|
Açık saçıklığa ve aşırı süslenmeye meyletmez
Ancak dış görünüşe bu şekilde itina göstermesi dinine samimiyetle bağlı olan müslüman hanımın kocası ve mahremlerinden başkasına karşı açılıp saçılmasına, zinetlerini göstermesine sebep olmamalıdır. Ayrıca İslam'ın bütün şer'î esaslarını üzerine kurduğu "denge" derecesinden de çıkmak suretiyle süslenmede aşırılık ve mübalağaya nıeyletmemelidir.
Şuurlu ve dinine samimiyetle bağlı müslüman hanım her şeyde daima mutedil ve dengeli olmaya dikkat edip uyanık olacak, hayatının bir yönü diğer yönüne ağır basmayacaktır.
İslamın helal zinete teşvik edip tavsiye ettiği gerçek olmakla birlikte kadını makyaj ve tuvaletin kölesi haline gelmekten ve kadının yegane meşguliyeti en büyük ve sürekli endişesi olacak derecede bu konuda ifrat ve mübalağaya düşmekten de sakındırmıştır. Bu husus şu hadisi şerifle anlatılmaktadır:
"Dinarın ve dirhemin kadife ve ipek kumaşın kölesi helak oldu. Bunu elde ederse memnun olur. Elde etmezse memnun olmaz."
Çoğu, uluslararası moda evlerinin ve moda tüccarlarının etkisi ve esaretine boyun eğen bugünkü kadınlarımız hatta pahalı ve değerli bir elbiseyi bile bir defadan fazla giymeyen zengin hanımlar Rasul-i Ekrem'in sakındırdığı köleliğin içine düşmüşlerdir. Sahibini bu hayattaki yaratılış gayesinden -Allah'a kulluktan- alıkoyan ve makul itidal derecesini aşan lüks elbiseler ve bu elbiselerin ziynet ve aksesuarlarının ahmakça köleliğine sebep olan bu çirkin, sevimsiz ve perişanlık çamuruna bulanmışlardır.
Bu asırda müslüman hanımların içine yuvarlandığı en büyük belalardan biri de düğün gecelerinde giyilen son derece pahalı ve aşırı derecede gözahcı şık elbiseler ve kıyafetlerle övünme ve böbürlenme belasıdır. Düğün merasimi defile salonuna dönüşmekte, bu konuda yaşanan bu anlamsız yarışma aklı kullanmaktan, tutarlılıktan ve itidal ölçülerinden tamamen uzaklaşarak israf, büyüklük taslama ve içi boş bir böbürlenme derecesine varıncaya kadar gittikçe artmaktadır.
Bu olay düğün gecesinde gelin hanımın bir gece içinde bütün takımlarının giymesiyle en açık bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Gelin hanımın takımları on adet olabilir, bunları bir gecede ortada giymekte, tıpkı Batı ülkelerinde mankenlerin defilelerde yaptıkları gibi, gelin hanım her elbiseyi giydiğinde gelip davetlilere elbisesini arzetmektedir.
Davetliler arasında malî gücü, bu pahalı elbiseleri satın almaya yetmiyecek kadar zayıf olan kimselerin bulunabileceği, bu gibi kimselerin gönüllerinin üzüntü, elem ve gamla dolabileceği, belki de gelin hanım ve ailesine karşı hatta bütün imkan ve nimet sahiplerine karşı bu gibi fakir kimselerin gönüllerinde kıskançlık, haset, kin ve düşmanlık akreplerinin kıpırdanabileceği aralarında bu adetin yaygınlaştığı hanımların akıllarına bile gelmemektedir.
Gelin hanım makul itidal ölçülerini dikkate alsa, ve dügün gecesinde bir veya iki takım elbise giymiş olsa bu gibi hususlar meydana gelmeyecektir.
Ayrıca bu çeşit durumlarda aşırılık, israf, böbürlenme ve övünmeyi nehyeden, orta yol, itidal, hoşgörü ve sadelik üzerine kurulu olan İslam'ın ruhuna aykırılık bulunmaktadır.
Hiç şüphe yok ki dininin hidayetiyle şuurlanan müslüman hanım, gönlünü bu yüce dinin hidayet dolu esaslarıyla kuşattığı için, nurlu ve müsamahakar dinin getirdiği orta yolu tutma ve itidal prensibine uyduğu için, bu kaygan zeminden kurtulmuş ve uzak kalmıştır.
prof.dr.Muhammed A.Haşimi'nin Müslüman kadının şahsiyeti adlı kitabın
çevirsini yapan Nureddin Yıldız hoca efendinin ders notlarından
__________________
“Yarısı Allah’ın, yarısı da dünyanın olacak şekilde
yarım kalple yaşayamam ben.”
|