| Tarih sayfalarında yerini almış olan şu hâdise, ecdâdımızın bu nebevî îkâzlar istikâmetinde yaşamayı nasıl düstûr hâline getirdiklerini göstermesi açısından, oldukça ibretlidir. Sultan Vahîdeddin İstanbul'dan çıkmadan evvel, Hazîne-i Hümâyûndan makbuz mukâbilinde Kıyâmetnâme adlı kitabı yanına getirtmişti. Vatanını terk etmek mecbûriyetinde bırakıldığı zaman, o dönemde minyatürleri iki milyon değerinde olan bu eseri, makbuzunu getirterek tekrar Hazineye iâde etti. Yakınları kendisine:
– Padişahım! Hazine-i Hümâyûnunuzdaki bütün eşya ecdâdınıza ve hânedânınıza, hükümdarlar tarafından hediye edilen şeylerdir. Bunlar sizin öz malınızdır! Bâhusûs iâde buyurmak istediğiniz kitabın iki, belki üç milyon altına alıcısı hazırdır. Hiç olmazsa bunu bir ihtiyat olarak nezd-i şâhânenizde alıkoymak doğru değil midir? dediklerinde Sultan Vahîdeddin, Rasûl-i Ekrem Efendimiz'in hâdîs-i şerîfi istikâmetinde şu cevâbı vermiştir: – Haklısınız, bunlar hesâbını kimseye vermekle mükellef olmadığımız şahsî malımızdır. Fakat ecdâdım bu milletin hükümdarları olmasaydılar, onlara kim bu hediyeleri verirdi? Binâenaleyh bu kıymet biçilmez eşyâ ve evânîde (kaplarda), benim kadar milletimin de hakkı vardır. Ben bu ihân eti kabul edemem!1
Bu târihî hakîkat, bütün bir insanlık âlemi için üsve-i hasene olan Rasûl-i Ekrem Efendimiz'in sünnet-i seniyyesinin asırlar boyunca canlı bir şekilde yaşanarak muhâfaza edildiğinin ve her şeyden aziz tutulduğunun en bâriz bir tezâhürüdür. 1. Kadir Mısıroğlu, Lozan Zafer mi Hezîmet mi?, III, 150. ( Refii Cevad Ulunay, Bu Gözler Neler Gördü? ... Tercüman Gazetesi, 18 Kasım 1969 tarihli nüsha'dan naklen) |