Bismillah...
“Ne dinden olursa olsun bir nevi şehit hükmündedir. Mükafatı büyüktür, belki onu cehennemden kurtarır. Elbette şimdi fetret gibi karanlıkta kalan ve Hz. İsa’ya mensup Hristiyanların mazlumlarının çektikleri felaketler, onlar hakkında bir nevi şehadet denebilir.” (Kastamonu Lahikası,s.75) "
.....................
Alıntıladığınız bu ikinci ifade çarpıtmadır. Yazının orjinali aşağıdadır.
..........................
Şiddet-i şefkat ve rikkatten, bu kışın şiddetli soğuğuyla beraber manevi ve şiddetli bir soğuk ve musibet-i beşeriyeden biçarelere gelen felâketler, helâketler, sefaletler, açlıklar şiddetle rikkatime dokundu.
Birden ihtar edildi ki:
Böyle musibetlerde kâfir de olsa hakkında bir nevi merhamet ve mükâfât vardır ki, o musibet ona nispeten çok ucuz düşer. Böyle musibet-i semaviye masumlar hakkında bir nevi şehadet hükmüne geçiyor.
Üç dört aydır ki, dünyanın vaziyetinden ve harbinden hiçbir haberim yokken, Avrupa’da, Rusya’daki çoluk çocuğa acıyarak tahattur ettim. O manevi ihtarın beyan ettiği taksimat bu elîm şefkate bir merhem oldu.
Şöyle ki:
O musibet-i semaviyeden ve beşerin zalim kısmının cinayetinin neticesi olarak gelen felâketten vefat eden ve perişan olanlar, eğer on beş yaşına kadar olanlar ise, ne dinde olursa olsun şehit hükmündedir. Müslümanlar gibi büyük mükâfât-ı maneviyeleri, o musibeti hiçe indirir.
.......................
Koyulaştırılan yerde belirtildiği gibi "bluğ çağına erme" yani tabir-i diğerle "mükellef olabilme çağına gelme" şartı söz konusudur. Bluğ çağına gelmeden ölen kişi dini ne olursa olsun mükellef olmadığından masumdur,cennetliktir. Hasatlıktan,doğal afetlerden vs ölen ise şehittir.
.....................
On beşinden yukarı olanlar, eğer masum ve mazlum ise, mükâfâtı büyüktür, belki onu Cehennemden kurtarır. Çünkü ahirzamanda madem fetret derecesinde din ve din-i Muhammedîye (a.s.m.) bir lâkaytlık perdesi gelmiş. Ve madem ahirzamanda Hazret-i İsâ’nın (a.s.) din-i hakikîsi hükmedecek, İslamiyetle omuz omuza gelecek. Elbette şimdi, fetret gibi karanlıkta kalan ve Hazret-i İsa’ya (a.s.) mensup Hıristiyanların mazlumları, çektikleri felâketler onlar hakkında bir nevi şehadet denilebilir. Hususan ihtiyarlar ve musibetzedeler, fakir ve zayıflar, müstebit büyük zalimlerin cebir ve şiddetleri altında musibet çekiyorlar. Elbette o musibet onlar hakkında medeniyetin sefahetinden ve küfranından ve felsefenin dalâletinden ve küfründen gelen günahlara keffaret olmakla beraber, yüz derece onlara kârdır diye hakikatten haber aldım, Cenab-ı Erhamürrâhîmine hadsiz şükrettim. Ve o elîm elem ve şefkatten teselli buldum.
..................
Mükellef olanlar için ise yaşadığı çağı fetret devrine benzetip insanların belki ehl-i necat olabileceğini,ehl-i necat olmaz ise mükafatının büyük olacağını ifade etmektedir.Ki mükafat mevzusu yukarıda ifade edilen "rahmet" babındandır. "Fetret devri" Hz.İsa'dan Hz.Peygamber sallahu aleyhi veselleme kadar peygamber gönderilmeyen 4-5 asırlık devredir. Bu devrede yaşayan ve tevhid inancında olan insanlara fıkhen ehl-i necat olarak bakılır. Ki Efendimizin anne ve babaları bunlardandır.
Üstad hzleri itikad olarak Eş'aridir. Burada beyan edilen Eş'ariyye ile Maturidiyye arasındaki temel farklardan biridir. Maturidiler "insan aklı ile Allah'ı bulabilir" diyerek kişiye ilahi davet ulaşmasa da ehl-i necat olamayacağını ifade etmekteler.Eş'ariler ise İsra suresinin 15.ayetini "Biz peygamber göndermedikçe azap edici değiliz" baz alarak "eğer kişiye ilahi davet ulaşmamış ise ehl-i necat olacağını ifade etmekteler. İtikaden Eş'ari olan İmam Gazali,Alusi,İbrahim Lekkani gibi alimlerde bunu ifade etmişlerdir.
vesselam
__________________ Gel PC PC...
Konu Ninja Kedi tarafından (08.05.2008 Saat 11:16 ) değiştirilmiştir..
|