Eğer biz bu Kur'an'ı bir dağa indirseydik, muhakkak ki onu, Allah korkusundan baş eğerek, parça parça olmuş görürdün. Bu misalleri insanlara düşünsünler diye veriyoruz.
Haşr-21
İnsanoğlu sabaha çıkıp güne başladığında bütün organları diline yalvararak şöyle derler:Hakkımızda Allah’tan kork. Çünkü bizim doğru yönde ilerlememiz ancak seninle mümkündür. Sen doğru çizgide olursan,biz de doğru çizgide oluruz.Sen doğru yönden saparsan,biz de saparız.
Tirmizi
GİrİŞ Yap
Online Üye
Şuan Forumda: 81 (29 Kayıtlı ve 52 Misafir) bulunmaktadır.
Admin ::
S.Mod ::
Mod ::
Yazarlar ::
İmtiyazlı Üye
Önce tarihin içinden bir anektod:
Fatih Sultan Mehmed, Mahmud Paşa'yı vezir-i azamlıktan (başbakanlıktan) uzaklaştırır. Bir süre sonra tekrar aynı makama getirilince, Mahmud Paşa dayanamaz, Padişah'ın sebebini sorar:
“Affınıza sığınırım amma Hünkârım, padişah aynı padişah, devlet aynı devlet, Mahmut aynı Mahmut olduğuna göre, önce sadaretten alıp birkaç ay sonra yeniden makama getirmenizin esbab-ı mucibesi n’ola?”
Padişah'ın cevabı ibret vericidir:
“Arnavutluk’ta Nasuh Beyin ahaliye zulüm ittüğün duyduk. Eğer bundan haberin yoğ ise, memalik ef’alinden [memlekette olup bitenlerden] gaflettesün dimektür. Haberin var da def’i yolun tutmamış isen, (gidermeye çalışmamışsan) zulme rıza ittün sayılur. Ne gaflet ne de zulm ile vezarette muvaffak olunamaz. Vezir olana kemal lâzımdur. Vezarette kemalât olmazsa, umran (medeniyet) ve imaret de olmaz. Seni anın içün azlettuk. Lâkin senden elyak (daha lâyık) vezir bulamadığumuzdan, tekrar nasbeyledük.”
İşin özeti, Fatih döneminde bile kaht-ı rical (yetişmiş adam kıtlığı) varmış.
Bir de bugünümüze bakın. Şovmenden, şaklabandan, medyumdan, falcıdan, düzenbazdan ve her anlamda canavardan geçilmiyor…
Yüzünde muhabbet açmış, gözlerine bahar gelmiş, işinin ehli insan yok denecek kadar az…
Zaten kimse hayata derin bakmıyor, baksa bile yüreği yetişmediği için derinliği görmüyor…
Arkadaşlıklar sathi, dostluklar geçici, bilgiler değişken, birliktelikler yapay…
Aşklarda bile eski tat kalmamış.
Kısacası, hayatı yüzeysel yaşıyoruz.
Yüzeysel yaşadığımız için de tutkusuz, hedefsiz, gayesiziz. Hâlâ geleceğimize ilişkin plân yapsak bile, sonuna kadar gitme cehdimiz yok…
Tabii her işimiz yarım kalıyor…
Bu konuda keşke Kel Akbabalardan ders alabilseydik.
•
“Yaşam Bir Avuç Gül, Bir Tutam Diken” (Nesil Yayınları, 0212 551 32 25) isimli kitabımda da yer alan bilimsel bir gerçeği burada da paylaşmak isterim…
Kel Akbabalar kemik iliği yemeyi pek severlermiş...
Ancak gaga yapıları kemiği kırıp içindeki iliğe ulaşacak güç ve şekilde olmadığı için, kolay kolay istediklerini elde edemezlermiş…
Yine de kendilerine kemik iliği ziyafeti çekmekten vazgeçmezlermiş. Sabırla çalışır çabalar, kemik iliğine ulaşana kadar ellerinden geleni yaparlarmış. Sorunu nasıl çözerlermiş biliyor musunuz?..
İliğini yemek istedikleri kemiği gagalarına alıp yükseklere çıkar, kayalık bir yerin üzerine gelince gagalarındaki kemiği kayaların üzerine bırakır, hızla yere düşen kemik kırılırsa iliği keyifle yerlermiş...
Ancak bazı kemikler öyle sert olurmuş ki, Kel Akbabalar, beş-on kez aynı işlemi tekrarlamak, yani sert kemiği yükseklerden kayaların üzerine bırakmak zorunda kalırlarmış…
Hiç yüksünmeden ve umutlarını asla yitirmeden aynı işlemi tekrarlarlarmış.
Hayatı keşfetmek ve hayatın güzelliklerini fark etmek için gereken sabrı gösteremeyenler, hayatın kıyısında çırpınmayı yaşamak zannederler.
•
Hayat gerçekten de bir “rahmet denizi”dir…
Ve her anı, büyük bir ikramdır…
İkrama ulaşmak için çabalamak şart.
•
Fatih dönemi, tabii ki hayatın rikkat, şefkat ve dikkatle yaşandığı bir dönem…
En azından insanlar, bir birlerinden ve tabiattan bu kadar kopuk değil…
Her şey daha ağır, daha aheste yürüyor…
Böyle bir ortamda insan kendini yetiştirecek zamanı bulabiliyor.
Şimdikilerin böyle bir zamanı yok. Zamanımız olmadığı için de, sabrımız yok.
Sabırsızlık hızlı harekete zorluyor insanları…
Ve hayatı hızla yaşarken, bir birimizin yüreğine basıp incitiyoruz.
•
Hiç sebep olmadığı halde sırf zevk için seri cinayetler işleyen delikanlının babası, “Öyle bir oğlum yok artık” diyor, “onu asın.” (27. 10. 2006 tarihli gazeteler)
“Asılacak adam” yetiştirmek, bir baba için ne büyük ceza Allah’ım!
Hiç sebep olmadığı halde sırf zevk için seri cinayetler işleyen delikanlının babası, “Öyle bir oğlum yok artık” diyor, “onu asın.” (27. 10. 2006 tarihli gazeteler)
“Asılacak adam” yetiştirmek, bir baba için ne büyük ceza Allah’ım!
Ana baba için bundan büyük zulüm olamaz!..
Allah muhafaza etsin..