Bir Nur talebesi bizzat Üstadı tarafından beyan edilen ve “Hatt-ı Kur’an’ın tebdiline karşı, Kur’an şakirdlerinin bütün kuvvetleriyle hatt-ı Kur’aniyi muhafazaya çalışması” (Mektubat, s.278) gerektiğine işaret eden bu emsal ifadeleri, nazar-ı dikkat ve imtisalinden uzak tutabilir mi? Hazreti Üstad’ın hayatta olduğu sürece hiç aksamadan aynen devam etmiş olan yazı hizmetini ve hatt-ı Kur’an’ı muhafaza hedefini, onun vefatından sonra bir ayrıntı ve hususi bir kemal gibi görmek, münferid, indî beyanlarla bu hizmeti bir kısım Nur talebelerine mahsus, güzel bir gayretkeşlik olarak göstermeye çalışmak, doğru bir değerlendirme olabilir mi? Halbuki Üstad, Risale-i Nurların ehl-i hakikate baki bir rehber ve layemut bir mürşid olduğunu beyan ederken, talebelerine asıl müracaat kaynağı olarak Risale-i Nur’ları göstermekte, “Benimle hakikat meşrebinde sohbet etmek ve görüşmek isteyen adam, hangi risaleyi açsa; benimle değil hadim-i Kur’an olan üstadıyla görüşür ve hakaik- imaniyeden zevkle bir ders alabilir.” (Kastamonu Lahikası, s.36) buyurmaktadır. Öyleyse sıhhati münakaşalı nakillerde mutlak referans, Üstad’ın bizatihi kendi ifadeleri olmalı, prensib itibariyle Risale-i Nur’larla tenakuza düşmeyen ifadeler makbulümüz olmalıdır. Kimsenin rivayeti, asrın imamının kendi sözünden daha muteber değildir. Risale-i Nur gibi asrın hizmet programını muhtevi layemut bir eserde bahsi geçen herhangi bir mevzu, gerekçesi ne olursa olsun asılsız bir maslahata binaen söylenmiş kabul edilirse, bu kabulün Hazreti Ali Efendimize nisbet edilen takıyye isnadından hiçbir farkı yoktur. Böyle kahraman-ı İslam ve ehl-i imanın rehberi olan bir zatı, aslında kabul etmediği beyanlarla muttasıf görmek, ona muhabbet değildir. O çeşit muhabbetten Hazreti Üstad da teberri eder. Halbuki Bediüzzaman Hazretleri Huruf-u Kur’aniye’yi muhafaza hizmetini o kadar önemsiyordu ki, yazdığı mektubunda bile talebelerine, “Risale-i Nur’dan yazdığınız ve yazmakta olduğunuz harflerin sayısınca, Allah’ın selamı ve rahmeti ve bereketi üzerinize olsun!” (Kastamonu Lahikası, s.98) diye selam veriyor, bu vesile ile dahi onları yazmaya teşvik ediyordu. İşarat-ı Kur’aniye bahsinde otuz üç ayetten biri olarak “Femsehu bi vücühiküm ve eydiyeküm cümlesinin iması ve remzi ile “O menba’dan gelen nura (Risale-i Nur’a) yüzümüz ile müteveccih olup mütalaa ve istifade ediniz. Ve ellerinizde kalemlerle neşredip halkları sukut-u ahlaktan suûda ve terakkiye çıkmalarına çalışınız” (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s.92) İfadeleri yazı hizmetinin hakikatte ne olduğuna, nasıl anlaşılması lazım geldiğine gaybi bir tasdik sikkesidir.”
__________________ -DİPSOMAN- |