| birbiri içinde üç küllî dünya var: Birisi esmâ-i İlâhiyeye bakar, onların aynasıdır. İkinci yüzü âhirete bakar, onun tarlasıdır. Üçüncü yüzü dünya ehline bakar, gaflet ehlinin oyun yeridir.
Hem herkesin bu dünyada koca bir dünyası var.
Adeta insanlar adedince dünyalar birbiri içine girmiş.
Fakat herkesin hususî dünyasının direği, kendi hayatıdır.
Ne vakit cismi kırılsa, dünyası başına yıkılır, kıyameti kopar.
Ehl-i gaflet, kendi dünyasının böyle çabuk yıkılacak vaziyetini bilmediklerinden, umumî dünya gibi daimî zannedip perestiş eder.
Başkalarının dünyası gibi çabuk yıkılır, bozulur, benim de hususî bir dünyam var. "Bu hususî dünyam, bu kısacık ömrümle ne faydası var?" diye düşündüm.
Nur-u Kur'ân ile gördüm ki:
Hem benim, hem herkes için,
*şu dünya geçici bir ticaretgâh;
*ve hergün dolar, boşalır bir misafirhane;
*ve gelen geçenlerin alışverişi için yol üstünde kurulmuş bir pazar;
*ve Nakkaş-ı Ezelînin tazelenen, hikmetle yazar bozar bir defteri
*ve her bahar, bir yaldızlı mektubu
*ve herbir yaz bir manzum kasidesi;
*ve o Sâni-i Zülcelâlin cilve-i esmâsını tazelendiren, gösteren aynaları;
*ve âhiretin fidanlık bir bahçesi;
*ve rahmet-i İlâhiyenin bir çiçekdanlığı;
*ve âlem-i bekada gösterilecek olan levhaları yetiştirmeye mahsus geçici bir tezgâhı mahiyetinde gördüm.
Bu dünyayı bu surette yaratan Hâlık-ı Zülcelâle yüz bin şükrettim.
Ve anladım ki, dünyanın, âhirete ve esmâ-i İlâhiyeye bakan güzel içyüzlerine karşı nev-i insana muhabbet verilmişken,
o muhabbeti sû-i istimal ederek fâni, çirkin, zararlı, gafletli yüzüne karşı sarf ettiğinden, "Dünya sevgisi bütün hataların başıdır."
hadis-i şerifinin sırrına mazhar olmuşlar.
26. Lema |