| Hademe (Konuyu Başlatan)
Üyelik tarihi: 27.08.2006
Mesajlar: 5.702
Teşekkür etti: 11.138
Teşekkür aldı: 5.023 konuda 25.651 kere
|
MEHMET EMİN ER HOCA'DAN FETVALAR
ZEBÂİH (HAYVAN BOĞAZLAMA) BÖLÜMÜ
Soru-1: Zaruri ve isteğe bağlı boğazlama türleri hangileridir?
Cevap: Zaruri boğazlama, bedenin herhangi bir yerinden kan akıtmak ve yaralamaktır[1]. İsteğe bağlı boğazlama ise hayvanın gerdanı ile çenesi arasından kesmektir. Hayvanın damarları; nefes borusu (hulkûm), yemek borusu (mer’i) ve kan damarları (vedecân: boynun iki tarafında bulunan damarlar) dır. Bu dört damardan üçünün bile kesilmesi halinde hayvanın eti helal olur; zira çoğunluğun hükmü, küllün (tamamının) hükmüyle aynıdır.”[2]
Soru-2: Kesildiğinde kıpırdayan hasta v.b. bir hayvanın eti yenir mi?
Cevap: Kesildiğinde hareket eden veya kanı akan ya da kesim anında henüz ölmediği bilinen yahut ağzını veya gözlerini yuman yahut ayaklarını toplayan ya da kılları kalkan hayvanın etini yemek caizdir. Dürrü’l-muhtar’da şöyle denir: “ Kesildiğine hareket eden yahut kanı çıkan hasta bir davarın eti helaldir. Aksi halde kesim anında henüz yaşadığı bilinmiyorsa, helal değildir. Eğer yaşamakta olduğu biliniyorsa, -hareket etmese de kanı çıkmasa da- mutlak manada helaldir. Boğulma tehlikesi geçiren, yüksek bir yerden düşmüş, süsülmüş ve kurt tarafından karnı deşilmiş hayvanların da, eğer hayat emareleri varsa, boğazlanması helaldir. Fetva “Ancak boğazladıklarınız (kestikleriniz) müstesna”[3] ayeti gereğince buna göre verilmiştir. Av bahsinde de, kesim anında hayatta olduğu bilinmeyen, hareket etmediği gibi kanı da çıkmayan bir davarın ağzını açması halinde etinin yenmeyeceği, kapatması durumunda ise yenilebileceği; aynı şekilde gözlerini açarsa yenmeyeceği, kapatırsa yenilebileceği, ayaklarını salıverirse yenmeyeceği, toplayıp büzerse yenebileceği ve kılları yatarsa yenmeyeceği, diklenirse yeneceği ifade edilmiştir. Çünkü hayvan, ölüm anında gevşer ve ağız, göz açmak, ayakları salıvermek ve kıllarının yatması, gevşemenin belirtileri olarak ölüm alametleri sayılır. Bu sayılanların tam zıddı, canlı varlığa mahsus hareketlerdir; bu sebepler hayatta olduğuna delalet eder. Tüm bunlar, hayvanın yaşadığından emin olunmadığı haller için geçerlidir. Ancak kesim esnasında hayvanın yaşadığı kesin olarak biliniyorsa, o zaman her hal ü karda etini yemek helaldir.[4]
Soru-3: Hayvanı ensesinden boğazlamanın hükmü nedir?
Cevap: Hayvanı ensesinden boğazlamak, acıyı daha fazla artıracağı için mekruhtur. Fakat, damarları kesilinceye dek canlı kalması halinde etini yemek caizdir. Zira boğazlanarak öldürülmüştür. Ama eğer damarları kesmeden evvel ölürse, henüz boğazlamadan öldüğü için eti yenilmez.[5] Kerhî, Muhtasar’ında şöyle demektedir: “ Ebu Hanife der ki: Bir devenin boynu besmele çekilerek, kılıçla vurulacak olsa bakılır: Eğer boğaz tarafından vurulmuşsa, hatalı hareket edilmiş olsa da, eti yenir. Yok eğer ense tarafından vurulmuşsa, yine hatalı sayılsa da, eğer ölmeden önce nefes borusu ve kan damarları (evdac) kesilmişse, eti yenebilir. Aynı hüküm davar ve diğer kesilebilecek tüm hayvanlar için de geçerlidir.[6]
Soru-4: Hayvanlarda, yenilmesi tahrimen mekruh sayılan kısımlar hangileridir?
Cevap: Hayvanda yenilmesi mekruh yedi parça şunlardır: Dişilerin hayası (dişilik uzvu), (erkeklerin) taşak yumurtası, gudde (salgı üreten bezeler), mesane, öd kesese ve akıtılmış kan. Nitekim Evzai’nin, Vâsıl b. Ebî Cemîl’den, onun da Mücahid’den rivayetine göre Peygamber Efendimiz (s.a.v.) davarların, erkeklik uzvu, taşakları, dişilik organı, gudde, öd kesesi, mesane ve kanı mekruh saymaktadır. Ebu Hanife şöyle demektedir: Kan dışındaki altı uzuv bana göre mekruhtur. Kan ise haramdır. Zira Cenab-ı Hak: ‘Size ölü ve kan haram kılındı’ buyurmaktadır. Ayet, ‘kan’ı kapsadığı için, o da haram sayılmaktadır. Bunun dışında kalanlar, insanların tiksindiği ve hoş karşılamadığı şeyler oldukları için mekruhtur. ‘Pis olan şeyleri de size haram kılar’[7] ayeti de bu kerahetin sebebidir (Zeylaî). Bedayi’de, Zebaih Bölümünün sonunda şöyle denilmektedir: “ Mücahid’den gelen rivayetin manası, sayılanların yenilmesinin tahrimen mekruh oluşudur. Çünkü altı uzuvla kan, mekruh olma bakımından aynı hükme tabidir. Ancak akıtılmış kan haramdır. Ebu Hanife’den rivayet edilen kan dışındaki altı uzuv bana göre mekruhtur. Kan ise haramdır, sözünde, mutlak manada kanın haram, diğerlerinin ise mekruh olduğu ifade edilmiştir. Zira mutlak haram, kesin bir delille haram olduğu sabit olan şeydir. Nitekim “yahut akıtılmış kan’ ayetinde de bu meseleye açıklık getirilmektedir. Ayrıca bu hususta icma da tahakkuk etmiştir. Fakat kanın dışındaki altı uzvun haramlığı kesin bir deliller değil, içtihadla veya tevili mümkün olan ayet veya hadisin zahiri anlamıyla sübut bulmaktadır. Bu sebeple ayrım yapılmış ve kana haram sayılırken, diğerlerinin mekruh olduğu belirtilmiştir.[8]
Soru-5: Fakihler, ehl-i kitab’ın elektrik şoku ve benzeri yollarla yaptıkları kesimin helal olabilmesi için, tıpkı bizde olduğu gibi, boğaz kısmında olması şartı koşmuşlar mıdır?
Cevap: Fakihlerin çoğu, bunu şart koşmuşlardır. Malikilerden biri grup alimin verdiği fetvaya göre böyle bir şart yoktur; -Allah’ın, onları tekzib ettiği hususlar haricinde- onların kendi dinlerine göre helal olan her şey, bize göre de helal sayılır.[9]
UDHİYYE (KURBAN) BÖLÜMÜ
Soru-6: Udhiyye ne demektir? Kimlere vaciptir?
Cevap: Udhiyye (kurban): Sözlükte, adha günlerinde (kurban bayramı) boğazlanan şeyin ismidir. Şer’î ıstılah’ta ise; Allah Teala’ya ibadet niyetiyle belli bir vakitte, belirli bir hayvanı kesmek demektir. Kurban kesmek, hür, zengin ve seferi halde bulunmayan (mukîm) her müslümana vaciptir. Zahiru’r-rivaye’de geçtiği üzere, zenginlik, kişinin küçük çocukları yoluyla değil de bizzat kendisine ait bir zenginlik olması gerekir. Zira bu başlı başına bir ibadettir; başkası sebebiyle bir başka kimseye vacip olmaz (Dâmâd). Kurbanlık hayvanlar ise, koyun ve keçi veya yedi kişiyle ortaklaşa kesilen sığır yahut devedir. Kurban kesme şartlarını haiz olup Allah'a yakınlaşma niyeti taşıyorsa, yedi kişiyle ortak olunsa bile, sevabında herhangi bir eksilme olmaz. Eğer yedi kişiden biri, kafir olursa veya kurbana et niyetiyle iştirak ederse yahut kendisine düşen pay diğerlerine düşenden daha az ise, hiç birinin kurbanı sahih olmaz. Kurban kesmenin ilk vakti, bayramın birinci günü fecr-i sadık’ın doğması ile girer. Şehir halkı için imam’ın bayram namazını kıldırmasına kadar kesmek caiz değildir. (Bayram namazı kılınmayan yerlerde, namaz vaktinden önce (fecr-i sadık’tan sonra) kesilmesi caizdir.) Aynî’nin beyanına göre bu hüküm, bayram namazı kılması vacip olan kimseler için geçerlidir. Kesimin son vakti ise, bayramın üçüncü günü akşamına kadardır. Eğer kurbanı kesemeden vakti geçerse, yani kişi, ‘Şu hayvanı kurban etmeye Allah’a ahdim olsun’ diyerek kendine vacip kıldığı, kendi mülkündeki bir hayvanı kurban edemezse, adamış olduğu hayvanı bizzat canlı olarak tasadduk etmesi gerekir. En faziletli tutum budur. Bunun yanında kendisini değil de kıymetini sadaka vermesi de caizdir. Aynı hüküm, hayvanı kestikten sonra etini –kıymetine denk olması kaydıyla- tasadduk etmesi halinde de geçerlidir. Eğer gerçek kıymetini karşılamıyorsa, daha fazlasını tasadduk etmelidir. Şayet o kurbandan herhangi bir et yerse, kıymetini ödemek mecburiyetindedir. Gabn-ı yesîr (hafif aldatma) ile satarsa, ücretini, gabn-ı fahiş (fahiş aldatma) ile satarsa fazlalılığı sadaka olarak verir. Aynı durum, fakirin kurban için satın aldığı hayvan için de söz konusudur. Zengin ise, satın almış olsa da olmasa da, fakirin aksine, vacip olan kurban yükümlülüğünden ötürü kıymetini tasadduk etmek mecburiyetindedir.
Soru-7: Kimlerin iki davar kesmesi vaciptir? Niçin?
Cevap: Kurban bayramından önce veya kurban bayramında, üzerine vacip olan kurbanı kasdetmeksizin bir davar adayan kimsenin iki davar kesmesi vaciptir. Aynı şekilde, adak veya kurban niyetiyle bir davar satın alan fakirin, kurban bayramı günlerinde maddi refaha kavuşması halinde, biri adaktan diğeri de zenginlikten ötürü olmak üzere iki davar kesmesi lazım gelir. İbn Abidin’in Haşiyesinde şöyle denilmektedir: “ Bedayi’de denir ki: Eğer zengin bir adam, kurban bayramında bir davar kesmeyi adarsa, bizim mezhebimize göre iki davar kesmesi gerekir. Biri, adaktan ötürü diğeri ise, İslam’ın üzerine yüklediği şer’î sorumluluktan dolayıdır. Ancak, ‘adak’tan maksadı üzerine vacip olan kurban ise, o zaman sadece bir davar kesmesi gerekir. Fakat bu sözü, kurban bayramı günlerinden önce söylemişse, tartışmasız iki davar kesmesi lazımdır; zira o vakitte söylenen adak ifadesinin[10], vacip olan kurban kasdıyla söylenmesi ihtimali yoktur. Çünkü bir şeyin zamanından önce vacip olması söz konusu değildir. Aynı hüküm, fakir olduğu halde daha sonra kurban günlerinde zenginleşmesi halinde de geçerlidir, o zaman da iki davar kesmesi gerekir.[11] Adı geçen kaynakta ayrıca şu kayıt da vardır: Fakirin, kurbanlık niyetiyle davar satın alması, vacip hükmünde sayılır. Bu da –Bedayi’de ifade edildiği gibi- örfen ‘kurban kesme’yi adamak demektir.[12]
Soru-8: Hangi kurbanların eti yenmez?
Cevap: Altı çeşit kurbanın eti yenmez. İbn Abidin, Haşiyesinde şöyle der: “ Netice olarak etine yenilmeyen hayvanlar, baştan itibaren adananlar, kurban bayramından sonra bizzat tasadduk edilmesi gerekenler, Bezzaziye’den naklettiğimiz gibi-ölen kimsenin vasiyeti üzerine kurban edilenler, bir görüşe göre fakirin satın almak suretiyle üzerine vacip olanlar, -Haniye’den aktardığımız gibi- kurbanlığın karnından çıkan yavrusu, ortaklarından birinin geçmiş kurbanını kaza etme niyetini taşıdığı yedi kişilik kurban. Bütün bu kurbanlar, fakirlere sadaka olarak verilmek durumundadır. Bu mühim açıklamaya dikkat et!.[13]
Soru-9: Vakti geçen bir kurbanlığın kazası nasıl olmalıdır?
Cevap: Bir adam, bizzat bir davarı adamış veya kurban olarak kesmek için satın almış olduğu halde, kurban bayramı geçmiş ve kurbanını/veya adağını kesememişse, canlı olarak tasadduk etmesi gerekir. Hayvanı kendisi kesse bile etinden yiyemez; zira kan akıtma vacibi, tasadduk vacibine dönüşmüş durumdadır. Eğer zengin olduğu halde herhangi bir adakta bulunmaksızın ve satın almamaksızın kurban kesme günleri geçmişse, kurbanlık olabilecek bir davarın kıymeti nisbetinde tasaddukta bulunur.[14]
Soru-10: Kurbanlık hayvanda aranan şartlar nelerdir?
Cevap: Kurbanlık hayvanın şartları şunlardır: Altı aylık olduğu halde, bir yaşını doldurmuş koyunların arasına girdiği zaman ayırdedilemeyecek kadar gösterişli olan kuyruklu koyunun kurban edilmesi caizdir. Deve, sığır ve davar cinsi hayvanlarda seniy ve daha üst yaşta olan hayvanların kurban edilmesi caizdir. Seniyy: develerden beş yaşını tamamlamış, sığır ve mandalardan iki yaşını bitirmiş ve davardan bir yaşını doldurmuş olan hayvana denir.[15]
Soru-11: Sığırın yedi kişi adına kurban edilmesinin caiz olmasının şartı nedir?
Cevap: Deve ve sığırın yedi kişi namına kurban edilmesi caizdir. Fakat bu cevazın, kurbana iştirak edenlerin Allah Teala’ya yakınlaşma niyetini taşımaları şartı vardır. Eğer hisse sahiplerinden biri ibadet kasdı ile değil de et niyetiyle iştirak ederse, kesilen kurban batıl olur. Zira bu amel, cüzlere ayrılmayı kabul etmeyen bir ibadet hükmündedir. Bu itibarla bir kısmı bile ibadet niyetiyle yapılmamışsa, tamamı geçersiz sayılır.[16]
Bir uyarı: Burada cevaz şartının, amelin tümüyle Allah’a ibadet kasdıyla yapılmasına bağlı olduğu anlaşılmıştır. Bu hüküm, hisse sahipleri içerisinde o yılın kurbanına niyet eden bir kimse yanında geçen yılın kurbanına kaza niyeti taşıyanların bulunması halinde de geçerlidir. Böyle bir durumda o yıl için niyette bulunanın kurbanı caiz, diğerlerininki batıl sayılır; sadaka kurbanı kesmiş olacakları için etini tasadduk etmeleri gerekir. Ayrıca –Haniye’de de belirtildiği gibi- o yılın kurbanı için niyet etmiş olanın da, paylarının şüyuundan[17] ötürü, hissesini sadaka olarak dağıtması gerekir. Çünkü zahiri itibariyle bu kurbandan yemek caiz değildir. Bu hususu iyi düşün. Öte yandan aynı veya değişik münasebetlerle ibadet niyetinin hepsine yahut bir kısmına vacip olduğu hallerde cevaz söz konusudur. Mesela, normal kurban, ihsar kurbanı (hacdan menedilme yahut geri kalma)[18], haccın avlanma yasağına rağmen avlanan kimsenin ceza olarak keseceği kurban[19], ihramlının başını traş olması halinde kesmesi gereken kurban[20], hacc-ı temettü ve kıran kurbanlarının hepsi ibadet kasdıyla kesilen kurbanlardır. Fakat İmam Züfer bu görüşe muhalefet etmiştir. Aynı şekilde hisse sahiplerinden bazıları, daha önce doğmuş olan bir çocuğunun akikasını kesme niyetiyle iştirak etmişse, niyet sahih olur. Zira burada çocuk nimetinin şükrünü eda etme niyeti vardır. İmam Muhammed bu husustan bahsetmesine rağmen, düğün yemeği (niyetiyle kesilen kurban) konusuna değinmemiştir. Aslında bunun da caiz olması gerekir; çünkü Cenab-ı Hakk’ın bahşettiği nikah nimetine şükür maksadıyla yapılmaktadır. Kaldı ki düğün yemeği, sünnetle sabittir. Buna göre kurban, Allah’a şükür yahut sünneti ihya etme niyetiyle kesilmişse, her ikisinde de ibadet kasdı var demektir.[21] |