|
Mü'min
(Konuyu Başlatan)
Üyelik tarihi: 18.02.2008
Mesajlar: 384
Teşekkür etti: 326
Teşekkür aldı: 378 konuda 1.856 kere
|
Kılık-kıyafetinin güzel olmasına dikkat eder
Şuurlu müslüman kadının elbisesine ve görünüşüne özen göstermesi, kıyafeti güzel, görünüşü gayet hoş, ama açık saçık lüks ve israfa düşmeyen şekilde, kendisini gören kocası, evladı mahremleri ve diğer müslüman hanımların gözlerine sürür, gönüllerine ünsiyet verecek şekilde olması tabii bir olaydır.
Hanım görünmesi helal olan kimselerin huzuruna perişan, dağınık, döküntü kıyafetle çıkmaz. Bilakis güzel görünüşlü, olmaya ve helal zinete davet eden tevhid dini İslamın ulvi esaslarına uyarak durumunu düzeltir, üstüne başına dikkat eder.
Kurtubi: "De ki: Allah'ın kullan için yarattığı zineti ve temiz rızıkları kim haram edebilir?" (A'raf: 32)
ayetinin tefsirinde diyor ki: Mekhul Hz. Aişe radıyallahu anh'den rivayet ediyor ki: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'ın ashabından bir gurup onu kapıda bekliyorlardı. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem onların yanına çıkacaktı. Evde içi su dolu bir kab vardı. Suya bakmaya, sakalını ve saçını düzeltmeye başladı. Hz. Aişe radıyallahu anh diyor ki:
- Ya Rasulallah!... Sen de mi böyle yapıyorsun, dedim.
- Evet, kişi kardeşlerinin yanma çıkacağı zaman kendini hazırlasın. Zira Allah güzeldir. Güzelliği sever." buyurdu.
Müslüman bütün bunları İslam'ın her işte orta yolu tutma prensibine uygun olarak yerine getirir. Bu ifrat ve tefrit kabul etmeyip itidali gözeten prensîb şu ayette ifadesini bulmaktadır: "Onlar harcadıkları zaman ne israf ederler, ne de cimrilik, ikisi arasında orta bir yol tutarlar. "(Furkan: 67).
İslam bütün müslümanlardan özellikle de davetçilerden toplum içinde ilgi çeken bir ben gibi topluma katılmalarını, gözlerin çirkin göreceği, gönüllerin kabul etmeyeceği rahatsızlık verici görünüşler sergilememelerini istemiştir. İnsanın ister erkek ve ister kadın olsun sahibini küçültecek derecedeki ihmalkarlıkla, bu zühddür, tevazudur, diye iddia ederek dış görünüşünü perişan bir hale getirmesinin İslam'la hiçbir ilgisi yoktur.
Allah'ın Rasulu sallallahu aleyhi ve sellem alçakgönüllülerin efendisidir. O güzel elbise giyer, ailesi ve ashabı için süslenirdi. Bu süslenmeyi ve güzel kıyafeti Allah'ın kendisi üzerindeki nimetini ortaya koymak olarak görürdü. "Allah kuluna verdiği nimeti üzerinde görmeyi ister.'
İbn Sa'din Tabakat adlı kitabında Cündüp b. Mekis radıyallahu anh'dan naklediliyor: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem yabancı bir heyet geldiği zaman en güzel elbiselerini giyer ve ashabının seçkinlerine de bunu emrederdi. Kinde heyeti geldiği gün Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'ı gördüm. Üzerinde Yemen elbisesi vardı. Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer radıyallahu anh'in üzerinde de aynı cins elbise vardı.
İbnu'I-Mübarek, Taberani, Hakim ve Beyhaki Hz. Ömer radıyallahu anh'den naklediyorlar: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, gördüm, yeni elbise istedi, getirilen elbiseyi giydi. Elbise tam boğazına ulaşınca Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem: "Bana görünmemesi gerekli yerimi örtecek ve hayatımda ziynet olacak elbise giydiren Allah'a hamdolsun", buyurdu.
Güzel giyinme ve saç bakımı aşın süslenme derecesine ulaşmadığı müddetçe Allah'ın kullarına mubah kıldığı ve teşvik ettiği "zinet" kabilindendir:
"Ey Ademoğullan!... Her mescide güzel elbiselerinizi giyinerek gidin. Yiyin, için, fakat israf etmeyin. Çünkü Allah israf edenleri sevmez."
"De ki: Allah'ın kullan için yarattığı zinet ve temiz rızıkları kim haram kılabilir? De ki: Bunlar dünya hayatında iman edenler içindir, kıyamet gününde de yalnız onlar içindir. Bilen kimseler için ayetlerimizi bu şekilde uzun uzun açıklıyoruz." (Araf: 31-32).
Sahih-i Müslim'de İbn Mes'ud radıyallahu anh'dan rivayet edildiğine göre Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem -."Kalbinde zerre ağırlığınca kibir olan kimse Cennete giremez." buyurdu. Bir zat dedi ki:
- "Kişi elbisesinin güzel, malının güzel olmasını ister." Yani: Bu kibirden sayılır mı? Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem:
-"Şüphesiz ki Allah güzeldir, güzelliği sever. Kibir Hakkı kabul etmemek, insanları hiçe saymaktır." buyurdu.
Sahabe-i Kiram ile onlara en güzel şekilde uyan ve bu yolda yürüyen kimselerin anlayışı da budur. Bundan dolayı İmam Ebu Hanife radıyallahu anh güzel elbiseli, hoş kokulu ve giyiminde güzelliğe özen gösteren bir kimse idi. Onun kılık kıyafeti düzeltme ve güzel elbise giyme hususundaki tutumu insanları buna teşvik edecek dereceye ulaşmıştı.
İmam Ebu Hanife bir gün arkadaşlarından birini kötü bir elbise ile gördü. O kişiyle başbaşa kalınca durumunu düzeltmesi için ona bin dirhem verdi. Adam:
- "Ben imkan sahibiyim, nimet içindeyim. Buna ihtiyacım yoktur", dedi. İmam Ebu Hanife o kişiye çıkışarak:
- "O halde sana şu hadis ulaşmadı mı? "Şüphesiz ki Allah nimetinin eserini kulunun üzerinde görmek ister." Sen derhal durumunu değiştirmelisin ki dostların senin bu halinle mahzun olmasınlar." dedi.
Gayet açıktır ki Allah'a davet eden kadın ve erkek davetçilerin en iyi kıyafet ve en güzel şekilde, kılık kıyafetleri düzgün ve temiz, saçları taranmış derli toplu olmalı, böylece daveti kalplerin derinliğine girmeli, gönüllerin ta içlerine ulaşmalıdır.
Hatta onların herkesten önce bu durumda olmaları istenmektedir. Allah yolunun davetçileri kendi başlarına bile olsalar bu halleriyle Rasul-i Ekrem'in haber verdiği şu bozulmamış fıtrat çağrısına uyarak kılık kıyafetlerine, vücutlarının elbiselerinin, tırnaklarının ve saçlarının temizliğine önem vermelidirler:
Buyuruyorlar ki:
"Şu beş şey vardır ki bunlar fıtrattandır: Sünnet olmak, etek traşı, koltukaltı kıllarını yolmak, tırnaklarını kesmek, bıyıkları kısaltmak." (Buhari, Müslim).
Dolayısıyla fıtrata uygun olanı gözetmek bu dinin sevdirdiği ve yüce tabiat ve ince zevk sahibi herkesin teşvik ettiği hususlardandır.
__________________
“Yarısı Allah’ın, yarısı da dünyanın olacak şekilde
yarım kalple yaşayamam ben.”
|