ON BEŞ YERDE ERKEK VE KADIN MÜSÂVİDİR
İslam dîni on beş yerde erkek ve kadın nevi'lerin haklarını müsâvi kılmaktadır. Bu on beş yerde erkek ne gibi haklara sahibse kadın da aynısına sahibdir.
1- Küfür, zulüm, fısk ve isyanı terk etmekte kadın erkekle eşittir ve binaenaleyh bîat etmekte, oy kullanmakta kadın ve erkek eşittir. Şu kadar ki, Peygamber erkeklere hem söz hem musafaha ile, kadınlara yalnız sözle bîat etmiştir. Demek erkeğin imzası nerelerde geçerliyse, kadınında imzası oralarda geçerlidir. Nitekim bu hüküm şu ayet-i kerîmeden anlaşılmıştır:
"
Ey Peygamber! Mü'min kadınlar -Allah'a hiçbir şey eş tumamaları, hırsızlık (ve gasb)
yapmamaları, zina etmemeleri, evladlarını öldürmemeleri (çocuk düşürmemeleri),
elleriyle yapageldikleri arasında bir iftira düzüp götürmemeleri (bir çok gayrı meşru doğurup sonra kocasına nisbetle iftira etmemeleri),
herhangi bir iyilik hususunda (emredeceğine)
Sana âsi olmamaları şartıyla- bîatleşmeye geldikleri zaman, bîatlerini kabul et ve onlar için Allah'tan mağfiret isteyiver. Çünkü Allah çok yargılayıcı ve çok esigeyicidir." [El-Mümtehine 12] buyrulmuştur. Erkeklerin de fetih bîati yine bundan ibaret idi.
Mekke-i Mükerreme'nin fetih gününde bu ayet nazil olunca, Peygamber aleyhisselam erkeklere musafaha ederek, kadınlara da yanlız sözle bîat ettiler. Şu halde erkeklere haram olan ne varsa kadınlara da haramdır. Mesela bir erkeğin yabancı bir kadının veyahud kadının yabancı bir erkeğin sözünü ihtiyac kadar dinlemesi caizdir. Dînî talimde, alış varişte ikisi eşittirler. Ancak bir erkeğin kadınla tenhada bulunmaları haramdır. Binaenaleyh bir şeyh, âlim, müderris veya muallim, kız talebesinin elini tutamaz. Ancak bir doktorun dokunması bundan müstesnadır. Yani kadın bir doktor bulunmazsa yahud erkek doktor bir kadın vasıtasıyla teşhis etmekten aciz kalırsa, bu taktirde doktorun kadına dokunması, müdahele etmesi caizdir. Aksi halde böyle,. Nitekim İbnu Âbidîn bu hususta bir risale de yazmıştır.
Hazreti Ayşe diyor ki: "Peygamber "
Hadi gidin, sizin bîatinizi (sözlü olarak)
kabul ettim." buyurmuştu." Muşârun ileyhâ şöyle devam ediyor:
"Vallahi Rasûlullah kadınlardan Allah Teâlâ'nın kendisine emrettiğinden başkasını almamıştır. Vallahi Rasûlullah'ın eli (zevcelerinden ve dokunması helal olandan başka) bir kadının eline dokunmamıştır. Rasûlullah onlarla sözleştiği zaman kendilerine bîatinizi kabul ettim, derdi."
Demek bîatte musafadan başka erkek ve kadın eşittir.
2-İman ve ibadet konularında,
3-İslamın ahkamını icra etmede,
4-Allah'ın ve O'nun Rasûlü'nün emrlerini yerine getirmek, rûhî ve bedenî vazifelerde
5-Nifak ve riyâyı terk etmede,
6-Huşû ve tevazû ile namazı kılmada,
7-Kendi mallarından zekat ve sadakaları çıkarmakta ve mâli cihadda,
8,9-İffet ve namusu korumakta, seferde ve iktidarsızlık halinde orucu bozmakta,
10-Allah'ı zikir etmede, dua ve tesbihlerde,
11-Bunları tebliğ ve talim etmede erkek ve kadın müsâvîdir. Ancak talimde şartlar vardır. Nitrkim doktorluk, alış veriş ve mecburi konuşmalarda da şartlar vardır: Edeb, hayâ, vakar. Bunlar hepsi şu ayet-i kerîmeden anlaşılmaktadır:
"
Allah'ın emrlerine râm olup boyun eğen erkekler ve Allah'ın emrlerine râm olup boyun eğen kadınlar, (dinde tasdiki gerekli olan İslamın tümüne)
iman eden erkeklerle iman eden kadınlar, (özünde, sözünde ve hareketlerinde)
sadık erkeklerle sadık kadınlar, sabreden erkeklerle sabreden kadınlar, mütevazi olan erkeklerle mütevazi olan kadınlar, (gerek farz ve gerek nafile)
sadaka veren erkeklerle sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkeklerle oruç tutan kadınlar, gizli yerleri (haramdan)
koruyan erkeklerle gizli yerleri koruyan kadınlar, Allah'ı çok zikreden erkeklerle Allah'ı çok zikreden kadınlar için Allah mağfiret ve büyük mükafatı hazırlamıştır." [El-Ahzâb 35] buyrulmuştur.
Bu ayet-i kerîmede erkek ve kadın nevi'lerini eşit oldukları yerlerle müşterek vazifeleri beyan buyrulmuştur. Özellikle zikir kelimesinde, Kur'an til'aveti, ilimlr iştigal, hatta tebliğ ve talim dahildir.
Bazı ayet ve hadislerde hitab erkeklere yöneldiği için birçok dinde cahil olanlar "Allah erkekten bahseder ve kadından bahsetmez." diyorlar. Halbuki bu iddia onların cehaletindendir. Çünkü Arab edebiyatında olduğu gibi Kur'an ve hadiste de iki nev'e hitab olduğu zaman "tağlib" kaidesine binaen bir taraf zikredilir, diğer taraf kastedilir. Nitekim ayet-i kerîmenin sonunda olan "hum" yani onlar zamirinde tağlib vardır. Çünkü "hum" zamiri erkeklere mahsus olan zamirdir. Hitab erkeklere olsa da sibak ve siyak karinesiyle her iki nevi' kasdolunmaktadır. Nitekim "Namazı dosdoğru, yerli yerinde kılın." mealindeki emr-i şerif erkekleredir, amma hitab yine tağlib kaidesine binaen umumdur. Kadınlara mahsus hükümlere gelince, onların özelliklerini beyan etmek için -bir önceki ayette olduğu gibi- kendilerine ayrıca sıfatlarıyla beyan olunmuştur.
12-Miras almakta, -mikdar söz konusu olmaksızın- kadın ve erkek eşittir. Ancak bir meselede kadın bir, erkek iki pay alır. Bu da ferâiz ilminde hikmeti beyan olduğu üzere, kadın ekseriyetle babasıyla çalışmaz, oğlan kardeşi çalışır, onun için oğlan iki pay alıyor. Bir de kadının başına bir iş geldiğinde, mesela mağdur duruma düştüğü zaman, oğlan kardeşine döner. O da mirasta kız kardeşinden fazla aldığı hisseyi nazar-ı itibara alarak, kendisine malından harcar gibi minnetsiz bakar. Sanki kız kardeşi payından bir kısmını kendisine emanet etmiştir, amma mülkiyetinden çıkmıştır. Ve daha birçok hikmetleri vardır.
13-Kazançta erkek ve kadın farksız olarak, her biri kendi kazancı nisbetinde malına sahibdir. İster bu kazanılan mal ve mülk el emeğiyle ve ister mirasla ve ister hibe ile kazanılsın, farksızdır. Maateessüf hanımlarına kayınpederlerinin malından mirası almayı emredip sonra gasbedenler de vardır. Bu da zulümdür. Kadının babasından aldığı miras şahsına mahsustur.
14-Şahidlikte erkek ve kadın eşittir. Ancak burada da, kadının aklı, beyni gibi kuvvet ve hacim olarak, erkekten daha az olduğu için, miras meselesinde olduğu gibi, kadın erkeğin yarısı sayılmaktadır. Kadınınerkeğin yarısı olmasını, ilrede ilmende ispat edeceğiz.
15-Siyasi ve diplomasi konusunda, bir çok yerlerde erkek ve kadın eşittir.
Kadın fıtraten, akıl ve kuvvetçe erkekten daha zayıf olduğu için, siyasi ve diplomasi konularında tek başına hareket edemez. Nitekim hacca gitmesi tek başına caiz değildir. Şu halde fikir alış verişinde, hac meselesinde kadın bir erkeği kendisiyle beraber işleyeceği harekete ortak etmelidir. Bir önceki konuda Süleyman aleyhisselâm'ın kıssasına bakınız.
KAYNAK: DİLARA YAYINLARI
MUFASSAL MEDENİ AHLAK
Üstaz İsmail Çetin kuddise sirruh
neşr