anektodlara devam edelim:
ancak ve ancak (başkaları değil) müminler birbirine kardeştirler.
müslümanlar bir bedenin uzuvları gibidirler, uzuvlardan biri rahatsız olunca, sair uzuvlar da rahatsız olur.
kardeş olun ey Allah'ın kulları!
gibi yüzlerce talimat!
bu kadar çok talimata rağmen, aynı kıbleye yönelen, aynı peygambere inanan insanlar arasındaki bırakın en uçtan uca, en dipten diblerde dahi farkedilen kardeşsizlik, bedensizlik, daire dışı itham etmeklik, uzaklık, ayrılık, gayrılık, rahmet olan ihtilafı fersah fersah aşan muhteliflik! nefret ve husumet ne ile izah ediliyor?
çok basit! tekelleşme!
yani din mefhumunu şahsileştirme... cemaate, cemiyete münhasır kılma... islama değil, şahsına, mensubiyetine davet etme ya da
şu ayet ve hadislerdeki talimatları nasıl da kıvırtıyoruz?
kabe'de yanyana namz kılmaktan gocunmadığımız insanlarla sokakta niye harb ediyoruz?
neden vahdet çağrıları başarısız oluyor?
vahdete çağıranlar acaba vahdeti de mi çıkarları için kullanıyorlar da
o vaad edilen nusret bir türlü gelmiyor?
bu hal bu dinin alın yazısı mıdır?
ya da müslümanların hakikaten iman etmeye mi ihtiyacı vardır, yazgısı kardeşlik üzerine kurgulu dine? hususi not: vahdete çağırmıyorum! çağrının neden havada kaldığını, çağrıya neden icabet edilmediğini irdelemeye çapımca çalışıyorum. şu kardeşlik mevzusu önemli... burdan bir yol belki konu ilerlerse bulabiliriz. |