| Hademe (Konuyu Başlatan)
Üyelik tarihi: 27.08.2006
Mesajlar: 5.463
Teşekkür etti: 10.822
Teşekkür aldı: 4.719 konuda 23.431 kere
|
Soru-12: Ölü namına kurban kesen kişi ne yapmalıdır?
Cevap: Ölü namına kurban kesen kimse, kendi kurbanına yaptığının aynısını yapar; ondan yiyebilir ve tasaddukta bulunabilir. Mülkiyet kesene ait olur, sevap da ölüye yazılır. Sadruşşeria Zeylai şöyle der: Tercih edilen görüş, ölünün vasiyeti gereği kurban kesilmişse, etinden yenilmemesi, aksi durumda yenilmesidir.[22]
Soru-13: On beş günlük ikamete niyet etmiş olan bir yolcunun kurban kesmesi vacip midir?
Cevap: Evet, vaciptir. Dürrü’l-muhtar’da şöyle denilmektedir: “Yolcu, üç gün boyunca farz namazların kısaltılması, mestlere meshetme, oruç tutmama, bayram, Cuma, kurban mükellefiyetleri ve hür kadının mahremsiz dışarı çıkma yasağı gibi seferilik hükümlerine tabidir.[23]
Soru-14: Kurban etinin (ortaklar arasında) tartılarak taksim edilmesi şart mıdır?
Cevap: Eğer yedi kişilik bir kurbana ortak olan hisse sahipleri, eti paylaşmak isterlerse tartarak taksim ederler. Aksi halde zorunlu değildir. Hatta bir adam kendisi, eşi ve çocukları için bir sığır alsa ve paylaştırmasa, caiz olur. Zira kurbandan maksat, kan akıtmaktır ki bu da zaten gerçekleşmektedir.[24]
Soru-15: Kurban edilmesi caiz olan ve olmayan hayvanlar hangileridir?
Cevap:
A. Kurban edilmesi caiz olanlar:
1. Doğuştan boynuzları olmayanlar
2. Kemiklerin ucuna kadar varmaması kaydıyla kırılma ve benzeri sebeplerden dolayı boynuzunu yitirmiş olanlar.
3. Bir yeri ateşle dağlanmış olanlar.
4. Kulağı yarılmış olanlar.
5. Doğuştan kulağı ve kuyruğu küçük olanlar.
B. Kurban edilmesi caiz olmayan hayvanlar ise; kulağının veya kuyruğunun çoğunluğu kesik, dişlerinin ekseri düşmüş ve doğuştan kulağı olmayanlardır.[25]
Soru-1: Leş, kan, domuz etinin ve Allah'tan başkası adına kesilenler ve boğularak ölen v.b. hayvanların haram oluşunun hikmeti nedir?
Cevap:
1. Leşin haram kılınmasındaki hikmetler:
a. Sağlam yaratılışlı varlık, leşten nefret eder ve tiksinir.
b. Müslümanın, her işini niyet ve irade ile yapmaya alışması.
c. Kendi kendine ölen canlının, müzmin, bulaşıcı bir hastalıktan veya zehirli bir ottan yahut buna benzer bir sebepten dolayı ölmesi ihtimali yüksektir. Bu sebepler zararından emin olunamaz.
d. Allah Teala, insan oğullarına leşi haram kılmakla diğer hayvan ve kuşlara rahmet olarak onlara, kendisinden gıdalanma fırsatını vermiştir.
e. İnsanın sahip olduğu hayvanları, telef olmalarına sebep olacak surette başıboş bırakmamasıdır.
2. Kanın haram oluşunun hikmeti ise; pis oluşu ve temiz yaratılışlı insanın ondan tiksinmesidir. Aynı zamanda leş gibi zararlı olması ihtimali de yüksektir.
3. Domuz etinin haram kılınmasındaki hikmetler:
Sağlam yaratılışlı varlıklar, domuzu pis sayar ve ondan nefret eder, uzaklaşır. Çünkü onun en çok sevdiği gıda, necaset ve pisliklerdir. Günümüz modern tıbbı da domuz etinin bütün iklimlerde, özellikle de sıcak iklimlerde zararlı olduğunu ispat etmiştir. Ayrıca domuz etinde öldürücü trişin mikroplar ve benzeri bir çok kurtçuk olduğu bilimsel deneylerle kanıtlanmıştır. Bazı araştırmacılar: Devamlı domuz eti yemenin, (eşleri başkalarından) kıskanma duygusunu zayıflattığını da söylerler[1].
4. Allah’tan başkası adına kesilenlerin haram kılınmasının illeti:
Allah’tan başkası adına boğazlanan, yani kesilirken put ve benzeri şeylerin ismi zikredilen hayvanlardır. Haram kılınmasının illeti, tevhid akidesinin korunması, imanın (her türlü şaibeden) arındırılması ve şirke karşı mücadelenin temini gibi sadece dini bir gayeye dayanır. İnsanı yaratan, yeryüzünün bütün varlıklarını kendisine amade kılan ve hayvanı onun hizmetine tahsis eden Allah, kendi ismini anmak şartıyla insanın hayvanı kesip ondan faydalanmasına müsaade etmiştir. Allah’ı ismini o esnada zikretmenin manası, bu canlı varlıkta bu işlemin ancak Allah’ın izni ve rızası ile yapıldığını ifade etmektir. Hayvan kesimi sırasında Allah’tan başkasının ismi zikredilmesi, Allah’ın bu izni ve rızası iptal edilmesi ve böylece kesilen bu hayvandan mahrum kalmaya müstehak olunması demektir.[2]
5. Boğulmuş, vurularak, yüksek yerden düşerek, başka bir havyan tarafından süsülerek ve yırtıcı bir hayvan tarafından parçalanarak öldürülmüş hayvanın hayvanların haram kılınmasındaki hikmet.
Bu tür leşlerin haram kılınmasındaki hikmet; zararlı olmasından başka daha önce zikrettiğimiz hususlardır. Burada diğer bir hikmet de göze çarpmaktadır: Hikmet sahibi Allah, hayvana dikkat etmeyi, ona acımayı ve onu korumayı insanlara öğretmektedir. İhmal edilip boğulmasına, yüksek bir yerden düşmesine sebep olmak ve onların birbirlerini öldürünceye dek dövüşmelerine fırsat vermek doğru değildir. Yine bazı katı kalpli çobanların yaptığı gibi hayvanları iki öküzü veya koçu birbirine karşı kışkırtarak, öldüresiye çarpıştırmak yanlıştır. Hayvanların ölmesi halinde, ceza olarak etleri bu nedenle haram kılınmıştır. Yırtıcı hayvanın parçalayıp yediği hayvanın haram oluşunun hikmetlerinden biri ve belki de birincisi; insana değer vermek ve onu hayvanların artıklarını yemekten tenzih etmektir.[3]
Soru-1: Şer’î boğazlamanın sırrı nedir?
Cevap: Bu boğazlama türünün sırrı, eziyet etmeden ve en kısa yoldan hayvanın ruhunu çıkarmaya sebep olmaktır. Bunun için keskin bir aletle boğaz kısmından kesme şartı koşulmuştur. Çünkü ölümü en çabuk şekilde sağlayan şey keskin alet, ruhun kolaylıkla ayrılacağı en uygun yer de boğazdır. Diş ve tırnakla boğazlamak, yasaklanmıştır. Zira bunlara boğazlama, hayvana işkence etmek demektir. Ayrıca Peygamber Efendimiz (s.a.v.) kurbanın rahatlatılması için bıçağı bilemeyi emretmiştir. Müslim’in Şeddad b. Evs’ten rivayet ettiği bir hadiste Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurur: “Allah, her hususta ihsanı (güzel ve eziyet vermeden yapmayı) emretmiştir. Öldürdüğünüz zaman güzel öldürün, boğazladığınız zaman da güzel boğazlayın. Bıçağınızı bileyerek kurbanınızı rahatlatın.” İbn Ömer’den naklen İbn Mace’nin rivayet ettiği başka bir hadiste de Peygamber Efendimiz (s.a.v) bıçakların bilenip hayvanlardan gizlenmesini emretmiştir. İbn Abbas’tan rivayet edilen bir hadise göre bir adam davarını yatırmış bıçağını biliyordu. Bunu gören Hz. Peygamber ona hitaben: “Onu iki kere mi öldürmek istiyorsun? Hayvanı yatırmadan önce bıçağını bilesene?” diyerek çıkışmıştır. Böylece İslam’ın bu konudaki temel prensibinin, insanın gücü yettiği oranda dilsiz/zavallı hayvana iyi muamele etmesi ve onu işkenceden kurtarması olduğunu görmekteyiz.
Soru-2: Ehl-i kitab’ın kilise ve bayramlar için boğazladıkları hayvanların hükmü nedir?
Cevap: Hayvanı boğazlarken kitâbînin, Mesih, Aziz gibi Allah’tan başka bir ismi söylediği duyulmazsa, onun kestiği helaldir. Fakat Allah’tan başkasını andığı işitilirse, bazı fıkıh alimlerine göre kestiği hayvanı yemek haramdır. Çünkü o, Allah’tan başkası adına kesilenlerden sayılır. Bir kısım alimler de: “Allah bizlere onların yiyeceklerini, -ne dediklerini çok iyi bilmesine rağmen- helal kılmıştır” demişlerdir. İmam Malik, ehl-i kitabın, kiliseleri ve havraları için kestikleri hayvanlar hakkındaki bir soruya şu cevabı vermiştir: “Sadece hoş görmem, ama haramdır diyemem”. İmam Malik’in hoş karşılamaması, Allah’tan başkasının adına kesilenlerden olması endişesiyledir ve takvadandır. Ona göre, ehl-i kitaba nisbetle Allah’tan başkası adına kesilenler, onların kendi ilahlarına yakınlık niyetiyle kestikleri ve etinden yemedikleri hayvanlardır. Fakat kesip yedikleri ise, onların yiyeceklerinden sayılır. Yüce Allah da şöyle buyurmaktadır: “Ehl-i kitabın yiyecekleri size helaldir”[1].[2]
Soru-3: Ehl-i kitab’ın boğazlama şeklinin bizimki gibi olması, yani boğazdan kesilmesi şartı var mıdır? Elektrik şokuyla bayıltma gibi yöntemlerle boğazladıkları hayvanların hükmü nedir?
Cevap: Alimlerin çoğunluğu bunu şart koşmaktadır. Ancak Maliki alimlerinin bir kısmının fetvasına göre ise bu şart değildir. Kadı İbn el-Arabî, Maide Suresindeki ayetin tefsirinde şunları söylemektedir: “Bu ayet, ehl-i kitabın av ve yiyeceklerini Allah’ın temiz diye vasıflandırdığının kesin bir delildir. Bu, mutlak helaldir. Tavuğun boynunu kırıp pişiren bir Hristiyanın bu tavuğunun yenip yenemeyeceği konusunda bana sorulan bir soruya: Yenebilir, cevabını verdim. Çünkü o, kendisinin yiyeceği olduğu gibi papazlarının ve rahiplerinin de yemeğidir. Her ne kadar o tavuk, bizce şer’î boğazlama sayılmıyor ise de Allah, onların yiyeceklerini mutlak surette bizlere helal kılmıştır. Dolayısıyla, onların kendi dinlerinde helal gördükleri her şey –Allah’ın onları yalanladığı şeyler müstesna olmak üzere- bizim için de helaldir.” İbn el-Arabî’nin açıklaması böyle. Netice itibariyle boğazlamanın müşterek manası: “Yenilmesini helalleştirmek niyetiyle hayvanın canını gidermeyi kasdetmektir”. İşte Malikilerden bir grubun görüşü budur. Bu bilgilerin ışığında, elektrik şokuyla bayıltma gibi yöntemlerle boğazlanmış bile olsa, ehl-i kitaptan ithal edilen tavuk ve sığır eti konservelerinin hükmünü çıkarmak mümkündür: Onlar bunu boğazlanmış ve helal olarak kabul ettikleri müddetçe, biz de konuyla ilgili ayetin umumi anlamına uygun olarak helal sayarız.[3]
--------------------------------------------------------------------------------
[1] Maide 5/ 5
[2] Kardâvî, a.g.e., s. 60 (Bu fetva, İmam Malik’in fıkhı, dini hassasiyeti ve takvası ile ilgili en bariz delillerden biri sayılır. Zira bazılarının bugün yaptığı gibi haram damgasını hemen vurmamış, onu hoş görmemekle yetinmiştir. Birbirlerine zıt iki umumi ifadeyi, yani Allah’tan başkasının adının anılarak kesilmesi ve ehl-i kitab’ın yiyeceklerinin helal oluşu hükümlerini bu şekilde birleştirmiş, orta bir yol bulmuştur.)
[3] Kardâvî, a.g.e., s.61
--------------------------------------------------------------------------------
[1] Kardavî, a.g.e., s. 45-46
[2] Kardâvî, a.g.e., s. 46
[3] Kardâvî, a.g.e., s. 47-48
--------------------------------------------------------------------------------
[1] Bu, genellikle avlanmada meydana gelir.
[2] İbn Abidin, a.g.e., c. 5, s. 186-187
[3] Mâide, 5/ 3
[4] İbn Abidin, a.g.e., c. 5, s. 196
[5] Haşiyetü’ş-Şiblî ala’z-Zeylaî, 5/ 292
[6] Haşiyetü’ş-Şiblî ala’z-Zeylaî, 5/ 292
[7] A’râf 7/ 157
[8] İbn Abidin, a.g.e., c. 5, s. 477
[9] Karadavî, el-Helal ve’l-haram fi’l-İslam, s.60
[10] Bu adak ifadesi şu şekilde olabilir: -herhangi bir işarette bulunmaksızın- bir davarı veya sığırı kesmeyi adadım veya şu davarı yahut şu sığırı kesmeyi adadım inşaallah. Yahut da: Şu davarı kurbanlık saydım diyebilir. Geniş bilgi için bkz., İbn Abidin, a.g.e., c. 5, s. 203).
[11] İbn Abidin, a.g.e., c. 5, s. 203
[12] İbn Abidin, a.g.e., c. 5, s. 204
[13] İbn Abidin, a.g.e., c. 5, s. 208
[14] İbn Abidin, a.g.e., c. 5, s. 204
[15] İbn Abidin, a.g.e., c. 5, s. 204
[16] Tuhfetu’l-fukaha, 3/ 120
[17] Şüyu: Paydaşlık, ortaklardan her birinin aralarındaki müşterek malın her bir cüzüne sirayet etmek üzere hisselerinin yayılmış olması halidir. (Erdoğan, a.g.e, s. 424) [M].
[18] Konuyla ilgili ayet: Bakara 3/ 196.
[19] Bkz., Maide 5/ 95
[20] Bkz., Bakara 3/ 196
[21] İbn Abidin, a.g.e., c. 5, s. 207
[22] İbn Abidin, a.g.e., c. 5, s. 207
[23] ?????????Binaye ala’l-hidaye, 2/ 741, 757
[24] İbn Abidin, a.g.e., c. 6, s. 317
[25]Alaüddin Muhammed, Alâiyye, s. 181 |