Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in kul hakkına verdiği ehemmiyet
“Kıyâmet günü kişi kardeşinden,
anasından, babasından, hanım
ve çocuklarından kaçar.”
Abese 80/34-36
Kul hakkını ihlâl, Allâh Teâlâ'nın, engin af ve merhametinin hudutları dışına çıkardığı büyük günâhlardan biridir. Cenab-ı Hak, kul hakkını bağışlayıp bağışlamamayı, haksızlığa uğrayan kuluna bırakmıştır. Her hâliyle beşeriyete numûne olan Kâinâtın Efendisi, Allâh Teâlâ'nın huzûruna kul hakkıyla çıkmamak için, fevkalâde titizlik göstermiş ve pek güzel örnek davranışlar sergilemiştir. Bunlardan birisini Ebû Zür'a -radıyallâhu anh- şöyle anlatır:
“Seyyidü'l-Mürselîn Efendimiz, Tâif seferi sırasında, Karn-ı Menâzil'den ayrılırken hayvanına binmek istediği zaman devesi Kasvâ'yı hazırladım. Kasvâ'nın yularını elimde tuttum, üzerine binince de kendisine verdim ve terkisine bindim. Resûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- yürütmek için devenin arkasına kamçı ile vuruyor, her vuruşunda kamçı bana da değiyordu. Sonra bana dönüp:
«–
Yoksa kamçı sana da mı değiyor?» diye sordu.
– Evet, anam babam sana fedâ olsun! dedim.
Ci'raneye inince bir köşede davarlar bulunuyordu. Ganîmet mallarının başındaki memûrdan onlar hakkında bir şeyler sordu. Memûr da sorulan şeyler hakkında bilgi verdi. Bundan sonra Rasûlullâh:
«– Ebû Zür'a nerede?» diye seslendi.
– İşte buradayım! dedim.
«– Şu davarları al! Akşamleyin sana değen kamçılara karşılık!» buyurdu.
Saydığımda, o davarların yüz yirmi tâne olduğunu gördüm. Benim edindiğim ve en çok faydalandığım malım bunlardı.”
(Vâkıdî, III, 939)
Bu hâdisede Rasûl-i Ekrem -sallallâhu aleyhi ve sellem-'in kul hakkı husûsunda sergilediği hakşinaslık, çağları aydınlatacak bir mâhiyet arzetmektedir. İnsanların bu hassâsiyetle birbirine davrandığı bir dünyânın, nasıl bir cennet köşesi hâline geleceği tasavvur edilmelidir.
Üsve-i Hasene - Doc. Dr. Ömer Çelik - Dr. Mustafa Öztürk