| Endülüs’ün Tarık’ı Endülüs Uzak Değil!
Musa bin Nusayr’ın on iki bin kişiyle Tarık bin Ziyad’ı Endülüs’e gönderdiği gün meçhul değildir. Adı şanı olmayan Tarık bin Ziyad, adeta sıfırdan bir fetih gerçekleştirmiş, yeni bir İslam devleti kurmuştu. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin vefatından henüz bir asır bile geçmemişti. Yüzler güldü. Çünkü İslam, Hıristiyanlığın kalesi durumundaki Avrupa’yı temellerinden fethetmeye başlamıştı. O günkü o bereketli fetih, Paris içlerine kadar da ilerlemişti. İslam, Müslümanların eliyle kıtadan kıtaya koşuyordu.
Tarık bin Ziyad, genç bir Berberî; gemilerden önce Avrupa’nın yüreğini yakmıştı. Büyük plân adım adım ilerliyordu: Oradan İstanbul’a ulaşılacak ve büyük fetih gerçekleştirilecekti. Çok yollar kat edildi. Balatuşşüheda’ya kadar varıldı. Orada fetihler durdu. O günden sonra ise, İslamlaştırılmış şehirler birer birer geri verilmek zorunda kalındı.
İslam Endülüs’te 781 yıl kaldı.
781 yıldan sonra ise tek bir Müslüman kalmadı Endülüs’te. Artık Endülüs de yok, İspanya vardı. Endülüs’ten İslam ve Müslümanlar silinmişti. Şimdi, orada İslam’dan kalan sadece ‘muhteşem’ binalar, yıkılışın sembolü saraylar, hamamlar var.
Bir de arlandıracak geçmiş. Ne için gelmişlerdi, ne yaptılar sorusunun verilemeyen cevabı.
Tarihte, İslam’ın sekiz asır hükümranlık sürdüğü yerde tek bir Müslüman kalmadan çıkmak zorunda kaldığı tek yer orasıdır. O günler, İstanbul fethinin müyesser olduğu günlerdi. Müslümanların güçlü bir devleti de vardı. Ama Endülüs acılar bırakarak gitti.
Ezanlar sustu. Camiler yok edildi. ‘Ben Hıristiyan oluyorum, sizdenim.’ diyenler bile giyotinlerle doğrandı. Bir tek Müslüman dahi kalamadı orada. İslam Endülüs’te 781 yıl kaldı.
Lüks bir hayat standardı oluşturdu. Başkent Kurtuba göz kamaştırıyordu. Avrupa’nın bilimine ilham kaynağı oldu. Pirinci, şekeri, pamuğu bile Avrupa onlardan öğrendi. Şehir alt yapısını Avrupalılar’a onlar tanıttılar.
İslam milletinde kadınların ilk sıçrayışını da Endülüslü Müslümanlar yaptı. Hür ve gezen tozan, örtülü kadınlar icat ettiler. Saraylarda yaşamayı iyi beceriyorlardı. O saraylar yüzünden, birbirlerine girdiler. Dışarıdakilere yem oldular.
Bugün hala birinci derecede kaynak kitap olarak okunan tefsirler, hadis kitapları, fıkıh notları oralarda yetişen âlimlerin kalemlerinden çıkmıştı.
Arapça devlet ve medeniyet diliydi.
İslam hayata hâkimdi. Ezanları okunuyor, Kitab’ıyla hükmediliyordu. Şimdi yok.
Bir günde çıkıp gitmedi. Girmesinden uzun bir zaman diliminde çıkarıldı Endülüs’ten.
Endülüs uzakta değil. Allah’ın dininin geleceğinden emin olabiliriz. Olabiliriz de çok, eminiz elhamdülillah. Ama o dinin bizim elimizle zarar görmemesinden asla! Küçücük tavizlere yol verildikçe, ezanların yükselmesi, çocukların Kur’an ezberlemesi, Kurtubilerin tefsir yazması, İbni Rüşdlerin felsefe yapması kurtarmıyor. Tarihin veya Endülüs’ün tekerrürü kimi ürkütüyorsa, Endülüs’ü tanımalıdır. Endülüs basit bir kayıp veya küçük bir yok oluş değildir. Endülüs, bir medeniyetin adıdır. Dışındakilere ilham kaynağı olmuş, medeniyetler üretmiş bir medeniyettir Endülüs.
Şu yürek dağlayan soruyu sormadan edebilir miyiz?
İslam Endülüs’te 781 yıl kalmıştı, değil mi?
devam..
__________________ “Yarısı Allah’ın, yarısı da dünyanın olacak şekilde
yarım kalple yaşayamam ben.”
Konu ebu mus'ab tarafından (21.04.2008 Saat 21:11 ) değiştirilmiştir..
|