| Kul haklarına tecavüzün bir diğer çeşidi de, âmmenin ortak hakkı olan devlet mallarını haksız bir şekilde gasbetmek ve uygunsuz olarak kullanmaktır. Özellikle kamuyu ilgilendiren yerlerde çalışan kişilerin, bu bakımdan çok duyarlı olmaları gerekmektedir. Allâh Rasûlü -sallallâhu aleyhi ve sellem-, bu konuda da ümmetine son derece ciddi uyarılarda bulunmuştur. Bu uyarılardan birini ihtivâ eden hâdise şöyledir:
Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- Ezd kabilesine mensup İbn-i Lütbiye denilen bir adamı zekât toplamak üzere görevlendirmişti. Bu zât, vazifesini yapıp Rasûlullâh'ın huzûruna gelince:
– Şu mallar sizin, bunlar da bana hediye edilenler, dedi. Bunun üzerine Efendimiz minbere çıktı ve Allâh'a hamd ü senâdan sonra şöyle buyurdu:
“Allâh Teâlâ'nın benim idâreme verdiği işlerden birine, sizlerden birini tayin ediyorum, sonra da o kişi dönüp geliyor ve bana; «Şunlar size ait olanlar; bunlar da bana hediye edilenler.» diyor. Eğer o kişi sözünde doğru ise, babasının veya anasının evinde otursaydı da kendisine hediyesi gelseydi ya! Allâh'a yemin ederim ki, sizden biriniz haksız olarak bir şey alırsa, kıyamet gününde o aldığı şeyi yüklenmiş vaziyette Allâh'ın huzûruna çıkar. Bu, böğüren bir deve veya bağıran bir inek yahut da meleyen bir koyun olabilir.”
Sonra Rasûlullâh, ellerini iyice yukarıya kaldırıp:
“Allâhım! Tebliğ ettim mi?” buyurdu. (Müslim, İmâre, 26; Buhârî, Zekât, 3)
Burada devlet hizmetinde bulunanların zekât-hediye ayrımını doğru yapmaları gerektiği, devlet görevlilerinin hediye olarak aldıkları şeyin aslında kendi hakları olmadığı vurgulanmaktadır. Dolayısıyla bu görevler yapılırken, son derece dikkatli ve dürüst olmak gereklidir. Bunlar, âmmeye ait mallar olduğu için, en küçük bir haksızlık bile büyük günâhtır. |