|
Geride kalan hedef
ZÜHD
İşte Gerçek!
Ayaklarına tas bağlanmış bir kuş ne kadar uçabilir? Kendisi kadar bir taşı kaldırabilir mi?
Rabbimiz bizi sınamayı diledi. Bunun için de bizi dünyaya gönderdi. Dünyayı cazip kıldı. Bize de dünyadan gözünü ayıramayacak şehvetler
koydu. Etrafımızı her biri imtihan olan nesnelerle donattı. Ne yapacağımızı, hangimizin ‘daha güzel amel’ yapacağını görmek istedi. Kuş olup cennete uçmamız gerekiyor. Dünya ise, bir noktadan sonra uçmamıza engel... Ondan ihtiyacımız kadar yararlanıp gerisini
bırakmamız gerekiyor. Öyle bir imtihan ki o, terk edip, atsan kaybediyorsun. İlgilenip bağlansan yine kaybediyorsun.
ilaç gibi; gereği kadar alman şart. Aldığını da eritmen şart. Keskin bir çizgi üzerindeyiz: Dünya ve dünyalığa kendini kaptırmadan, ondan yararlanmanın
yollarını kullanmak gerekmektedir. Allah’ın dostları bu sırrı anladılar. Dünyayı
kendilerine esir ettiler. Tuzağa düşenler ise ona esir oldular. Zühd, bu sırrın adıdır. Kulluk için gerektiği kadarıyla dünya nimetlerinden
yararlanıp ona kul olmamak…
Uçsuz bucaksız bir hırsla yaşıyoruz. Gencimiz de yaşlımız da o hırsla yaşıyor. ‘Şu kadar yeter!’ sözü kimsenin ağzından çıkmıyor. Bir günlük harcamasına bile denk olmayan basit değerler için insanlar ömürlerinin tamamını
feda edebiliyorlar. Hani dünya bir kişiye çok, iki kişiye az derlerdi ya, adeta öyle. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz, insanın bu hırsını şu sözüyle bize açıklamaktadır.
“Âdemoğlunun bir vadi malı olsa ikincisini
ister. İki vadisi olsa üçüncüsünü ister.
Âdemoğlunun ağzını topraktan başkası
doldurmaz. Allah, tevbe edenin tevbesini
kabul eder.” Buhari, 6439
Bu bizim insan olarak gerçeğimizdir. Bu gerçeğe takılmadan, kulluk yapmak durumundayız. En zirvedeki hedefimiz zühd içinde yaşayabilmektir.
Zühde eremeyenimiz de haramlardan kaçınarak ve israfa değmeden yaşayabilmelidir. Nihai hedefimiz zühddür. Örnek gördüğümüz kimselerin üzerinde en çok parlayan değer zühd değeridir.
__________________
“Yarısı Allah’ın, yarısı da dünyanın olacak şekilde
yarım kalple yaşayamam ben.”
|