Ömer bin Hattab radıyallahu anh bütün güzelliklerine rağmen, dış mihrakların planlarından kurtulamadı. Bir sabah namazını kıldırırken hançerlendi. Yarasının iyileşmeyecek bir yara olduğu anlaşılınca, kendisinden sonraki yöneticinin tespiti hakkında bir ilki yaptı. Yaptıkları ve konuştukları her zaman orijinal olan Ömer’in kendisinden sonraki yöneticiyi belirleme usulü de özgündü.
Ömer radıyallahu anh, cennetle müjdelenmiş on sahabiden hayatta olan altısının yeni yöneti-ciyi aralarında belirleyecekleri bir usul geliştirdi.
Bu usule göre Ömer radıyallahu anh vefat ettikten sonra altı kişi aralarından Halife seçmek üzere toplanacaklar, Abdullah bin Ömer de gözlemci olarak yanlarında bulunacaktı. Bu orga-nizeyi yürütme görevini de Mikdad bin Amr’a vermişti.
Ömer radıyallahu anh vefat edince Suheyb radıyallahu anh cenazesini kıldırdı. ‘Şûra’ gurubu olarak belirlenen altı kişiden biri, Talha bin Ubeydullah Medine’de yoktu. Diğer beş kişi toplandı. Ebu Talha el-Ensari de şûra toplantılarının güvenliğini sağladı. Üç gün içinde yeni lideri seçmek zorundaydılar. Şûra üyesi olarak belirlenen isimler şunlardı:
Osman bin Affan, Ali bin Ebi Talib, Abdurrahman bin Avf, Zübeyr bin Avvam, Sa’d bin Ebi Vakkas, Talha bin Ubeydullah. Allah hepsinden razı olsun.
Abdurrahman bin Avf, toplantıda ilk girişimi yaptı. Kendisinin yetkilendirilmesini istedi. Görüşmelerin sonunda iki kişinin Hilafet görevini almak istedikleri görüldü: Osman bin Affan ve Ali bin Ebi Talib. Şûra iki kişinin üzerinde yoğunlaştı. Abdurrahman bin Avf, altı kişiyi iki kişiye düşürünce, Medine’ye açıldı. Ashabın ileri gelenlerinden hayatta olanlarla istişareler yaptı. Ali ve Osman, hangisini başlarında Halife görmek istediklerini sordu. İki ismi de des-tekleyenler oluyordu.
Ömer radıyallahu anhın döneminde, Ömer’in ciddi tutumları: ‘Ali de Ömer gibi sert mizaçlıdır; başımızda olursa Ömerli yıllar uzayıp gidebilir. Bari Osman gibi, yumuşak biri başımızda bulunsa!’ düşüncesinde olanları gündeme getirdi.
Abdurrahman bin Avf, tek kişide karar kılamadı. Osman ve Ali’nin beraber bulunduğu bir ortamda ikisine de şöyle bir soru yöneltti: Kur’an, Sünnet ve önceki iki Halife’nin izinden gideceklerine dair söz verip veremeyeceklerini sordu. Bu soruda Kur’an ve Sünnet’te zaten tereddüt yoktu. Ebu Bekir ve Ömer’in herkesçe beğenilen ve ümmetin rızasını kazanan tutumlarının sürdürülüp sürdürülmeyeceği soruluyordu. Ali radıyallahu anh, önceki iki Ha-lifenin izini sürmeye esnek bir cevap verdi. Osman radıyallahu anh ise, net bir şekilde ‘evet’ cevabını verdi. Bunun üzerine Abdurrahman bin Avf, zaten isim belirlemeye şûra tarafından yetkilendirildiği için, Osman bin Affan’a: ‘Uzat elini!’ dedi ve ona ümmetin üçüncü Halife’si olarak bey’at etti.
Aynı gün, Medine dışında olan Talha radıyallahu anh da Medine’ye gelmişti. Herkesin ittifakla Osman’a bey’at ettiğini duyunca o da bey’at etti. Böylece Osman bin Affan, cennetle müjdelenen beş insanın ittifakı ile seçilmiş oldu. Medine’deki bütün Müslümanlar bey’ate katıldılar. |