7 Şevval 1429
07 Ekim 2008, Salı
7 Şevval 1429
07 Ekim 2008, Salı
Ayet
Muhakkak O (kur’ân), arşın sâhibi (Allah katında) yüksek mevkiye sâhip, çok şerefli, güçlü bir elçinin (Cebrâil’in, Allah’tan) getirdiği sözdür.
(Tekvir 19-20 )
hadis
Resullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: "Kim, rızkının Allah tarafından genişletilmesini, ecelinin uzatılmasını isterse sıla-i rahim yapsın.
(Buhari, Edeb 12)

GİrİŞ Yap

Kullanıcı ismi:
Şifreniz:

Beni hatırla

...........................................
Şifrenizi mi unuttunuz
yoksa hâlâ üye değil misiniz? Hemen Üye Olun

Arama


Gelişmiş arama yap

Online Üye

Şuan Forumda: 70 (14 Kayıtlı ve 56 Misafir) bulunmaktadır.

Online   barayev, DeRCan, dilara92, drkoyuncu, DuaLar, e_smile, fatihlerin_nesliyiz, ilayda, nurgül, siyahsancaktar, TULU Dagistan
Tekil Mesaj gösterimi
Dilnihad
Gönlün Muradı
(Konuyu Başlatan)
 
Dilnihad - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 01.03.2008
Nerden: MERSİN
Mesajlar: 1.743




Teşekkür etti: 557
Teşekkür aldı: 1.634 konuda 5.473 kere
kucult  büyük
92.jpg






Cüz:5,Sûre:4 NİSÂ SÛRESİ Sayfa:92






92.Yanlışlıkla olması dışında bir müminin bir mümini öldürmeye hakkı ola

maz. Yanlışlıkla bir mümini öldüren kimsenin, mümin bir köle azat etmesi

ve ölenin ailesine teslim edilecek bir diyet vermesi gereklidir. Meğer ki ö

lünün ailesi o diyeti bağışlamış ola. (Bu takdirde diyet vermez). Eğer öldü

rülen mümin olduğu halde, size düşman olan bir toplumdan ise mümin bir

köle azat etmek lâzımdır. Eğer kendileriyle aranızda antlaşma bulunan bir

toplumdan ise ailesine teslim edilecek bir diyet ve bir müminin köleyi az

at etmek gerekir. Bunları bulamayan kimsenin, Allah tarafından tevbesi

nin kabulü için iki ay peşpeşe oruç tutması lâzımdır. Allah her şeyi bilen

dir, hikmet sahibidir.





93.Kim bir mümini kasden öldürürse cezası, içinde ebediyen kalacağı cehen

nemdir. Allah ona gazap etmiş, onu lânetlemiş ve onun için büyük bir azap

hazırlamıştır.






(İslâm ceza hukukuna göre bir müslümanı haksız yere ve bilerek öldüren

kimsenin cezası kısas, yani idamdır. Bunu affetme selâhiyeti yalnızca mak

tülün ailesine aittir; bunlar isterlerse kısas yerine diyet talep ederler ve

isterlerse her ikisini de bağışlarlar. Bu takdirde devletin ta'zir yoluyla -da

ha hafif bir şekilde- cezalandırma selâhiyeti vardır. Kısas ile ilgili âyet 2.

sûrede geçmiştir (178-179). Buradaki âyet ise manevi ve uhrevî cezayı

açıklamaktadır. Bir mümini yanlışlıkla; meselâ av hayvanı zannederek ve

ya muharip düşman sanarak... öldüren kimsenin de maddî ve mânevi ce

zaları vardır; bu cezalar, maktülün mensup bulunduğu topluma göre değ

işmektedir. Maktülün âilesi müslüman ise öldürene iki ceza vardır: 1.Mak

tülün ailesine vereceği diyet; bu da yüz deve veya bunun başka mallar

dan karşılığı kadar bir meblâğdır. Diyeti, öldürenin ailesi öder, bunların gü

cü yetmezse devlete başvurur, maliyenin ödemesini talep ederler. 2.Yan

lışlıkla da olsa bir hayata son verdiği için, bir mümin köleyi hürriyete kav

uşturmak suretiyle topluma ilave edeceği hür bir hayat. Köle azat etmeye

gücü yetmeyenler ise iki ay aralık vermeden oruç tutarlar. Maktülün aile

si müslümanlara düşman bir toplum ise, onlara mal vererek kuvvetlendir

mek müslümanların aleyhine olacağı için diyet ödenmez.)







94.Ey iman edenler! Allah yolunda savaşa çıktığınız zaman iyi anlayıp dinle

yin. Size selam verene, dünya hayatının geçici menfaatine göz dikerek

''Sen mümin değilsin'' demeyin. Çünkü Allah'ın nezdinde sayısız ganimetler

vardır. Önceden siz de böyle iken Allah size lütfetti; o halde iyi anlayıp

dinleyin. Şüphesiz Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır.







(Bir akın sırasında düşman bölgesinde bulunan bir kişi ''Lâ ilâhe illâllah Mu

hammedün Resûlullah'' deyip müslümanlara selam verdiği halde Üsame b.

Zeyd tarafından ''korkudan böyle davrandığı zannedilerek'' katledilmiş ve

sürüsü zaptedilmişti. Akın dönüşü, hadise Resûlullah'a haber verilince çok

üzülmüş, hiddetlenmiş ve ''Kalbini yarıp baktınız da mı korkudan olduğunu

anladınız!'' diye çıkışmıştı. Üsâme'nin pişman olması ve yalvarması üzeri

ne Hz. Peygamber onun için istiğfar etmişti. Üsâme'ye bir köle azat etme

sini emretmiştir.)





KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ





---------------------------------------------------------------------------

93.jpg









Sayfa:93 NİSÂ SÛRESİ Cüz:5,Sûre:4









95.Müminlerden -özür sahibi olanlar dışında- oturanlarla malları ve canları

ile Allah yolunda cihad edenler bir olmaz. Allah, malları ve canları ile cihad

edenleri, derece bakımından oturanlardan üstün kıldı. Gerçi Allah hepsine

de güzellik (cennet) vadetmiştir; ama mücahidleri, oturanlardan çok büy

ük bir ecirle üstün kılmıştır.






96.Kendinden dereceler, bağışlama ve rahmet vermiştir. Allah çok bağışla

yıcı ve esirgeyicidir.






97.Kendilerine yazık edenler kimselere melekler, canlarını alırken: ''Ne işde

idiniz!'' dediler. Bunlar: ''Biz yeryüzünde çaresizdik'' diye cevap verdiler.

Meleklerde: ''Allah'ın yeri geniş değil miydi? Hicret etseydiniz ya!'' dediler.

İşte onların barınağı cehennemdir; orası ne kötü bir gidiş yeridir.





98.Erkekler, kadınlar ve çocuklardan (gerçekten) âciz olup hiçbir çareye

gücü yetmeyenler, hiçbir yol bulamayanlar müstesnadır.





99.İşte bunları, umulur ki Allah affeder; Allah çok affedicidir, bağışlayıcıdır.




100.Allah yolunda hicret eden kimse yeryüzünde gidecek bir çok güzel yer

ve bolluk (imkân) bulur. Kim Allah ve Resûlü uğrunda hicret ederek evinden

çıkar da sonra kendisine ölüm yetişirse artık onun mükâfatı Allah'a düşer.

Allah da çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir.






(Medine'ye hicretten önce müslümanlar büyük acılar, işkenceler ve sıkıntı

lar çekmiş, bir kısmı bu sebeple Habeşistan'a göç etmişlerdi. Milâdi 622

yılında Hz. Peygamber ve ashâbı Medine'ye göç ettiler. Allah ve Resûlü

uğruna her şeylerini geride bıraktılar, Medine'de yepyeni bir toplum ve

devlet oluşturdular. Bu andan itibaren küfrün ve şirkin hakim bulunduğu

yerlerden Medine'ye hicret farz oldu; gerçekten çaresiz, güçsüz ve bilgi

siz olanlar dışında kalan her müslüman hicret ile mükellef kılındı. Göç im

kânları olduğu halde imanlarını kurtarmaya ve İslâm devletini takviye et

meye koşmayıp; evini, barkını, yurdunu, eşini, dostunu, mal ve mülkünü

tercih edenlerin ve çaresizlik bahanesiyle durumu idare edenlerin feci â

kibetini âyet tasvir etmektedir. Bunlardan sonra sırayla, gerçekten aciz

olanlar, hicrete teşebbüs edip de Medine'ye varamadan yolda ölenler

ve hicret yurduna ulaşanlar gelmektedir. Buhâri'nin rivayet ettiği hadise

göre Mekke fethinden sonra hicret mükellefiyeti ortadan kalkmıştır. An

cak âyet, şartlar avdet edersehicret mükellefiyetinin de avdet edeceği

ne işaret etmektedir.)







101.Yeryüzünde sefere çıktığınız zaman kâfirlerin size kötülük etmesinden

endişe ederseniz, namazı kısaltmanızda size bir günah yoktur. Şüphesiz

kâfirler, sizin apaçık düşmanınızdır.






KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ

Konu Dilnihad tarafından (24.04.2008 Saat 16:37 ) değiştirilmiştir..
eski 23.04.2008, 14:27 Dilnihad isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #70
Dilnihad isimli üye'ye teşekkür eden 2 üye:
 


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 13:34 .