| ................. (Konuyu Başlatan)
Üyelik tarihi: 27.08.2006
Mesajlar: 15.413
Teşekkür etti: 27.020
Teşekkür aldı: 12.016 konuda 43.370 kere
|
XP yüklüyse bilgisayarında, sanırım onda Arapça dil seçeneği var;
Yukarıda, görünüm den dil kodlaması bölümünden arapçayı işaretlersen sanırım görebilirsin aslından..
Yine de ekleyeyim buraya;
Kaynağını bilmiyorum..Olay hep anlatılır, çok duydum hatta mail gruplarında da dolaşıyordu bir ara..
Epey oldu, aynı hadiseyi Amr Halid'ten dinledim iqra tv'nde..Yine bir arapça sohbette bir abla da aynı şeyi nakletti..
Ondan sonra -hem bizde hem burada anlatıldığına göre- sahihtir diye düşündüm..Allahu a'lem
"Ya Vedud!, Ya Vedud! Ya Ze'l–arşi'l–mecid! Ya Mubdi, Ya Mu'id! Ya Fe'aalun lima yürid! Es'eluke bi–nuri vechikellezi mele'e erkane arşik ve es'eluke bi–qudretikelleti qadderte biha khalkik ve bi–rahmetikelleti vesiat kulle şey. La ilâhe illâ ente. Ya Muğis, eğisni! Ya muğis, eğisni! Ya muğis, eğisni!.."
Yukarıdaki Arapçasında "Ya muğis" i bir kez yazmış ve 3 kez tekrarlanır diyor.. Gök kapılarını titreten dua
Asr–ı Saadet'te ticaretle uğraşan bir tacir mü'min vardı. Bu tacir ticaretinde helâlı haramı gözetir, Allah ve Resûlü için bu ticareti yapar, herkesin hakkına riayet ederdi. Çoğunlukla da ticaretini Şam ile Medine arasında gerçekleştirirdi. Çoğunlukla ticaret kervanları ile hareket etmez, tek başına yolculuk yapmayı severdi. Bir alacağını almış, satacağını da satmış ve Şam'dan Medine'ye doğru hareket etmişti. Epeyce yol almıştı ki, baştan aşağı silâhlı bir eşkıya ile karşılaştı. Eşkıya bu mü'min taciri tehdit etti:
"Mallarını şuraya indir, develerini de şu ağaca bağla."
Mü'min tacir:
"Mallarım senin olsun, beni bırak gideyim."
"Bugüne kadar soyup da öldürmediğim kimse yok. Senin hem mallarını alacağım, hem de canını."
"Madem beni öldürmeye kararlısın, senden son bir talebim var."
"Söyle talebini."
"Ben müslümanım, abdest alıp, iki rekât namaz kılayım, ondan sonra beni öldür."
Eşkıya izin verir. Tacir önce abdestini alır, sonra da iki rekât namaz kılar ve ellerini Rabbine açar:
"Ya Vedud!, Ya Vedud! Ya Ze'l–arşi'l–mecid! Ya Mübdi, Ya Mu'id! Ya Fe'aalün lima yürid! Es'elüke bi–nuri vechikellezi mele'e erkane arşike ve es'elüke bi–kudretikelleti kadderte biha halkake ve bi–rahmetikelleti vesiat külle şey'in. La ilâhe illâ ente. Ya Muğis, eğisni! Ya muğis, eğisni! Ya muğis, eğisni!.."
Mü'min tacirin duası bitmişti ki, çok garip bir hâdise meydana gelir. Birden beyaz bir at üstünde yeşil elbiseli, elinde de harbe olan bir süvari peyda oldu. Eşkıya şaşırmış, ne yapacağını bilemez bir durumda idi. Eşkıya, taciri ve malları unuttu, bu ortaya çıkan süvariye saldırdı. Süvari bir darbe ile eşkıyayı yere düşürdü. Süvari tacire dönerek:
"Öldür bu eşkıyayı" dedi.
"Ben hayatımda kimseyi öldürmedim, insan öldürmeyi hoş görmem, beni bağışla." dedi. Sonra süvari eşkıyayı bir darbe ile öldürdü.
Tacir sordu:
"Sen kimsin?"
"Ben üçüncü kat gökte duran bir meleğim. Bu adamı öldürmeyi Allahu Teâlâ bana nasip etti. Sen namazından sonra ellerini kaldırıp duaya başladığında, gök kapılarının çalındığını duyduk, öyle şiddetle çalınıyordu ki, mühim bir hâdisenin olduğunu anladık. İkinci defa dua ettiğinde gök kapıları açıldı. Üçüncü defa dua ettiğinde, Allahu Teâlâ, Cebrail'i görevlendirdi. Cebrail şöyle dedi: "Dua eden falan mü'mini kim kurtaracak?" Ben talep ettim ve beni görevlendirdiler. Ey Allah'ın mü'min kulu! İyi bil ki, senin yaptığın bu duayı kim yaparsa Allahu Teâlâ onun sıkıntısını giderir, ona yardım eder."
Bu hâdiseden sonra mü'min tacir yola koyulur ve Medine'ye varır. Soluğu Kâinatın Efendisinin huzurunda alır ve başından geçen hâdiseyi anlatır. Taciri dinleyen Kâinatın Efendisi şöyle buyurur: "Muhakkak ki, Allahu Teâlâ sana esma–i hüsnayı telkin etmiş. O isimlerle Allahu Teâlâ'ya dua edilirse, istenen verilir." |