20 Şaban 1429
22 Ağustos 2008, Cuma
20 Şaban 1429
22 Ağustos 2008, Cuma
Ayet
Ey iman edenler! Aranızda gizli konuşacağınız zaman günahı, düşmanlığı ve Peygamber'e karşı gelmeyi fısıldamayın. İyilik ve takvayı konuşun. Huzuruna toplanacağınız Allah'tan korkun
Mücâdele-9
hadis
İnsanlar arasında ara bozma niyeti ile laf götürüp getirmek, insanlara hakaret etmek ve sövmek, kendi ırkını üstün görüp başka milletleri aşağı görmek..İşte bu 3 davranış, cehennemdedir. Bunlar, bir mü’minin ahlakında yer alamaz.
Taberani

GİrİŞ Yap

Kullanıcı ismi:
Şifreniz:

Beni hatırla

...........................................
Şifrenizi mi unuttunuz
yoksa hâlâ üye değil misiniz? Hemen Üye Olun

Arama


Gelişmiş arama yap
Hak-dilaram Sözlük

Yürek Yangınları

Online Üye

Şuan Forumda: 50 (15 Kayıtlı ve 35 Misafir) bulunmaktadır.

Online  adımmaviş, Almula, busenaz, EmRHN, haqperest, maklube, mdmd, teyfo, Ubeydetullah, YaMusaB, yıldırım beyazıt Dagistan, efsun hayal, monaroza


Admin :: S.Mod :: Mod :: Yazarlar :: İmtiyazlı Üye
Tekil Mesaj gösterimi
antioxidan
Hademe
(Konuyu Başlatan)
 
antioxidan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 27.08.2006
Mesajlar: 5.435



 
Teşekkür etti: 10.812
Teşekkür aldı: 4.690 konuda 23.184 kere
kucult  büyük
Vahdet mi Kardeşlik mi ya da NE!?

KARDEŞLİK Mİ VAHDET Mİ YA DA NE?

arı süt nazariyesi

bilmem bilir misiniz?

türkiye'de 60-80 arası arı süt nazariyesi için ciddi çalışmalar yapılmış; lakin başarı elde edilememiş.

arı süt'ün açılımı şu:

a
akıncılar

r risaleciler

ı ışıkçılar

s süleymancılar

ü ülkücüler

t tarikatçılar

bunlar birleşecekler. nazariyenin özü bu.

şimdi ise birer birer herbiri birbirini bir şekilde vurmakta.

bu samimi niyetten bu deformasyona nasıl gelindi?

kim ne maksat edindi?

gelinen nokta şu an ne?

netleşmek için düşünmek gerekiyor...

şimdi farklı bir pencere açalım:

islami faaliyetler ve cemiyetler malum, 28 şubatta bir deprem yaşadılar.

şaşaalılık bitti, ürkeklik, viranlık ve yıkıklık hakim oldu.

zor zamanlar zorunluluklarda buluşturabiliyor; ama yine de ciddi sıkıntılarımız var birleşme hususunda.

hatta

birleşemedik; bilakis dağıldık! desek abartmış olmayız.

birçok cemaat tamemen kendini özellikle islam ön adlı kardeş cemiyetlerden her türlü ilişki sonlandırılarak sıyırdı ve kabuğuna çekildi. bunu yaparken 'ona buna karışmayım, kendi yağımla bakayım ne yapabilirim' kaygısı hakim olarak yapıldı bu.

herkes kendi ticari ağını kurmaya, kendi yurdunu yapmaya, kendi kültür merkezinde toplanmaya azami gayret harcamaya başladı.

bu kabuğa çekilme hadisesi bence 'atak ve zinde' güçlerin dikkatini farklı bir şekilde çekti.

onların kurmay derslerinde aldıkları bilgilere bu uzak düşmeklik uyuşmuyordu. bu sessizliği, seslilikten daha büyük tehlike addettiler ve 'irtica' ile isimlendirdikleri islami faaliyetleri en büyük tehlike olarak ilan ettiler.

onlar islam cemiyetlerinin paramparçalığı ve kendi halindeliğini, öğrendikleri islam tanımına sığdıramadılar.

islam ön sıfatlı kim varsa 'mü'minler kardeştir' prensibi ile bir şekilde illa ki bir bağlantı aralarında kurmuş olmalıydılar.

Aykırı Düşünceler

düşünelim:

bu birleşememe sıkıntısısının altında insana değer vermemek olabilir mi?

bu nerden çıktı?

şöyle:

insan maksadı için yaşar

insan insanca yaşamak için yaşar

insan maksadına insanca yaşayarak ulaşmak için yaşar

üç perspektif sunuyorum.

batı yaşam tarzında enteresan bazı nüanslar var.

bunların derebeyleri bir nikah, izdivaç haberi alır almaz, ilk geceyi gelin kızla geçirmek için kıza el koyarmış, ertesi gün kocasına teslim ediyor gelini. biliyor muydunuz?

bunlar, bununla yaşamışlar!

özgürlüğün ne demek olduğunu, insan şerefinin haysiyetinin tercihleme hakkının ehemmiyetini büyük bedeller vererek dnalarına işlemişler.

mesela: daha 60-70 sene önce, bunlar birbirine girdiler malum. 20 milyon insan savaştı. birbirlerinin ülkelerini işgal ettiler. milyonlarca karşılıklı can aldılar.

müthiş bir kan davası başlamalıydı. kin ve öfke asla bitmemeliydi. efsanelere, ağıtlara konu olmalı olanlar ve asırlar sürecek intikam planları yapılmalıydı bizim şark kafası mantığınca; ama

iş öyle olmadı!

bunlar savaşı bitirir bitirmez, birleştiler!

o birbirlerinin karısına kızına tecavüz edenler, mallarına canlarına göz dikenler, avrupa birliği çatısı altında anında yekvucüd oldular!

birbirlerinin binalarını onardılar. birbirlerinin yaşamını kolaylaştırmak için olağanüstü gayrete girdiler.

bu size enteresan geliyor mu?

bendenize geliyor!

bizde 700 sene önce yavuz alevileri katletmiş ya aleviler halen onun kinini güderler mesela!

safevililerle savaşmışız ya, halen iran'ı burnumuza tutmayız, onlar da bizi!

çinlilerle 1500 sene önce çarpışmışız, halen çinlilere soğuğuzdur!

mısır'dan aldık ya zor kullanarak hilafeti, halen arablar bize kızgındır!

kerbela bizde dinmez nefrete vesile olmuştur, sıffin, cemel vakası mesela...

mimlediğimiz ömür boylu mimlidir! bize tabi olmayan bizden değildir. biz her nesilde yeniden kurgularız dünyayı. öncede tufan olmuş, yel gelmiş umrumuza gelmz. her nesil her yaşam sil baştan yeniden öğrenmeli, taraf olmalı, kinse kin, bağlılıksa bağlılık, sevgiyse sevgi, inşa' etmeli...

biz günü/yaşamı/dünyayı her doğumda yeniden keşfederiz! her ölümde sonlanırız!

enteresan geliyor, onların 40 senede, 40 sene önceyi tarihe gömmeleri ve birbirlerine soluk olmaları, can olmaları!

şark, maksadı için yaşıyor

garb, insanca yaşamak için yaşıyor

peki islam nasıl yaşamamızı bize öngörüyor?

maksad için insana yakışır cinsten yaşamak!

Bu Bir Nasib İşi mi?

bizim, birbirinin canına, ırzına, malına en barbarcasından göz diken ve birbilerini öldüren, işkencenin alasını yapan, birbirini gasb eden, birbirlerinin şereflerini ayaklar altına alan garb insanından neyimiz farklı ki, onlar daha nesil geçmeden can ciğer oluyorlar da biz, bin yıldır aynı türkünün gırtlak namesinde, kin, nefret ve düşmanlık ekseni bir ayrılık yaşarız.

kan davası!

düşünce davası!

itikad davası!

amel davası!

niyet davası!

ne kadar çok dava var, hayatı zehir etme adına birbirimize, farkında mısınız?

kan davamız bin yıl sürer
itikad davamız bin yıl
amel, niyet davamız bin...

ve biz her doğumla davamızı tazeleriz...

biz ölürüz, bizi adam etmek yerine, adamlıktan çıkaran, yaşamın tadını tuzunu eksilten davamız ölmez!

ve her doğumda kardeşlikten, birlikten, dayanışma tanışma yardımlaşmadan bahsederiz.

bahsederiz de kıyısından geçmeyiz!

bizi mefhumları dile dolamaktan, fırsat bulup da yaşayamama çelişkisine sokan şeyi neden her çözdüğümüzde yeni bir düğüm bizi karşılar?

bu zaten bildiğimiz islamdan nasibsizlik tavrı mıdır sadece, ya da

islam'ı temsil ettiğine inandığımız değerlerin islam ilintisizliği midir?

ya da yanlış bir islam algısına tutunmak bizi müslüman kılmayı becerir mi?

vaad edilen nusret ona gelmeyen müslüman mıdır?

'ey iman edenler, iman ediniz!'

Kardeşlik mi? O da Ne?

ancak ve ancak (başkaları değil) müminler birbirine kardeştirler.

müslümanlar bir bedenin uzuvları gibidirler, uzuvlardan biri rahatsız olunca, sair uzuvlar da rahatsız olur.

kardeş olun ey Allah'ın kulları!

gibi yüzlerce talimat!

bu kadar çok talimata rağmen, aynı kıbleye yönelen, aynı peygambere inanan insanlar arasındaki bırakın en uçtan uca, en dipten diblerde dahi farkedilen kardeşsizlik, bedensizlik, daire dışı itham etmeklik, uzaklık, ayrılık, gayrılık, rahmet olan ihtilafı fersah fersah aşan muhteliflik! nefret ve husumet ne ile izah ediliyor?

çok basit!

tekelleşme!

yani din mefhumunu şahsileştirme...

cemaate, cemiyete münhasır kılma...

islama değil, şahsına, mensubiyetine davet etme ya da

şu ayet ve hadislerdeki talimatları nasıl da kıvırtıyoruz?

kabe'de yanyana namz kılmaktan gocunmadığımız insanlarla sokakta niye harb ediyoruz?

neden vahdet çağrıları başarısız oluyor?

vahdete çağıranlar acaba vahdeti de mi çıkarları için kullanıyorlar da

o vaad edilen nusret bir türlü gelmiyor?

bu hal bu dinin alın yazısı mıdır?

ya da müslümanların hakikaten iman etmeye mi ihtiyacı vardır, yazgısı kardeşlik üzerine kurgulu dine?


Nasıl Bir Kardeşlik?

kardeş olun ey Allahın kulları!

ne dehşet bir talimat!

demiyor birleşin! vahdet olun!

hayır!

diyor ki:

kardeş olun!

kardeş mevzusunu bir de şöyle analiz edelim:

on çocuklu aile var elimizde done olarak.

onu da birbirine düşman!

öyle ya, bizim done böyle!

çekemezler birbirini...

kavga ederler...

mal, imkan kapışırlar...

entrika, dalevera gırla...

amaaaa

baba der ki:

haydi sofraya!

hepsi aynı sofraya oturur, aynı kaseden çorba kaşıklarlar. birbirlerine kaş altı homurdansalar da, babanın bir kaş çatması! havalarını bitirir! anında başları yere düşer!

bu birbirine dışardan baksan kanlı bıçaklı kardeşlere dışardan bir saldırı olsa

aman Allah'ım!

biraz önce birbirinin canını alma derecesinde birbirine düşmüş olanlar, anında karşı saldırıya cephe alırlar ve birbirleri için canlarını bile esirgemezler!

kardeşlik vahdet olmak mıdır?

bu kadar dar mıdır?

değil bendenizce!

kardeşlik Vahdeti Aşar!

bir kabulden öte, bağış! atamayacağın, inkar edemeyeceğin, reddedemeyeceğin bir sıfat!

deriden kazıyamayacağın döğme!

ne döğmesi!

derinin kendisi!

et tırnaktan da öte bir olgu.

öyleyse kardeş olmak ne demek?

neye çağrılıyoruz?

bu talimat da neyin nesi?

çok mu utopik!?

kardeşi olan herkes bilir ki, kardeşler arasında vahdetten öte bir bağlılık vardır.

bu bağlılık öyledir ki, bazen kardeşinin canı yandığında hissedilir, bazen, ona işkence edildiğinde ve bazen o öldüğünde! hatta hiçbir sebep yokken birden kan kaynar sarılır kardeş kardeşe!

yaşamın en içinde bir yerlerdedir kardeşlik!

aslı:

karındaşlık...

aynı karından çıkmak
oluyor malum...

ciğeri babadan miras anadan hediye

müslümanların sofrası cemaattir!

namaz sofrası!


Problemli Ailede İşler Nasıl Yürür?

kardeş kardeşine, derin bir menfaat çatışmasında!

sen benim kardeşim değilsin, defol!

olmaz olasıca! gözüme görünme! git başımdan! uzak dur benden!

bunlar kardeşler arasında sıradan laflaşmalar aslına bakarsan.

çok olur bu veya benzer diyaloglar; ama

kardeşleri birbirine kardeş kılan kardeşlerin hususi emekleri, kazanımları, gayretleri değildir!

aynı karından çıkmalarıdır!

aynı sütü emmeleridir!

aynı kaderin mahsülü olmalarıdır!

yani onların bir dahli söz konusu değil kardeşliklerine...

inkar etseler, kabulsuzlukte diretseler dahi, hukuk önünde kardeş kardeştir!

Allah nazarında da müslümanlar ancak birbirlerine kardeştir.

kardeş kılan Allah'tır.

onların ihtilafları, kapışmaları, birbirlerinin canına malına ırzına saldırıları gibi en ağır ameller dahi, bu kardeşlik zimmetini onlardan almıyor, sofrayı terk etmemeleri şartıyla... ceza veriliyor, canına okunuyor; ama yine kardeş sıfatıyla muamele ediliyor.

bizim kıblemize yönelen, bizim kestiğimizi yiyen, bizim orucumuzu tutan bizim kardeşimizidir. onun malı, canı, kanı zimmetimizdedir, eman altındadır o diyen üst kabul çizgisini çekmiş. iman ve islam rükunleri yani çok bilinen cinsinden.

ötedeki mevzulardan çok önce berat zimmetinin asli unsurlarında bir kavrama saptaması yapmak lazım.

Baba Faktörü!

Rabb'e vefasızlık eden bensem mesela, bırak Rabb'im cezamı kesecek...

hani babanın ailede ortam kurması hakkını ona ister istemez vermek gibi.

vurgu noktası şu sözlerimin:

kardeş olmak vahdet olmayı gerektirmiyor

bilakis kardeşler ayrı gayrı, kavgalı, kanlı bıçaklı olabilir, sadece ortak karına saygı... saygısız dahi olsa, yine de o karına aidiyetlik

varolduğu yere ihtimam!

ihtimamınca, ihtiram...

bunlar oldukça istikbale dair yol alınır, olmazsa da kemalattan eksiklik, adem olmaktan değil...

yok öyle dört dörtlük, ütopya kurgular!

her yer cennet, kavga sıfır, huzur gani, oh ne ala memleket havaları...

kardeşlik vurgusu
Allah'ın talimatıdır.

kardeşliği Allahın muradınca algıladığımızda talimatı da algılayacağız.

baba der ki kavgalı çocuklarına:

a be akılsız keratalar!

birbirinize niye düşüyorsunuz!

niye birbirinizin aleyhinde oluyorsunuz!

iş mi yaptığınız!

yazıklar olsun size!

tü sizin suratınıza!

mizanpaj şöyledir: bunlar kafalarını yere eğerler, babalarını kırmama adına orda sulh ederler, ( orası namaz için birleşilen yer) ayrılınca kavgaya devam! (emin olun, namaza birleşmeler çoğaldıkça sekine de çoğalır)

baba bilmez mi bunların katındaki sahte tavırlarını!

bilir; ama ne yapsın?

buna da şükür der.

elinden geldiğince otoritesini kullanır, mevzuları kabartmamaya, bir hal çaresine bakmaya, çözümlemeye gayret eder, dua eder, sabreder, idare eder...

bu misali dine uyarlayın. dinde bunun karşılığını bulmamak söz konusu değil, sadece gözü açmak yetmiyor


1. Bölümün Sonu.

Not:
Teşekkürler monaroza. Bu yazı bir mütalaa ile ortaya çıkmıştır.


Konunun ilk yazısı

arı süt nazariyesi

bilmem bilir misiniz?

türkiye'de 60-80 arası arı süt nazariyesi için ciddi çalışmalar yapılmış; lakin başarı elde edilememiş.

arı süt'ün açılımı şu:

a akıncılar

r risaleciler

ı ışıkçılar

s süleymancılar

ü ülkücüler

t tarikatçılar

bunlar birleşecekler. nazariyenin özü bu.

şimdi ise birer birer herbiri birbirini bir şekilde vurmakta.

bu samimi niyetten bu deformasyona nasıl gelindi?

kim ne maksat edindi?

gelinen nokta şu an ne?

netleşmek için düşünmek gerekiyor...

şimdi farklı bir pencere açalım:

islami faaliyetler ve cemiyetler malum, 28 şubatta bir deprem yaşadılar.

şaşaalılık bitti, ürkeklik, viranlık ve yıkıklık hakim oldu.

zor zamanlar zorunluluklarda buluşturabiliyor; ama yine de ciddi sıkıntılarımız var birleşme hususunda.

hatta

birleşemedik; bilakis dağıldık! desek abartmış olmayız.

birçok cemaat tamemen kendini özellikle islam ön adlı kardeş cemiyetlerden her türlü ilişki sonlandırılarak sıyırdı ve kabuğuna çekildi. bunu yaparken 'ona buna karışmayım, kendi yağımla bakayım ne yapabilirim' kaygısı hakim olarak yapıldı bu.

herkes kendi ticari ağını kurmaya, kendi yurdunu yapmaya, kendi kültür merkezinde toplanmaya azami gayret harcamaya başladı.

bu kabuğa çekilme hadisesi bence 'atak ve zinde' güçlerin dikkatini farklı bir şekilde çekti.

onların kurmay derslerinde aldıkları bilgilere bu uzak düşmeklik uyuşmuyordu. bu sessizliği, seslilikten daha büyük tehlike addettiler ve 'irtica' ile isimlendirdikleri islami faaliyetleri en büyük tehlike olarak ilan ettiler.

onlar islam cemiyetlerinin paramparçalığı ve kendi halindeliğini, öğrendikleri islam tanımına sığdıramadılar.

islam ön sıfatlı kim varsa 'mü'minler kardeştir' prensibi ile bir şekilde illa ki bir bağlantı aralarında kurmuş olmalıydılar.

biz orada değiliz; ama bizi nerede gördükleri ile ilgili düşüncelerim bunlar...

bu parçalı düşünceler bir yere götürecek bizi. yanlışları ayıklayacağız, doğruları muhkemleştireceğiz inşaallah.
__________________
İslam Su İnsan Balık; Suya Gir, Kurtul!

Buraya Baktınız mı? Tıklayın
eski 15.04.2008, 17:43 antioxidan isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #2
 


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 00:21 .


Page generated in 0,36277 seconds with 16 queries