıktan,taat ve ibadette gevşek olması yahud hasta olması yahud şuurunun gitmesi söz konusu olursa haran işlemiştir.Bu işin de takvayla alakası yoktur. Neticei meram,helal nesneler,kişinin mülk ü tasarrufunda olan şeylerdir. Haram kişinin kendi mülk ü tasarrufundan haric kalanlardır. Kendisinin mi başkasının mı,diğer ifadeyle "Bunda tasarruf edbilir mi edemez mi?" diye şüpheli kalan meseleler,benzeyen meselelerdir. En iyisi buna, helale yakın ise müstehab,harama yakın ise mekruh ismini vermektir. Bu takdirde burada ,şüphelilerden mutlak sakınmak kasdedilmedi;bazı şüphelilerden sakınmak kasdedildi.Yukarda ,İmam Mâlik ve Ebû Hanîfe'nin,dıbağlanmış posttan ayrılan su ve nebiz meselesi buna misaldir. 1-Leşten yemek haram olduğu halde,bir kimse ölümle karşı karşıya kalırsa, ihtiyac kadar leşten yer. 2-Her ne kadar,hayvan annesine tâbi'dir denildiyse de,birinin eti haram olan iki hayvan arasından doğan hayvanı yemekten sakınmak gerekir. Çünkü essah kavle göre,köpekle koyun arasından doğan kuzunun eti yenmez.Böylece de katır yenmez. Bazı ulema:"Bu takdirde hüküm o hayvanın annesinedir. Mesela annesi koyun olan yavru ot yerse,yenir;et yerse yenmez." dediler.Nitekim Hidâye şerhlerinde böyle denilmiştir. Fakat bu mesele katırla menkuz olduğundan,yenmesi helal değildir denilir.Zaruret olmadıkça yenmesi helal olmaz. 3-Boğazlanan hayvanların eti,boğazlanmayan hayvanların etleriyle karışıp,ikisini birbirinden ayırt etmeye imkan yoksa,eşit olurlarsa dahi bundan sakınmak vacibdir. Boğazlanmamış hayvanların iç yağı zeytin yağıyla karıştırıldığı zamanda da hüküm böyledir.Böylece eşeğin sütüyle ineğin sütü birbirine benzese,yine sakınmak vacib olur. 4-Vurulan av, duvara çarpıp yere düştüğü takdirde haram olur.Çünkü duvara çarpmakla yahud sua girmekle ölmesi muhtemeldir. Amma yere düştükten sonra duvara çarpar yahud suya girerse, bu takdirde helal olur. 5-Koyuna şarap içirildiği takdirde, içirildiği saatte boğazlanırsa,kerahatsiz helaldir.'diye Bezzaziyye'de yazılmıştır. Lakin kaide bunun haramlığını gerektirir.Fakat bir kaç gün haram yemden ona verilirse, eti ve sütü haram olmaz.Takvanın üstünlüğü bunun terkini gerektirir.Şarap ve yemden bir saat geçtikten sonra boğazlanırsa,tahrîmî kerahatle helal olur.Çünkü bu surette şarap ve yem etine sirayet etmiştir. 6-Hediye verenin malının çoğu helal ise,hediyesinin kabul edilmesinde,evinde yemek yemekte beis yoktur.Verilen hediyenin yahud yemeğin haramdan olduğu belli olursa yahud malın çoğu haram olursa,hediyesi kabul edilmez ve evinde yenmez. Ancak "Sana takdim ettiğim hediye yahud yemek helaldir.Mirasla aldım yahud borç ettim." dediyse ,Hulvânî'ye göre câizdir.Nitekim İmam Ebu-l Kâsım el Hakim hükümdarların hediyelerini alırlardı.İmam Ebu Yusuf'da İmam A'zam'dan böyle rivayet etmiştir.Yine İmam A'zam'dan gelen bir rivayete göre hükümdar ve zalimlerin takdim ettikleri yemek ve hediyelerine mübtela olan kimse araştırır,yani kalbinden fetvayı taleb eder.Zannı galible helal olması kalbine gelirse kabul eder ve yer.Aksi takdirde sakınır. İmam'ın delili kendisinin de tahric ettiği Vâbise radıyallahu anh'tan gelen rivayete göre Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in buyurduğu şu hadis-i şeriftir: "(kalbine muhalif)İnsanlar sana fetva verseler dahi nefsinden fetvayı taleb et,kalbinden fetvayı taleb et.(üç kere)Birr:nefsin ondan sükunet bulduğu ,kalbinde ona sükunet bulduğu şeydir.Günah ise:nefsinde gıcırtı yapan ve göğsünde dolaşandır." İbnu Cerîr'in tahric ettiği İbni Ömer'den gelen bir rivayette muşârun ileyh diyor ki:Ben Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem den: "Benim komşum var faiz yiyor.Bazen yemeğine davet ediyor.Ona gidebilirmiyim? diye sordum. "Evet" buyurdu. Yine Taberi İbnu Cerîr'in Tehzîb-ul-Âsar tahric ettği Zirr den gelen bir rivayette bir adam İbnu Mes'ud radıyallahu anh'a gelerek : "Gerçekte benim faiz yiyen bir komşum var.Beni davet eder.Ben onun yemeğinden yiyebilirmiyim? " diye sorar.Bunun üzerine İbnu Mes'ud: "Evet yemeğin faydası sana; günahı onadır." buyurur. Yine İbnu Cerîr'in tahric ettiği Hâri bin Süveyd'den gelen bir rivayette:Bir adam İbnu Mes'ud'dan: "Gerçekte benim bir komşum var;faizden sakınmaz.Fakat bizi yemeğine davet ediyor.Bazan da ondan ödünç almaya mecbur oluruz.Bu hususta ne buyurursun diye sormuş;bunun üzerine İbnu Mes'ud şöyle buyurmuştur: "Seni yemeğine davet ettiği zaman icabet et.İhtiyacın olduğu zaman ondan ödünç al.Çünkü onun vebali kendisine; ve faydası sanadır." Hasılı kelam bizim zamanımızda haramın galebe çalmasından dolayı,takdim edilen yemek veya paranın haramdan olduğu bilinmezse,yenmesi ve alınması caiz olur.Çünkü biz toplum olarak bu belanın dolusuna yakalanmışızdır. Nitekim el-kunye adlı eserin kerahat bahsinde şöyle denilmektedir: "Çarşıdaki alışveriş haram olduğu zaman zannı galible haramın fazla olduğunu bilen bir kimsenin alıştan sakınması güzeldir.Lakin bununla beraber onu alırsa,ona helaldir. Çünkü aldığı malın helale tesadüf etmesi mümkündür." İşte Hamevî burada diyorki :Çünkü eşya asıl ibaha idi.... Amma Temirtâşî'nin mesâil-ul-müteferrika bahsinde olduğu gibi, helal harama karışığp bir kişinin malının çoğu,ribadan, rüşvedden,ganimete alınan maldan, haram kazançtan gasbdan,çalınandan,hıyanetten,yetimlerin malından ve benzer gayrı meşrû yollardan kazanılmış ise,bu takdirde hiçbir kimsenin onunla alış veriş yapması, ondan ödünç alması,hediyesini kabul etmesi,evinde yemek yemesi asla caiz olmaz. Zira bunda alınan şeyin harama tesadüf etmesi,kuvvetli ihtimal ile muhtemeldir. Anladığım kadarıyla toplumdan alınan ile şahıstan alınan hediyeler arasında fark vardır.Toplum hakkında hüsnü zanna mebni zahire hükmederek "Aldığım kısım helale tesadüf etmiştir" diye hükmedilebilir. Amma yukarda Hamevî!nin vasfettiği gibi bir kişinin malının çoğu haram ise;yahud büsbütün haramdan sakınmıyorsa, ondan hediye almak ve hatta alışveriş yapmak asla caiz değildir. Çünkü bunda gevşeklik göstermek,dînî salâbeti zedeler ve harama sevk eder.
__________________ Bugünü düşünürüm,dün geçti yarın var mı?
Gençliğe de güvenmem ölen hep ihtiyar mı? |