Önemli:
Böyle bir ortama hazır olmamak, imtihanı
kaybetmeye uygun bir ortamda
yaşamaktır. Tehlikeyi sürekli ‘dışarıdan’
beklemek bir aldanmadır. Allah
kitabında, helalinden biriktirdiğimiz
mallarımızı, helal nikâhlarla kucağımıza
gelen çocuklarımızı, Allah’ın
adıyla helal edindiğimiz eşlerimizi bir
fitne malzemesi olarak bize göstermektedir.
İmtihan süreklidir, her yerdedir
ve herkestendir.
4- Her imtihanı, imtihanın her noktasını imanımızı artıran, umudumuzu tazeleyen bir enerji kaynağına dönüştürmek gerekmektedir. Allah onlardan razı olsun, Sahabiler bu noktayı çok iyi becerdiler. Bir günaha daldıktan sonra bile dönüş yollarını iyi kullanarak, o günahla başlayan sürecin sonunda Allah’ın rızasını kazandılar. Ka’b bin Malik örneği gerçekten üzerinde tefekkür edilmesi gereken müthiş bir örnektir.
5- Olaylar ve imtihanlar anında ilk tepkimiz çok önemlidir. İlk karşılaşma anında söylenen söz ve gösterilen tepkiyle, düşünüp taşındıktan ve teselli bulduktan sonra söylenen sözler, gösterilen tepkiler aynı değildir. İlk tepki olarak: ‘Allah bize yeter!’ sözü, kalbe
yerleşmiş ciddi bir iman potansiyelini göstermektedir. ‘Allah bize yeter!’ dedikten sonra, üzerine düşeni yapan ve söylediği sözü ulu orta bırakmayan bir müminin tavrı bu ayetlerde görüldüğü gibi, Kur’an’la tescil edilmiş bir iman örneğine dönüşmektedir. Elbette mesele sadece ‘Allah bize yeter!’ demekten ibaret değildir. Bu sözün öncesi ve sonrası vardır. Ama ilk refleks çok önemlidir.
6- İlk refleksi ‘Allah bize yeter!’ diyebilecek düzeyde bir iman taşıyan müminin elbette bu tavrının tam karşılığı cennettir. Cennetin teminatı olan Allah Rızası’dır. Ancak, sürekli ahirete ertelenen bir karşılık beklentisinden
önce bu ayetlerde de görüldüğü gibi henüz dünya hayatında yaşarken nimetlerle, lütuflarla dönmek de vardır. Nitekim bu sadakat ve ciddiyeti
gösteren sahabiler benzer bir lütufla dönmüşlerdir Ahiretiçin çıktıkları
yolda dünyalık nimetler de elde etmişlerdir
7- Kulun dünyalık elde etmek gibi bir hedefi ana hedef yapması doğru değildir
şüphesiz. Ama dünyalık elde etmek de sakıncalı değildir. Yeter ki kul, dengelerle oynamasın. Ahiretin payından dünyalık elde etmek, şehvetleri
ibadetlerden daha önemli tutmayı çağrıştıran bir hata irtikâb etmesin.
8- Kul ne yaparsa yapsın aslında lütfeden Allah’tır. O’nun keremi ve lütfü
sayesinde becerir, kul becerdiğini. O kazandırdığında kul kazanır. O’na
açılmış ellerin, huzurunda bükülmüş boyunların sahibi olmak, sürekli
O’ndan istemek kazanma yolunun yolcusu olmaktır. Kul, ‘ettim, yaptım,
becerdim’lerine aldanmamalıdır. Ashabın bu tavırlarını da ibretle izliyoruz.
Cennetle müjdelenecek düzeyde salih ameller yaptıkları halde, cehennem endişesinde hiçbir zaman emin olmadılar. Bütün dünyanın suçlarının
ana failleri gibi kendilerini mahcup hissettiler. Umutsuz kalmadılar;
ama şımarmadılar da.