Yanlış Anlayışlar
1- Zühdün belirli bir yemek çeşidini yemek, muayyen bir kıyafeti giymek, belirli bir semtte oturmak, ucuz yerden alış veriş yapmak olarak anlaşılması yanlıştır. Asıl zühd, haramlardan ve şüphelilerden kaçınmak, helal ve mübah olanlarda boğulmamaktır.
İnsanî kimliğini eritmemek, işe ve aşa köle olmamaktır. Dünyada yaşamak; ama
ahirete yararı olmayan şeylerle uğraşmamaktır. Çalışıp kazanan ve kazandığıyla Allah yolunda harcayan, ailesini kimseye muhtaç olmadan yaşatan hayırlı olanı yapandır.
2- Sadece kaçınmak, şüpheliden uzak kalmak gibi bir anlayışla yetinip asıl kimliğini öne çıkarmamak da yanlıştır. Haram işlememekle yetinmeyip, farzların hakkın vermek esastır. Şüphelilerden kaçınırken sünnetleri de ihya etmek esastır. Mübahlara mesafeli durmakla yetinmeyip onları Allah yolunda kullanmak en güzelidir. Müslüman kuru bir kimlik iddiasında olan insan değildir; o, içi doldurulmus, güzel gösterilmiş bir davanın mensubudur. Bu çerçeveden bir kesit olarak, iş beğenmeyip, çalışmadan yaşamak,
buna da iş ortamlarının İslamî olmayışını gerekçe göstermek kabul edilebilir
bir zühd anlayışı olamaz.
3- Zühd cahilin işi değildir. Cahil kaş yaparken göz çıkarmaya mahkûmdur. İmama kızdığı için camiye gitmeyenin çelişkisi gibi bir çelişkiye düşmeden yaşanabilecek bir zühd hayatı, Kur’an ve sünnet bilgisi ile dolu
olmaya bağlıdır. Aksi durumda bir yapıp
iki bozan bir ise girisilmiş olur. Zühd, bizim
uygun gördüklerimiz değil, dinin istedikleri
etrafında olmalıdır.
4- Zühd, Allah rızası ve ahiret emeli ile olduğu
zaman bir değer ifade eder. Mesela, şehir
hayatından bıkan birinin köyüne dönerek,
orada şehir hayatına göre nisbeten daha mütevazı
bir hayat yaşamasının adı zühd olamaz.
Ama köye dönüş, gözü haramdan korumak
gibi bir maksada dayalı olsaydı ve
şehirdeki asil görevlerde bir boşluk doğurmasaydı
bu zühd olabilirdi.
5- Zühd bir sakınca doğurduğunda da zühd değildir.
Tedavi olmaya üşenen veya malını
tedavi için bile harcayamayacak kadar cimri
olan birinin, ‘zaten üç günlük dünya, bize
cennet lazım’ gibi bir söz sarf etmesi, yaptığının
zühd olduğunu göstermez. Zühd tembelliğe
ve cimriliğe kılıf olamaz.
En Büyük Zahid!
Zühdün ve tenezzülsüzlüğün en
büyüğü şüphesiz Resûlullah
sallallahu aleyhi ve sellem efendimizdir.
Dağların altın ve gümüş
olarak önünde eritilebileceğini
bildiği halde dünyaya ve
dünya ziynetine tenezzül etmedi.
‘Bir ağacın gölgesinde gölgelenen
biri kadar’ kalacağı bir istasyon
olarak gördü dünyayı. Binlerce
Sahabi etrafında, ona hizmet
etmek, mallarını ve canlarını
ona feda etmek için adeta yarıştılar.
O ise, günlük yiyecekten fazlasını
mutfağında tutmadı. Bir
ay, iki ay hatta üç ay evinde sıcak
bir çorba pişmediği zamanlar
oldu. Eline geçeni de hemen infak
etti. O, insanlığın ve Müslümanlığın
en güzel örneği olduğu
gibi, zühdün de en güzel örneğidir
şüphesiz.