| Mü'min (Konuyu Başlatan)
Üyelik tarihi: 18.02.2008
Mesajlar: 470
2 Albümü var
Teşekkür etti: 413
Teşekkür aldı: 468 konuda 2.265 kere
| Vela'sı(1) ancak Allah'a'dır
Müslüman kadının İslami şahsiyetiyle izzet ve şeref duymasının sonucu olarak boyun eğeceği ve dayanağı ancak ve yalnızca Allah'tır. İnsanlar arasında kendisine en yakını olan kocası veya babası olsa bile böyledir. Bu durumun zirve noktadaki bir tezahürünü müminlerin annesi Ümmü Habibe'nin radıyallahu anh fiilinde görürüz. Mekke'nin başkanı ve müşriklerin komutanı Ebu Süfyan'm kızı olan Ümmü Habibe Ramle, daha önce Rasulullah'ın sallallahu aleyhi ve sellem halasının oğlu Ubeydullah b.Cahş el-Esedi ile evliydi. Bu Ubeydullah müminlerin annesi Zeyneb'in kardeşidir. İşte kocası Ubeydullah müslüman olunca Ramle de müslüman oldu. Babası Ebu Süfyan hala küfür üzere bulunuyordu. Daha sonra ilk müslümanlar arasında kocasıyla birlikte, babasını kızı müslüman olduğu ve ona ulaşacak yakın bir vesile bulamadığı için öfke içinde kahrolmuş bir şekilde Mekke'de bırakarak Habeşistan'a hicret etti.
Fakat bu sabırlı, muhacir müslüman hanımın hayatı sıkıntısız devam etmedi. Orada da kocası Ubeydullah'ın İslam dininden irtidat edip Habeşlilerin dini olan Hıristiyanlığa girmesi felaketi ile karşılaştı. Kocası kendisini de dininden çevirmeye çalıştıysa da başaramadı. Ramle dininde sebat etti. Sabıra yapıştı. Adıyla künyelendiği Habibe ismindeki kızını orada dünyaya getirmişti ve artık "Ümmü Habibe" diye çağrılıyordu. Ümmü Habibe insanlardan uzaklaştı. Gam, üzüntü, sıkıntı ve hasretten neredeyse kızıyla beraber gurbet illerde, yalnız kalakalmıştı. Kocası ve babasıyla arasındaki bağlar artık kopmuştu. O küçücük kızının ve kendisinin iman ettiği Peygambere, bağlandığı dine karşı amansız bir savaş açmış kişiydi.
Onu bu şaşırmışhk halinden, perişanlıktan, gamdan, dertten ancak muhacir müminlerin durumlarım dikkatle, hassasiyetle takip eden Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem çıkardı. Çünkü gözü devamlı şekilde müminlerin üzerindeydi. Aziz Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hemen Habeş Necaşi'sine haber gönderdi ve ondan ülkesine iltica etmiş bir müslüman olan Ümmü Habibe'yi kendisine nikahlamasını talep etti. Siyer, teracim ve tarih kitaplarında geniş şekilde anlatıldığı şekilde Necaşi, Ümmü Habibe'yi Rasulullah'a sallallahu aleyhi ve sellem, nikahlamış, artık Ebu Süfyan'm kızı Ümmü Habibe "Müminlerin Annesi" olmuştu.
Aradan yıllar geçmiş. Mekke'nin fethi yaklaşmıştı. Hudeybiye antlaşmasını ihlal eden Kureyş'i tehdit edici tehlike bulutlan gözükmeye başladı, Kureyş ileri gelenleri aralarında görüşmeler yaptılar. Muhammed'in sallallahu aleyhi ve sellem zulüm karşısında asla susmayacağını, gadre uğramaya veya antlaşmanın bozulmasına razı olmayacağını anladılar. İçlerinden birini elçi olarak Medine'ye göndermeye karar verdiler. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem ile ateşkes antlaşmasını yenileyip süresini uzatma konusunda görüşmeler yapacak olan bu elçi Ebu Süfyan b. Harb idi.
Ebu Süfyan Medine'ye geldi. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem ile karşılaşmaya hazırlandı. Onun sallallahu aleyhi ve sellem evinde kendi kızının bulunduğunu hatırlayarak gerçekleştirmek için geldiği amaç konusunda yardımını istemek üzere yanına gitti.
Müminlerin annesi Ümmü Habibe radıyallahu anh birdenbire evine gelen babasıyla karşılaştı. Habeşistan'a hicret edeliden beri onu görmemişti. Dehşet ve hayretle ona bakakaldı. Ne yapacağını, ne diyeceğini bilemiyordu.
Ebu Süfyan aniden gelişi dolayısıyla meydana gelen şaşkınlığı anladı, oturması için kendisine izin vermesini beklemedi, kendiliğinden ilerleyip oradaki yatağa oturmak istedi. Ama Ramle hemen atıldı, yatağı kapıp dürdü. Ebu Süfyan kalakaldı. "Kızım, anlayamadım, beni mi bu yatağa layık görmedin, yoksa onu mu bana layık bulmadın!" dedi. Bunun üzerine Ümrnü Habibe şu cevabı verdi: "Hayır, o Rasulullah'ın sallallahu aleyhi ve sellem yatağı. Sense müşrik bir adamsın, onun üzerine oturmanı istemedim!"
Ebu Süfyan'm kızı Ramle, velasını berrak bir şekilde Allah Teala'ya ait kılmıştı. O sebeple dünyalık karşılığında dinini satmış basit bir kocaya esef etmedi. Dininde sebat gösterdi. Hicret ettiği diyarda gurbet acısına, sıkıntı, üzüntü ve çilesine tahammül etti. Halbuki kendisini koruyup gözetecek, yalnızlığını giderecek, kızcağızına bakacak bir kocayason derece ihtiyacı vardı. Ondan dolayı inam, ihsan ve ikram sahibi Vehhab olan Allah Teala o zaman bir kadının hayal edebileceği en yüksek ödül ile onu mükafatlandırdı, Rasûl-i Ekrem'e (s.a,) zevce ederek ona en hayırlı karşılığı verdi, onu "Müminlerin Annesi" olma derecesine çıkardı.
Aynı şekilde uzun bir zaman ayrıldıktan sonra babasıyla birdenbire karşılaşması ona Allah'a ve Rasûlüne velasını unutturmadı. Babası kafir bir adam olduğu için oturarak kirletmesin diye Rasulullah'ın sallallahu aleyhi ve sellem yatağını onun önünden hemen kaldırıp dürdü. İşte bu, diniyle şeref ve izzet duyan, itikat ve inancını daima hesap eden müslüman kadının yapacağı bir iştir. Çünkü imanla dopdolu olan kalbine Allah'a, Rasulune, dinine velası karşısında hiç bir bağlantıya, yakınlığa velaya yer bulamaz.
İmanlı şahsiyeti ile izzet ve şeref duyması kadına bütün asırlar boyunca karşılaşacağı zulüm ve korkular karşısında sebat, sabır, kuvvet, direnme gücü vermiştir. Küfür bataklığına düşmekten onu kurtarmış, ne kadar güçlü, yaygın baskın, ceberut olursa olsun batıl akımlara kapılmaktan korumuştur. Kalbinin derinliklerinden hiç sönmeyen bir iman ateşi tutuşturmuştur
l- Vela kelimesi bir kavram olup bağlılık, yakınlık, irtibat, muhabbet ve dostluk anlamlarını taşır.
__________________ “Yarısı Allah’ın, yarısı da dünyanın olacak şekilde
yarım kalple yaşayamam ben.” |