| Mü'min (Konuyu Başlatan)
Üyelik tarihi: 18.02.2008
Mesajlar: 496
2 Albümü var
Teşekkür etti: 436
Teşekkür aldı: 493 konuda 2.417 kere
| Bedeni ve elbiseleri temizdir
Şuurlu ve dinin yolunu iyice düşünüp anlamış olan müslüman kadının bedeni ve elbiseleri çok temizdir. Sık sık yıkanır. Beden ve elbise temizliğine çok özen gösterir. Böylece Yüce Peygamberin sallallahu aleyhi ve sellem, özellikle Cuma günü yıkanıp kokulanmaya teşvik eden sünnetine uymuş olur: "Cuma günü, cünüp olmasanız bile yıkanınız, başlarınızı yıkayınız, koku sürünüz." (Buhari) "Cuma namazına gelen erkekler ve kadınlar yıkansınlar.'
Yıkanmak suretiyle temizlemeye Cenab-ı Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem çok teşvik etmiştir. Hatta bazı mezhep imamları cuma namazı için yıkanmanın vacip olduğu görüşüne sahiptirler.
Ebû Hüreyre radıyallahu anh'dan gelen hadisinde Nebiy-yi Muhterem sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Her yedi günde bir gusletmek, başım ve bedenini yıkamak her müslüman üzerinde Allah'ın bir hakkıdır." (Buhari ve Müslim).
Çünkü temizlik insana, Özellikle de kadına en lazım sıfatlardandır. Kadının sağlam, zeki, sevimli şahsiyetini en iyi temizlik gösterir. Temizlik kadını sadece kocasının gönlüne değil, tanıyan bütün kadınların ve akrabalarının gönüllerine de yakın ve sevimli kılar.
İmam Ahmed ve Nesai, Cabir'den radıyallahu anh rivayet ediyor: Bir gün Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bizi ziyarete geldi. Orada elbiseleri kirli bir adam gördü de dedi ki: "Bu, elbisesini yıkayacak bir şey bulamamış mı?"
Rasul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem bir insanın, yıkayıp temizlemeye gücü olduğu sürece kirli elbiselerle toplum içine çıkmasını hoş görmemiş ve müslümanın daima elbisesi temiz, görünümü güzel ve sevimli bir şekilde bulunması gerektiğini hissettirmiştir.
Bu peygamber yolu erkeğe yönelik ise de daha da uygunu kadına yönelik olmasıdır. Çünkü kadın evde temizliğin kaynağı, sıcak ortamın sağlayıcısı, sevinç ve sükûnetin sebebidir. Şüphesiz ki kadının temizlik konusunu şuurlu ve derin bir şekilde hissedişinin faydası evine, eşine, çocuklarına yansır ve onun temizliğe Önem vermesi sayesinde temiz, düzenli, güzel görünümlü bir hale gelirler, elbiselerinden, bedenlerinden temiz, güzel kokular saçılır.
Araştırıcıların her yerde ve her zaman dikkatini çeken bir husus da şudur: Temizlik ve yıkanma hakkındaki bu yüksek peygamber tavsiyeleri onbeş yüzyıl önce belirlenmiştir. O devirde dünya ne hamamları, ne de yıkanmayı biliyordu. Hatta müslümanlar dışında kalan dünya bin sene sonra bile müslümanların temizlik konusundaki o seviyesine ulaşamamıştı.
Samiha Ayverdi, Kölelikten Efendiliğe adi kitabında diyor ki: "O devirde Avrupa'nın sahip olduğu medeniyet seviyesini öğrenmek İçin Haçlı Seferleri günlerine gitmemize ihtiyaç yoktur. Birkaç yüzyıl geriye, Osmanlı Devleti devrine dönüp Avrupalıların durumuyla Osmanlı medeniyetinin seviyesi arasında bir karşılaştırma yapmamız kafidir.
1642 yılında Prens Brandeboug vereceği bir ziyafet için prenslere ve asilzadelere gönderdiği bir davetiyede şöyle yazmıştır: "Misafirlerden ellerini tabakların ortalarına uzatmamaları, yemekleri arkaya atmamaları, parmaklarını yalamamaları, tabaklara tükürmemeleri, burunlarını masa örtülerinin kenarlarına silmemeleri rica olunur."
Yazar devam ediyor: "Bu sözler, Avrupalıların medeniyet, kültür ve görgü adabı bilgisi seviyelerini en açık surette göstermektedir. Aynı zamanlarda, Avrupanın bir başka yerinde de durum, bundan pek farklı değildi. İngiltere kralı I. Jacgues'in sarayında da kraldan, prens ve prenseslerden gelen kötü kokular, süslü, Fransız dantelalanyla kaplı elbiseler içinde lükse batmış refah görüntüsünü bastırıyordu. Avrupa'da olan buydu.
Hilafet merkezi İstanbul'da ise, Osmanlı Devleti nezdindeki Avrupalı elçiler, sultanın huzuruna kabul edilmelerinden önce hamama sokulurlardı. Yaklaşık 1730 yılında, Sultan Üçüncü Ahmed devrinde, askeri ve siyasi yönden devletin zayıfladığı vakitlerde Asitane (İstanbul)'da bulunan İngiliz sefirinin zevcesi Leydi Montague birçok mektuplar yazmış ki bunlar daha sonra yayımlanmıştır-, bu mektuplar da müslümanların ne derecede temizliğe, güzel adaba ve yüksek ahlaka sahip olduklarını belirtmiş, hatıralarında bunlardan örnekler vermiştir. Der ki: "Osmanlı prensesi Hafize Hanım bana bir peşkir (havlu) hediye etti. Peşkir el işlemeleriy-le süslenmişti. O derece beğendim ki ona ağzımı bile silmeye kıyamadım.
Avrupalıları hayrete düşüren şederden biri de müslümanların sofraya oturmadan önce ve sonra ellerini yıkadıklarını görmeleri olmuştur. Bir kimsenin meşhur İngiliz hemşire Florance Nightingale'in 19. yüzyıl ortalarındaki İngiliz hastaneleri hakkında yazdığını okuması kafidir. Bu hastanelerin nasıl bir pislik yuvası olduğunu, ihmal ve ahlaksızlık kaynağı haline geldiğini, hastanelerin çeşitli kısımlarındaki yüzlerce hastanın tabii ihtiyaçlarını yataklarında gidermekten başka yapacak şederi kalmadığını uzun uzun anlatır
Rabbani, kuşatıcı İslam medeniyeti ile insanoğlunun sınırlı, dar ufuklu uygarlıkları arasında ne kadar büyük fark vardır!..
__________________ “Yarısı Allah’ın, yarısı da dünyanın olacak şekilde
yarım kalple yaşayamam ben.” |