26 Şaban 1429
28 Ağustos 2008, Perşembe
26 Şaban 1429
28 Ağustos 2008, Perşembe
Ayet
Eğer biz bu Kur'an'ı bir dağa indirseydik, muhakkak ki onu, Allah korkusundan baş eğerek, parça parça olmuş görürdün. Bu misalleri insanlara düşünsünler diye veriyoruz.
Haşr-21
hadis
İnsanoğlu sabaha çıkıp güne başladığında bütün organları diline yalvararak şöyle derler:Hakkımızda Allah’tan kork. Çünkü bizim doğru yönde ilerlememiz ancak seninle mümkündür. Sen doğru çizgide olursan,biz de doğru çizgide oluruz.Sen doğru yönden saparsan,biz de saparız.
Tirmizi

GİrİŞ Yap

Kullanıcı ismi:
Şifreniz:

Beni hatırla

...........................................
Şifrenizi mi unuttunuz
yoksa hâlâ üye değil misiniz? Hemen Üye Olun

Arama


Gelişmiş arama yap
Hak-dilaram Sözlük

Yürek Yangınları

Online Üye

Şuan Forumda: 77 (28 Kayıtlı ve 49 Misafir) bulunmaktadır.

Online   !ŞEYMA!, ...SoNsUzLuK..., Almula, barayev, bir lahza, canane, Dagistan, DeRCan, ebrar69, el-Aciz, gul555, HamS, hiranur, kebirulcady06, KoRSaN, maklube, mustafaorhan, nur talebesi, siyahsancaktar, ta-ha, tÜrkÜ, turab, Ummu Seleme efsun hayal, hafsa, monaroza,


Admin :: S.Mod :: Mod :: Yazarlar :: İmtiyazlı Üye
Tekil Mesaj gösterimi
askiebed
Üye
 
Üyelik tarihi: 18.09.2006
Mesajlar: 41




Teşekkür etti: 4
Teşekkür aldı: 11 konuda 20 kere
kucult  büyük
“Eğitimin gerçekleri”

M.Emin KAZCI
Bizde eğitim, eğitimcilere bırakılmayacak denli önemli ve hassas bir mesele olarak görülmüştür her zaman.


Eğitimden istenen ve beklenen pedagojik gerçeklerin ışığında kendine, ailesine ve toplumuna katkı sağlayacak vatandaş yetiştirmesi değil, bireye ait her türlü aidiyeti kendi biricik kutsal aidiyet referansı içinde eritmeyi öngören tanımlanmış bir devlet algısına uygun şekilde standardize edilmiş insanlar üretmesidir.
Bu devlet algısının, anayasada tanımlanmış 4 özelliği (demokratik, laik, sosyal ve hukuk) yanında zımni bir özelliği daha var:
İdeolojik.
Durum böyle olunca, eğitimin, devletlerin işleyiş ve biçimini sürekli çağa uygun şekilde dönüştüren evrensel dinamizmi bizde hiç yaşanmadı.
Hatta tam tersi yaşandı.
Eğitim, yetiştirdiği donanımlı insanlar vasıtasıyla uzun vadede devleti ve işleyişini vatandaşların mutluluk ve refahını sağlama doğrultusunda biçimleyen bir işlev göremediği gibi, tam tersine, kendisi sürekli devlet tarafından biçimlenen kullanışlı bir nesne, edilgen bir enstrüman olarak mütalaa edildi.
Böyle olduğu için de gittikçe çağın gerçekleriyle ters orantılı bir sefalete duçar olup sorunların çözümünü kolaylaştıran bir unsur olacağına, sorunun kendisi haline geldi.
Halen karpuzun ağaçta yetiştiğini sanan, her sınavda on binlercesi sıfır puan çeken gelecekten umutsuz öğrencileri… Öğrencilerinin kafalarının içi yerine kılık kıyafetine takılıp kalan eğitim yöneticileri… Ara eleman yetiştirdiği için ülke ekonomilerinin can damarı hüviyetinde olan meslek liselerini adeta yokluğa mahkum eden ve bir ülkeye ancak o ülkeye kötülük yapmak isteyen dış düşmanlarının önerebileceği düzenlemeleri… Her türlü adalet ve eşitlik duygusundan yoksun sınav yöntemleriyle Türk eğitim sistemi, topyekun bir iflasın eşiğine dayanmıştır.
Şu son Milli Eğitim Şûrası’ndan yansıyan tartışmalara bakın; kaç tanesinde iflas etmiş bir eğitim sisteminin can yakan sorunlarının giderilmesine dönük bir yürek yanması, bir içten feryat var!
Varsa yoksa ideolojik takıntılar, ideolojik refleksler, ideolojik ihtiras ve öfkeler.
İşin komik ve düşündürücü yanı, sınavlarda katsayı gibi öğrencilerin emeklerini berhava eden, hiçbir hakkaniyet ve adalet duygusuyla telifi mümkün olmayan bir uygulamanın eleştirisine bile tahammül edemeyen çevreler, bir de “Meseleye eğitimin gerçekleri açısından değil, ideolojik ve siyasi açıdan yaklaşılıyor” diye ortalığı velveleye veriyorlar.
Kendilerine, eğitimin gerçeklerine pek meraklıymış gibi bir hava veren bu çevrelere sormak lazım:
Halen yürürlükte olan ve aklı başında hiçbir ülkede örneği görülmeyen bizdeki kesintisiz eğitim uygulaması, acaba “eğitimin gerçekleri” olarak mı gündeme getirilmişti, yoksa 28 Şubat’ın olağanüstü ortamında bir MGK tavsiyesi olarak mı?
Zamanın başbakanı Mesut Yılmaz, bu çağdışı uygulamaya destek vermeleri için kendi milletvekillerini ikna etmeye çabalarken şu tarihi sözleri söylememiş miydi:
“Bakın arkadaşlar, ya bu yasayı geçiririz ya da bizi burada oturtmazlar!”
Tüm bunlar yaşanırken şimdilerde “eğitimin gerçekleri” diye yeri göğü inleten CHP, TÜSİAD, eğitimci dernekler vs neredeydiler?
Niye sesleri çıkmıyordu?
Niye “Eğitimle ilgili kararlar güvenlik kurullarında değil, eğitim şûralarında şekillenmelidir” demiyorlardı?
Hatta bilakis apar topar ve hiçbir alt yapısı olmadan geçilen bu çağdışı uygulamaya alkış tutuyorlardı.
Dedik ya; bizde eğitim hiçbir zaman evrensel anlamda ve pedagojik gerçekler ışığında ele alınan bir sorun olmamıştır.
Halen de olmamaktadır.
O halde;
Bir yandan özlü nutuklar ve eğitimle hiçbir alakası olmayan öfke dolu sloganlar atarken…
Bir diğer yandan anayasada yazdığı ve yazmadığı üzere “demokratik, laik, sosyal, ideolojik bir hukuk devleti” perspektifi içinde karpuzu havada leyleği tavada gören öğrenciler yetiştirirken…
Diğer yandan ise çağ treninin arka vagonlarında sürünmeye devam.
Sürünelim güzelleşelim.
Eğitim kafayı geliştirmek demektir, belleği doldurmak değil.
(Mark Twain)

-----------
eski 17.11.2006, 10:01 askiebed isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #12
 


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 22:42 .


Page generated in 0,47269 seconds with 13 queries