8 Şevval 1429
08 Ekim 2008, Çarşamba
8 Şevval 1429
08 Ekim 2008, Çarşamba
Ayet
Muhakkak O (kur’ân), arşın sâhibi (Allah katında) yüksek mevkiye sâhip, çok şerefli, güçlü bir elçinin (Cebrâil’in, Allah’tan) getirdiği sözdür.
(Tekvir 19-20 )
hadis
Resullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: "Kim, rızkının Allah tarafından genişletilmesini, ecelinin uzatılmasını isterse sıla-i rahim yapsın.
(Buhari, Edeb 12)

GİrİŞ Yap

Kullanıcı ismi:
Şifreniz:

Beni hatırla

...........................................
Şifrenizi mi unuttunuz
yoksa hâlâ üye değil misiniz? Hemen Üye Olun

Arama


Gelişmiş arama yap

Online Üye

Şuan Forumda: 43 (7 Kayıtlı ve 36 Misafir) bulunmaktadır.

Online   ayseben, DeRCan, Gülzar-ı İrfan, kardes, lehülhamd, sofizade, yahya
Tekil Mesaj gösterimi
Hak-dilaram
Hademe
 
Hak-dilaram - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 27.08.2006
Mesajlar: 5.604




Teşekkür etti: 11.037
Teşekkür aldı: 4.919 konuda 24.997 kere
kucult  büyük
KURBAN RiSALESi

KURBAN RİSALESİ

İlyas KAPLAN

ÖNSÖZ

Müslüman’ın imtihan için geldiği şu dünyada geçire-ceği ha¬yatın gerektirdiği faaliyetleri (dünyaya ait işleri) de bir mânâ¬da ibadettir; burada ibadetin mânâsı, kulun her bir davranı¬şını Allah’a itaat şuuru içinde, O’nun buna izin verdiğini, razı olduğunu düşünerek, bilerek icra etmesi-dir. Müslüman’ın bundan başka yine dünya hayatında yerine getirdiği özel mâ¬nâda ibadet fiilleri vardır; bun-larda amaç, dünya menfaati değildir, bu özel ibadetler dünya hayatının gerektirdiği fiiller ve davranışlar da değildir; gaye, bunları Allah’ın istediği Peygam-ber’in gösterdiği gibi yaparak Allah’ı hoşnut kılmak O’nun rızasına nail olmak, nefsi arındırmak ve e-ğitmek Hakk’a yakınlık devletini elde etmektir. Na-maz, oruç, hac zekat, zikir, Kur’an okuma, sadaka nasıl özel ibadetler ise kurban da böyle bir özel ibadet-tir.

Dar dünya planında, fizik ve biyolojinin tıkız ka-lıplan içinde boğazlanan, kanı fışkırarak akan bir hay-vanın, daha doğrusu bu işlemin insanı Allah rızasına götüren bir ibadet olması keyfiyetini kavramak imkansız gibidir. Bilinen ve söy¬lenen, bu işlemin, en değerli varlık olan hayatı ve canı Allah’a sunmayı temsil etmesi, nasıl olsa bir gün kesilip yenilecek bir hayvanın, Allah rızası için tasadduk etmek üzere boğazlan¬ması, birçok insanın mahrum bulunduğu önemli bir gıdayı karşılıksız olarak muhtaçlara dağıtma fırsatının verilme¬sidir.

Peygamber Efendimiz kurban kesmiş, ümmetine de bunu tavsiye etmiştir; bu sebeple kurban, bazı müctehidlere göre vacib (gerekli, olmazsa olmaz), bazıla-rına göre sünnet bir iba¬det olmuştur. Hali vakti yerinde olanlar, daha ilmî bir deyiş¬le zekat vermekle yükümlü olacak kadar zengin olanlar, bay¬ram namazından sonra, kurban bayramı günlerinde bu iba¬deti yerine getirirler. Yine Sevgili Peygamberimiz’in tavsiye ve örnek uygu-lamalarına göre birazını yer, birazını ayırır, ge¬ri kalanını da Allah rızası için muhtaçlara dağıtırlar (tasad¬duk eder-ler). Kurbanın derisi de eti gibi olduğundan ya kul¬lanılmak üzere kesen tarafından alıkonur yahut da tasadduk edilir.
“Benim namazım, ibadetim (kurbanım), hayatım ve ölümüm hep âlemlerin rabbi olan Allah içindir. O’nun ortağı yoktur. Bana böyle emrolundu ve ben Allah’a teslim olanların ilkiyim” .

KURBAN

Kurban, sözlükte “yaklaşmak, Allah’a yakınlık sağlamaya vesile olan şey” an¬lamına gelir.

İslâm dininde ise, “ibadet maksadıyla belirli bir vakitte belirli şartları taşıyan hayvanı usulünce bo-ğazlamak, ya da bu şekil¬de boğazlanan hayvan” de-mektir. Arapça’da bu şekilde kesilen hayvana “udhiyye” denilir.
İnsanlık tarihi boyunca hemen bütün dinlerde “kurban” uygulaması mev¬cut olmakla birlikte şekil ve amaç yönüyle aralarında farklılıklar bulunur.
Hac Suresinin 34.âyetinde de ilâhî dinlerin hep-sinde kurban vardır. Ancak Yahudilik ve Hıristiyan-lık’ta “kurban” telakkisi bir hayli değişikliğe uğramış, Hıristiyanlık’ta İsa’nın çarmıha gerildiği ve bunun in-sanoğlunun aslî günahına karşı Baba’nın oğlu Hz. İ-sâ’yı feda etmesi olduğu inanışıyla “kurban” telakkisi özel bir anlam kazanmıştır.
Kurban gerek fert gerekse toplum açısından çe-şitli yararlar taşıyan malî bir ibadettir. Kişi kurban kesmekle Allah’ın emrine boyun eğmiş ve kulluk bilin-cini koruduğunu canlı bir biçimde ortaya koymuş olur.
Müminler her “kurban” kesiminde Hz. İbrahim ile oğlu İsmail’in Cenâb-ı Hakk’ın buyruğuna mutlak itaat konusunda verdikleri başarılı sınavın hâtırasını tazelemiş ve kendilerinin de benzeri bir itaate hazır olduğunu simgesel davranışla gös¬termiş olmaktadır.

KURBANIN HİKMETLERİ

Hemen bütün semavî dinlerde kurban kesmek, insa-nı Allah’a yak¬laştıran ve ulaştıran bir ibâdet sayılmıştır. Zaten kurban “kurbet” yani “Allah’a yakınlık” manasına gelmektedir. Hz. Adem’in iki oğlunun kurban kesmeleri-nin Kur’an’da söz konusu edilmesi bu işin ne kadar eski¬lere gittiğini gösterir. İslâm’daki kurban kesme ibadetinin Hz. İbrahim ve Hz. İsmail’le yakın ilgisi vardır. Hz. İbrahim rüyasında Hz. İsmail’i kurban ederken görmüş, bu rüyaya uyarak oğlunu kurban edeceği sırada Allah’tan büyük bir kurban gelmesi üzerine Hz. İsmail’in hayatı bağışlanmış¬tı . Çok eski zamandan beri sürüp gelen kurban kesme, hatta insan¬ları kurban etme inancı Hz. Peygamberin zamanına kadar devam emiş, Abdulmuttalip, oğlu Hz. Peygamberin pederi Abdulah’ı kurban etmeye teşebbüs etmişti. Bundan dolayı Resulullah “Ben iki kurbanlığın çocuğu-yum” , buyurmuştur.
Tâ Hz. Adem zamanından günümüze kadar devam eden kurban kes¬me ibadetinden bahseden fakîhler, “Bundan maksat kan akıtmaktır”, (İrâke-i dem) demişlerdir. Maksadı açık olarak ifade etmeyen “kan dökme” tabiri esas itibariyle doğru olsa bile önemli olan kan akıtmadaki illetin ve hikmetin ne olduğu hususudur. Kurban kesme-nin sünnetteki şekline baktığımızda, bir yönüyle “taabbudî” olan kurban kesmede bir ta¬kım içtimaî sırlar ve faydalar bulunduğu ayan beyân ortaya çıkmaktadır. Bu sebeple, kurban kesmenin manası ve maksadı aklen kav-ranmaz de¬mek doğru değildir. Zira kurban taabbudî ol-maktan çok talilî bir ibâdet¬tir. Kurban kesmekle sadece nisap miktarı mala sahip olan zenginlerin ve orta tabaka-nın mükellef oluşu, kesilen kurbanların hastalıklı, sakat, kör, topal ve arık olmamasının istenmesi ve etiyle ilgili işlem-ler, göstermektedir ki kurban kesme emriyle birtakım ma-nevi ve sosyal maksatlara ulaş¬mak hedef alınmıştır. Şayet esas maksat kan akıtmak olsaydı kör, topal, sakat ve arık hayvanlarla da bu maksadın hasıl olması icap ederdi. Diğer taraftan maksat fakir fukaraya et yedirmek olsaydı semiz ama sakat hayvanların kurban edilmelerinin caiz olması gerekirdi. Biri ruhî ve dini, diğeri sosyal iki hedefi bulunan kurban kesme ibadetinde sadece bir mak¬sadın ger-çekleştirilmesi kâfi değildir.
Bir kere kurban kesmekle dinin emrine uyulmakta, çok eskilere da¬yanan dini bir ananenin icabı yerine geti-rilmekte, faydalı bir âdet yaşatılmakta ve Allah yolunda kusursuz, önemli ve değerli bir mal feda edilmek¬tedir. Böylece insanlar Allah’ın emrine uyma ve cömert olma alışkanlığı kazanmaktadır. Kurban, can da dahil olmak üzere inanmış bir kimsenin bütün varlığını Allah yolunda feda etmeye hazır olduğunun bir remzidir. Malını kurban eden bir insan gerektiğinde canını cihadda ve Allah yo¬lunda kurban edecektir. Diğer taraftan kurban, insanın nefsânî arzuları¬nı ve süflî duygularını boğazladığının da bir işaretidir. Kurban kesen bir kimse artık yüksek duygu-lara ve ulvî düşüncelere sahip olacak, aşağı adî ve bayağı duygu ve düşüncelere tenezzül etmeyecektir. İnsan ola¬rak düşmeyecek, yücelecek; gerilemeyecek ilerleyecektir. Herkesin kendi kurbanını bizzat kesmesi ruh metanetini muhafaza etmek içindir.
Kurban kesmek içtimaî ve iktisadî bakımdan da ö-nemlidir. Hadise göre kurban kesenler, eti üçe ayırarak bir bölümünü yer, bir bölümünü yedirir, bir bölümünü saklarlar. Bir insan kurban kestiği gün fakir fu¬karayı, eşi dostu davet ederek et yer ve yedirir. Geri kalan kısmın bir bö¬lümünü yoksullara verir, bir bölümünü de saklar. Kur’an’da kurban etini “Yeyiniz ve yediriniz” buyurulmuştur. Allah rızası için kesilen kurbandan muhtaç ve fakirler varken, onlara pay ayrılmaksızın etin kıyma ve kavur¬ma yapılıp çömleğe konulması veya et olarak muhafaza edilmesi uygun değildir. Hz. Peygamber zamanında bir ara böyle yapıldığı için Resulullah Efendimiz “Kurban etini üç günden fazla saklamak caiz değildir” diyerek kurban etinin en fazla üç gün saklanabileceğini belirtmiş, etlerin daha fazla zaman saklanma¬sını yasaklayarak fakir fukaraya intikalini temin etmiş, ama daha sonra kurban etinin nasıl tüketile-ceğini ashabına iyice kavratınca, bu yasağı kaldırmıştır. Bundan da anlaşılır ki, kurban kesmenin maksatlarından biri de yoksulların evlerine etin girmesini ve tencerelerinde et yemeğinin piş¬mesini temin etmektir. Kurbanı “et-lik”ten ayıran husus da budur. Ra¬mazan Bayramında fıtır sadakası, Kurban Bayramında etle günlük rızık temin etme kaygısından kurtarılan fukaranın, bir neşe ve sevinme günü olan bayramlara gerçekten ve gönül-den katılmaları sağlanır. Allah rızası ve fukaraya et ikra-mı şartları yerine getirilirse, bundan sonra kurban etin¬den çoluk çocuğun yediği kısım için de insan sevap alır. Bu gibi sebep¬ler ve mesnetler dikkate alınacak olursa, hacda olduğu gibi kesilen kur¬banların toprağa gömülmesi, -bilhassa milyonlarca müslümanın yeterince beslenemediği ve uzun süre hiç et yüzü görmediği bir zamanda- kurban ibadetinin maksadı ile bağdaşmamaktadır. Kurban kes-mek vacip veya sünnettir. Halbuki kurban etini zayi ve israf etmek haramdır. Onun için hacda kesilen kurbanların ziyanını ve israfını önleyen tedbirlerin alın¬ması şarttır.
Kurban Bayramı sebebiyle milyonlarca hayvanın bo-ğazlandığını ve geniş çapta mal varlığına kıyıldığını ileri sürüp kurban kesmenin iktisadi bakımdan sakıncalı oldu-ğundan söz edenler bulunmaktadır. Ancak ke¬silen kurban-ların tırnaklarına varıncaya kadar hiç bir şeylerini zayi etme¬mek pekâlâ mümkündür. Ekseriya böyle de olmakta-dır. Ayrıca kurban¬ların kesildiği ayda kasapların kestikleri hayvanların sayılarında bir azal¬ma olmaktadır. Zenginler her zaman et yediklerinden, kurban kesimi su¬retiyle et tüketiminde meydana gelen artış, daha ziyade ya hiç et yüzü görmeyen fukara ve yeterince et yiyemeyen orta tabaka lehinde olmak¬tadır. Zaten meselenin sosyal adalet cephesi de budur. Bu iddia genel¬likle her zaman et yeme imkanına sahip olan kimseler tarafından ileri sü¬rülmektedir. Şayet bunlar da senede/yılda ancak Kurban Bayramların-da do¬ya doya et yiyebilen dar gelirli tabakadan olsalardı veya onların dert ve ızdıraplarına yabancı olmamış bulun-salardı böyle bir iddiaları olmazdı.
Ayrıca kurban kesme ananesinin besiciliği teşvik et-tiği, işsizlere iş sahası açtığı, pazarlara hareket getirdiği, zenginlere kurban satan fakir¬lerin ve orta hallilerin du-rumlarının iyileştiği de bir gerçektir.
Kurbanın manevî, ruhî, ahlâkî, içtimaî ve hatta ikti-sadî faydaları se¬bebiyle Kurban Bayramı günleri dışında nezir kurbanlarının kesilmesi de meşru görülmüştür. Bir kimse sırf Allah rızası için veya bir işin görülme¬si maksa-dıyla kurban kesmeyi adarsa sevap kazanır. Ancak bu maksat¬la kesilen kurbanın etinden kendisi, usul (anne, baba, dede…) ve furûu (oğlu, kızı, torunu…) faydala-namaz.
Tekbir getirilerek kurban kesenlerle hacılar arasın-da bir benzerlik vardır. Mekke’ye gidemeyenler, bu su-retle hacıların ulvî hissiyatına işti¬rak etmiş olurlar, aynı hayatın bir örneğini yaşarlar.
Kur’an : “Allah’a ulaşan kurbanların etleri ve kanları değil, O’na olan saygınızdır.” diyor. Önemli olan sadece kan akıt-mak veya et yemek veya dini bir geleneği yerine getirmek değil, Allah rızası için maksadı ve hikmeti ta¬hakkuk etti-recek şekilde kurban kesmektir .
__________________
İslam Su İnsan Balık; Suya Gir, Kurtul!

Buraya Baktınız mı? Tıklayın
eski 25.11.2006, 10:58 Hak-dilaram isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #1
Hak-dilaram isimli üye'ye teşekkür eden 3 üye:
 


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 08:55 .